Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

05.05.2020

El yazmalarını okuyup derleyenlerin farkettiği en büyük farklılık Pessoa’nın neredeyse her yazdığı eser için ‘ayrı bir kimlik ve isim’ yaratmış olduğuydu.

İlkel doğa şiirleri yazan bir şair, pagan bir hekim, Yunan şairi ve dahası.

Pessoa’nın şaheseri diyebiliriz sanırım. 1913 yılında başladığı yazım süreci vefat edeceği 1935 yılına kadar uzanıyor.

Bir günce olarak da okuyabilirsiniz; eserinin girişine yazdığı gibi ‘olaysız bir özyaşamöyküsü’ olarak da.

Çürümenin Kitabı ve Böyle Söyledi Zerdüşt sonrası aynı hissi yaşatan ender kitaplardan olduğunu düşünüyorum naçizane.

Tarihe, edebiyata, sanata, insana, insan ruhuna, yalnızlığa, kimsesizliğe, duyarsızlığa hadsizliğe. Hepsine değinecek Pessoa.

Ve seslenecek bizlere:

“Ama sözlerimin karşısında titreyen tek bir ruh var mı? Beni duyabilecek tek bir varlık var mı, benden başka?”

Duymak ister misiniz?
Buyurun.
30.04.2020

Cunningham 1952 doğumlu Amerikalı bir yazar, öğretim görevlisi. Eserini 1998 yılında kaleme alıyor ve 1999 yılında Pulitzer ödülünü kazandırıyor ona #k:126183.

Eserinde üç ayrı zaman diliminde, üç ayrı kadın mevcut.

Clarissa Vaughan. Newyork. 21. yy sonları.

Virginia Woolf. Evet yazar olan. Londra. 1923.

Laura Brown. Los Angeles. 1949.

Ortak özellikleri yaşama bir türlü ‘tutunamıyor’ olmaları. Eser kapağında yazdığı gibi ‘muallakta’ kalmış bir yaşam onlarınki.

Yazar, bölüm bölüm ilerliyor. Anlatısını sürekli yukarıdaki isimleri değiştirerek gerçekleştiriyor ve Clarissa üzerine yüklediği kurgusunu Virginia Woolf ve bilindik eseri #k:119065 üzerinden yürütüyor.

Yaşam, ölüm, umut, intihar. Çok şey var burada.

Saatler ilerledikçe hayata tutunmakta zorluk çeken üç kadın var gözlerinize bakacak olan.

Etkileyici kurgusuyla şans vermelisiniz.
30.04.2020

Onun eserlerini bir bir okurken ciddi manada özgün bir kalem ve hayat olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Edebi ürünlerde ‘argo ve cinsellik’ takıntısı olan varsa ne kendini ne de Bukowski’yi yorsun. Kitabın kapağını veya bu incelemeyi kapatıp köşesine çekilsin. Biz sevenleriyle devam edelim.

Sanırım onu en iyi yine kendi cümleleri ifade ediyor:

“ Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları.

Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim.

Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam. “

1972 tarihli Bukowski eseri. Birçok yazar da olduğu gibi Bukowski de yaşamından damıtıyor yazdıklarını.

Bu kitapta 18 hikaye-anlatı bulacaksınız. Çokça alkol. Çokça kadın. Çokça argo. Ve tabiki edebiyat.

Dile getirilmekten korkulan ‘ötekileri’ yazıyor Bukowski
28.04.2020


“Kitabımda temel motif olarak yer alan anlatıların yarıda kesilmesi olgusu bu belirgin anlam ve sınır içinde yer alır ve sanatta ve edebiyatta bambaşka bir olgu olan ‘bitmemiş’ sorunsalı ile ilgisi yoktur.

Belki de şöyle söylemek daha doğru olur: Burada söz konusu olan ‘bitmemiş’ değil, ‘yarıda kesilerek bitirilmiş’ olandır.”

Bu ifadeleri kullanıyor eseri için Calvino. Neden böyle söylüyor peki? İçerisinde yarıda kesilerek bitirilmiş ‘10 roman’ başlangıcı okuyacaksınız aslında.

Postmodern edebiyatın kült metinlerinden. Bir okur olarak sizleri eserinin kahramanı yapıyor Calvino.

Ve bu okuma sürecinin her satırında eserin diğer sayfalarına ve hikayelerine göndermelere yer veriyor.

Postmodern metinler için çokça kullanılan bir cümle olarak ‘zamanın içine sıkışmadan yaratılan bir zaman’ söz konusu.

İnceleme aşamasında elimi kolumu bağlayan bir Calvino eseri bu. Toparlayamıyorum.

“Onlar romanın son cümlesini senin için açık bıraktı.” diyor bir postmodern incelemesi.
27.04.2020

“kimbilir kaç yalnızlık eskittiler
yoksa bir büyü mü baktığın zaman
hem bir çoktular hem bir tektiler
yorulmuş bir yanlışı yaşamaktan
epeyce kadın gizlice erkektiler” (eserden)

Bir kentin sokaklarında giriyorsunuz şiirlerine. Soğuk kadınlar, unutulmuş kızlar, çerkes halayıkları, cam güzelleri ve dahası.

Devamında arayıp bulamayıp sezdiriyor bizlere:

“yüzünü görmedim resimlerinden tanıyorum
gözlerinden belli bir çığlığı sakladığı”

Olur da bir şehir, mevcutlu’muz bulunmaz mı hiç:

“tüyleri diken diken bırakmış yaşamayı
en büyük korkusu anlaşılırsa korktuğu
öğrenemedi gitti soğukkanlı olmayı”

Ne arıyorsun?
Burada. Satırlar arasında.