Toplam yorum: 3.284.947
Bu ayki yorum: 6.453
E-Dergi
Sinan Civelek Tarafından Yapılan Yorumlar
II.Abdülhamid üzerine yazılan çizilen çalışmaların hadli hesabı bulunmamaktadır. Yeri gelmiş son dönem Osmanlı Tarihinin üzerinde en çok tartışılan konularından biri olmayı başarmıştır. Yaklaşık yüz yıldan beri II.Abdülhamid’in Ulu Hakan mı yoksa Kızıl Sultan mı olduğu Türk Modernleşmesi Tarihi açısından bile tartışılan ana konuların başında gelmektedir. Nitekim bu kadar çok tartışmalara ve kaynaklara rağmen II.Abdülhamid’in döneminin tam açıklığa kavuşturulması mümkün olmamıştır. Bunun nedenleri arasında II.Abdülhamid’in Osmanlı Devleti’nin tahtına devletin durumu çok hassasken geçmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim bu yüzden de farklı farklı kaynaklarda ya II.Abdülhamid övülmekte ya da yerden yere vurulan bir politika belirlediği varsayılmaktadır.Aslında bu durum tarihçilerin kendi görüş açılarına göre yorum yapmalarından kaynaklanmaktadır. Her şeye rağmen üzerine bu kadar kitap yazdırmayı başarmakta büyük bir başarı değil midir?
II. Abdülhamid dengelere oynama politikasını gerçekleştirebilmek için tüm Avrupa’yı ve Devlet-i Ali’yi kapsayan bir hafiyelik sistemi kurmuştur ve Yıldız Sarayı’nı bir Jurnalcilik merkezi haline getirmiştir. İkili görüşmelerden önce amacı diğerleri hakkında istihbarat toplamaktı. “Hafiyeleri arasında her milletten mensup kişiler bulunmaktaydı ve bunları kendi içinde rütbelere dahi ayırmıştı ve yüksek rütbeli hafiyeler İstanbul’daki kumarhanelerden pay alırlardı.”33 Şahsını ve saltanatını korumakta diğer bir amacı olduğu kesindi
Osmanlı Devletinin içindeki adları Yeni Osmanlılar olarak bilinen bazı ihtilalci şahsiyetlerin, Avrupa’da ki adları ise Jön Türklerdir. Yani bir nevi entelektüel kişilerin oluşturduğu hareketin insanlarına o dönemde Jön Türk denmekteydi. Daha sonra ise bu Jön Türkler İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Yeni Osmanlılar hareketinden yararlanmış olduğunu ancak tam manasıyla bu Jön Türk Hareketiyle, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin birbiriyle örtüşmüş bir mana çıkarılmaması gerektiğini öncelikle belirtmekte fayda görüyorum. Yeni Osmanlıların amacını ortaya koymamız halinde bu durumu daha net bir şekilde anlayabiliriz. Ancak bu hareketin II.Abdülhamid tarafından 1877 yılında dağıtılmasından sonra bile faaliyetlerini yurt içinde el altından ve Avrupa’da açık bir şekilde devam ettirmişlerdir. Her şeye rağmen bu hareket akımı daha sonra bulundukları faaliyetler neticesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temelini oluşturmuşlardır dersek pek abartı yapmış olmayız.
Büyük ölçüde ilkin Yeni Osmancılık akımı Fransız Devriminden, Scalieri Komitesi Hareketinden etkilendiğini ve insan haklarına uygun bir ortam yaratmak için devrimci bir görüşle yola çıkmışlardır. Amaçlarını ise şu şekil özetleyebilmemiz mümkündür; “hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde mutlak monarşiye karşı anayasacılık, anayasacılığın yanın da yerli burjuvazinin önüne açacak kontrollü bir iktisadi liberalizm ve bir Osmanlı vatanı sağlama fikrini esas almışlardır.”57 Bir nevi kuvvetler ayrılığına dayalı sistem oluşturmak istiyorlardı. Daha bu yönüyle bile II.Abdülhamid’in Osmancılık Politikasından ayrılıyordu. Abdülhamid’in Osmancılık Politikası mutlakıyet olarak kendi idaresine dayanıyordu
İngiltere’nin hasta adam olarak nitelediği Osmanlı üzerindeki temel düşüncesi 19. yüzyıl boyunca şu yöndeydi; “Hasta adam ölmemeli idi, ama iyileşmemeli idi de, ağızlarında insaniyet ve medeniyet kelimeleri dolaşan üzgün tavırlı doktorlarda onların verdikleri reçeteleri hazırlamaya hazır eczacılar da her hareketini, gözlerini diktikleri hastanın başında bekliyorlardı.”
Ortadoğu’da, her ne kadar İngiltere gibi 20.yüzyılın en büyük siyasi gücü mandater rejimi kurmaya çalışsa da demokrasi yönünden büyük adımlar yerli halk tarafından atılmaya başlanmıştır. Ancak önlerinde iki büyük engel vardı; ilki emperyalist İngiltere, diğeri de Ortadoğu’da iktidar sahiplerinin otoriter yapılarını sürdürmek için İslam’ın tüm etkisini kullanmaya çalışmaları. Yani şunu unutmamak gerekir ki Ortadoğu’da özgür bir hakimiyet kurmak çok güçtür. “İster Monarşi, ister Cumhuriyet olsun; bölgedeki rejimler bağımsız örgütlenmelere karşı oldukça tutarlı bir şekilde hoşgörüsüz davranmışlardır.” 55 Ortadoğu’da ki bütün ülkelerin ortak özellikleri budur bile dememiz pek yanlış olmaz sanırım.
Ayrıca bölgedeki diğer önemli sorunda Birinci Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’da hızlı bir şekilde nüfus artışı boy göstermeye başlamıştır. Bunun sonucunda da günümüze kadar devam edecek olan işsizlik oranında hızlı bir artış da aynı oranda seyir gösterecek olmasıdır.Daha da önemlisi ileriki yıllarda konut yetersizliğinin oluşması,kamu hizmetlerinin toplumun sadece belirli kısmına hitap etmesi gibi nedenler yüzünden bu ülkelerin geleceği büyük tehdit altına girmektedir. Nitekim İngiltere bu topraklar üzerindeki mandater rejimini kurarken Milletler Cemiyeti huzurunda bu gerçekleri göz önüne sererek, gelecekleri için bu ülkelerin himayesi altında uzunca süre kalmaları gerektiğine meşru kılıf uydurmaya şansını bulmuş oldu. Birçok çatışmaların göbeğinde olan bir bölge için bu gerekçeler o tarih için ne kadar doğru günümüz Ortadoğu’suna bakmak gerekir.