Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Sinan Civelek Tarafından Yapılan Yorumlar

10.12.2004

Sömürgeci ülkeler Birinci Dünya Savaşı daha devam ederken yaptıkları antlaşmalar da olduğu gibi, sömürgeci faaliyetlerinin işleyişlerini tarih boyunca en ‘titiz’ şekilde gizlemişlerdir. Dahası giriştikleri her emperyalist harekete; Ortadoğu’nun geriliğini hatta dinini kılıf olarak göstermişlerdir.19. yüzyılın sonlarında Ortadoğu’daki insanlar kapitalizm ve emperyalizm karşıtı akımları destekleyerek bağımsızlık hareketlerini din olgusuyla birleştirmişlerdir.
10.12.2004

Ortadoğu’daki uygarlıkların tanınmasından hemen sonra, batı uygarlıklarının bilim adamları önemli konulardaki görüşlerini değiştirmeye başlamışlardır. Bu tarihlerde Ortadoğu’da hakim din inancı islamiyetin bu değişmelerdeki rolü yadsınamayacak kadar çoktur. Aslında, ”Ortadoğu egemenlik sistemleri geleneğinde askeri örgütlenme ve militer değerlerle bütünleşmiş bir gelenek vardır.”1 Bunu tarih boyunca Ortadoğu’da birçok Müslüman ülkelerde görmek mümkündür. Her ne kadar Batı’lı emperyalist ülkeler tarafından bu durum bağnazlıktır şeklinde yorumlansa da, kendi çıkarlarına zarar geldiği için böyle nitelendirme yolunu seçmektedirler. Bunu özgürlük savaşçıları olarak niteleyeceğimiz milliyetçilerin emperyalist ve mandacı yönetimlere karşı verdiği mücadeleden bahsederken daha somut şekilde anlayacağız. Özellikle Arap Milliyetçileri 18. yüzyılda Osmanlı yönetimi altındayken bunu anlamakta zorluk çekmiş olsalar da, Birinci Dünya Savaşından hemen sonra Emperyalist güçlerin ülkelerinde mandater rejim kurmayı hedeflemeleri karşısında direnmek için islamiyetin başlangıç ilkelerine dönülmesi gerekildiğini anlamışlardır. Çünkü, batı sömürgeciliği Müslüman Ortadoğu toplumlarındaki gelişmeleri kendi kültürlerini empoze ederek değiştirmeye çalışmışlardır. Tarih boyunca değişik zamanlarda düzenledikleri Haçlı Seferleri bunun en açık örneğidir. Haçlı Seferleri, “Müslümanların elinde bulunan kutsal yerlerin kurtulması amacıyla başlatılan bu seferler tamamen emperyalist içerik taşıyordu.” 2 Yani, sömürgeleştirme siyasetinin en büyük destekçisi olan Kiliseyi, Batılı Devletler en aktif biçimde kullanmışlardır.
10.12.2004

Ekonomik, askeri, sosyal ve dini olarak jeopolitik önem taşıyan Ortadoğu, Birinci Dünya Savaşına kadar İran hariç Osmanlı egemenliği altındaydı. Dini önem taşımasında Hz.Muhammed’in Miraç yolculuğuna Ortadoğu toprağı olan Kudüs’te başlamış olmasının etkisi son derece fazladır. “İnsanlığa barış ve huzur vaat eden üç büyük dinin (Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik) ve uygarlığın beşiği, jeopolitik bakımdan çok önemli olan Ortadoğu’nun merkezinde yer alan Filistin ve çevresinde uluslararası rekabetin yoğun olduğu ve zaman zaman bu rekabetin savaşlara yol açtığı görülmektedir. 4 Osmanlı Kudüs ve çevresinde, dini özgürlük tanımış,insan hak ve özgürlüklerine kendi milleti insanına verdiği haklardan daha fazlasını vermiştir.
10.12.2004

Sömürgeci ülkeler Birinci Dünya Savaşı daha devam ederken yaptıkları antlaşmalar da olduğu gibi, sömürgeci faaliyetlerinin işleyişlerini tarih boyunca en ‘titiz’ şekilde gizlemişlerdir. Dahası giriştikleri her emperyalist harekete; Ortadoğu’nun geriliğini hatta dinini kılıf olarak göstermişlerdir.19. yüzyılın sonlarında Ortadoğu’daki insanlar kapitalizm ve emperyalizm karşıtı akımları destekleyerek bağımsızlık hareketlerini din olgusuyla birleştirmişlerdir.
10.12.2004

Birinci Dünya Savaşının başlamasından hemen sonra Emir Hüseyin kendini Arap ülkelerinin Kralı olarak ilan etmesiyle birlikte Arap yarımadasında Abdülaziz İbn Suud ile amansız bir yarışa giriştiler. Zaten Irak’ın, Ürdün’ün ve Hicaz’ın kendi kontrolü altında bulunması Emir Hüseyin’e Arap Dünyasında büyük bir öncelik tanıyordu. Bu yüzden aralarında sürekli sınır anlaşmazlıkları oluyordu.
Türkiye’de halifeliğin kaldırılması üzerine, 7 Mart 1924 tarihinde Emir Hüseyin’in kendisini halife ilan etmesiyle birlikte İbn Suud bu duruma tepki gösterdi. Nitekim İbn Suud’un Kuvvetleri Mekke’yi ele geçirdi. Bu esnada Fransa’da İbn Suud’u, Emir Hüseyin’e karşı destekliyordu. “Bunun üzerine Abdülaziz İbn Suud kendini Hicaz Kralı ve Necd Sultanı ilan etti.”100 Bu sırada zaten Emir Hüseyin İngiliz yardımıyla Kıbrıs’a kaçmıştı.