Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

10.05.2020

Üzerine söylenebilecek ‘yeni bir şey’ olmayacağı için kısaca anlatıp kapatacağım bahsi.

Kafkasya’nın bir köyünden ‘esircilerin’ eline düşen küçük bir kızdır Dilber. Zayıf, çelimsiz, yalnız bir kız.

Sayfalar ilerledikçe Dilber’de aileden aileye, coğrafyadan coğrafyaya göç edip duracaktır.

Söz gelimi ‘bir memur’ halayığı da olacaktır, bir ‘konak’ halayığı da.

Bu geçişlerin son durağı ise Mısır ve bir aşk macerasıdır.

Samipaşazade Sezai baba konağındaki kişisel gözlemlerinden fazlasıyla yararlanıyor aslında kitabını yazarken. O da bir paşa çocuğu nihayetinde.

Evet, eser devrin yaygın kurumu ‘tutsaklık-kölelik’ anlayışına bir başkaldırı olmasına rağmen uygulama konusunda cesur adımları getiremediği için realizmini kaybediyor belki de.

Her şeye rağmen bir mesajı var Sezai’nin.

‘Ticaretin insanla yapılanı’, ‘sosyal sınıflar arası dengesizlik’, ‘konak hayatı’ gibi birçok konuya parmak basmasıyla takdir edilesi naçizane.
08.05.2020

Oktay Akbal vefatına kadar Yeni Sabah, İkdam, Cumhuriyet ve Milliyet de dahil olmak üzere birçok gazete-dergide yayımladı yazılarını.

Bu yazın serüveninde romandan hikayeye, denemeden söyleşiye kadar birçok tür yerini aldı.

Elinizdeki eseri 1957 yılında yayımlanıp 1958 yılında Türk Dil Kurumu ‘roman ödülü’ kazandırıyor Akbal’a.

Günümüz okurları onun eserlerine uzak olsa da o edebiyatın bir köşesinde yer edinmişti aslında.

Suçumuz İnsan Olmak, ismine ne de yakışan bir roman.

Nuri. Felsefe mezunu bir devlet memuru. Evli ve iki çocuk babası.

Nedret. Sarhoş bir baba ve biçare annenin mutsuz çocuğu. Mutluluğu kendinden 18 yaş büyük doktor Hamdi’yle evliliğinde aradı belki de.

Nuri’nin yalnız yürüyüşlerinin birinde şans eseri bir dairenin penceresinden gördüğü Nedret ve ona beslediği aşkın safhaları anlatılıyor burada.

Yasak bir aşkın, ‘bencil mutluluk arayışı’ olarak tanımlayabileceğimiz bir kitap var elinizde.
07.05.2020

İlk sayfalarında kitaba da adını veren Deli adlı piyesle karşılıyor bizi yazar.

Meşrutiyet yönetimi sonrası bilincini kaybedip bu bilinci Cumhuriyet sonrası Türkiye’de kazanan Maruf Bey’in durumu alaylı ve mizahi bir dille anlatılıyor.

Devamında büyük Ankara yangınına (1916) ve çeşitli icatların gelişimine değiniyor.

Karacaoğlan için özel bir başlık açıp onun kaleme aldıklarından alıntılarla iyi bir edebiyat tarihçisi olduğunu da gösteriyor.

Son olarak şu cümleleriyle:

“Eli neye sürülse tahlilini yapmak isteyen bir kimyager farz ediniz; ben ona döndüm. Kalemime bir Türkçe kelime dolaştı mı ayıklamadan yapamıyorum; rahatım da kaçıyor.”

anlatmış olduğu sözcüklere takıntılı halini farklı örneklerle pekiştirip sonlandırıyor kitabı.

Çok şey katacak. Buyurun.
06.05.2020

Olma Sanatı’ başlığıyla giriş yapıp neleri anlatmak istediğini yazan Erich Fromm, kitabını 6 bölümde sonlandırıyor.

Özellikle ‘olmak’, ‘sahip olmak’, ‘sahibi olmak’, ‘öz-farkındalık’ ve ‘oto-analiz’ kavramlarına değiniyor.

Ve eserinin ‘kişisel gelişim’ ürünleri arasında değerlendirilmesinden korktuğunu şu şekilde dile getiriyor:

“İnsani gelişim”, “gelişme potansiyeli”, “kendini gerçekleştirme”, “düşünmeye karşı deneyimleme”, “şimdi ve burada”, ve benzeri pek çok ifade çok sayıda yazar ve grup tarafından ucuzlatılmış reklam sloganı haline bile getirilmiştir.

Bu durumda okurun benim dile getirdiğim bazı düşünceleri, sırf bazı sözcükler ortak diye benimkinin zıddı anlam taşıyan başka düşüncelerle ilişkilendirilmesinden endişe duymakta haklı değil miyim?

Onu okuyor olmak bazen zor bir hal alsa da sabırlı olup size katacaklarının tadını çıkarmalısınız. Buyurun.
05.05.2020

“Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.”

Yaşama Uğraşı adlı günlüğünün son cümleleri yukarıdakilerdi. Ve bunları yazdıktan 9 gün sonra bir otel odasında yaşamına son verdi Pavese.

Yalnızlık ve hüzün kavramlarını her andığımızda o akla gelen ilk isimlerden galiba. Tezer Özlü okurları da onu çok çok iyi tanıyor zaten.

1947 tarihli eseri, Yoldaş. Roman, ‘işsiz, eğitimsiz, tek yeteneği gitar çalmak’ olan Pablo çevresinde şekilleniyor.

Onun İtalya’nın taşra bir kentinden merkeze gelişi sonrası gelişiyor olaylar. Öncesinde tanımış olduğu ve sonradan tanışacağı arkadaşları ile akıcı bir hal alıyor.

Mussolini’nin ‘faşist’ uygulamalarından rahatsız olan bir grup gencin ‘okuma, bildirme ve eylem’ mesajlı adımları var burada.

Pablo, Linda, Guiseppe, Gina, Scarpa ve diğerleri.

Yeni güne dair umutlarını kaybedip yaşamına kendi elleriyle son veren bir yazardan ‘umuda dair’ bir roman.