Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Fulya Yılmaz

Merhaba! Ben Fulya Yılmaz, Felsefe Grubu Öğretmeniyim. 2010 yılından bu yana NLP ile başladığım eğitimcilik hayatıma, Eğitim Koçu ve Rehber Öğretmen olarak devam etmekteyim. Kitap okumak, okuduğum kitaplar üzerine sohbetlerde bulunmak çocukluğumdan bu yana en keyif aldığım şeydir. Sosyal çevrem ve öğrencilerim dahil olmak üzere kitapların içerikleri üzerine referans alınan ve bundan bahsetmekten mutluluk duyan biriyim. Kendimce oluşturduğum mütevazı kütüphanemdeki kitapları yorumlarken, yolunuza ışık tutmayı diliyorum. Sevgilerle.

Fulya Yılmaz Tarafından Yapılan Yorumlar

Sıcacık bir mahalle ortamı öyle ki küçükken tanıdığımız bakkalı, kasabı, manavı olan o mahalle içinde, 26 bölümden oluşan samimi bir hikâye. Bir kasabada tek bir çocuk haricindeki tüm insanların abartma hastalığına yakalanması üzerine kurulan hikayede, insanların çoğunu etkisi altına alan tüketim çılgınlığı ve öz dilimizin bozulması gibi konuları mizahi bir dille eleştiriyor, yazar. Aslında bizlerde bir sabah uyandığımızda değilse de hızlı akan teknolojik ve sosyal medya süreci içinde abartılı diyetler, sevgi gösterileri, her şeyi merasimlerle kutlamaların yanında, paylaşımlarla ilan etme merakı gibi birçok konuya seyirci olmaktayız. Her bölümünde bu sorunları farklı, komik olayların cereyan etmesi ile tebessüm ettirerek ele alınmış. Karakterlerin günlük hayatta rastladığımız çoğu insana benzemesi ve ortak takıntılarını resmediyor olması ayrı güzel. Eski mahallelerde insanlar sadece komşu değil, birer aile gibiydi. Özellikle bu özlenmiş duyguyu tekrar hissettirmesini çok sevdim.

Aslında bu kitap hem kültürel, hem de toplumsal yapıları zedelememeye niyet eden, geleneksel düşünce kalıplarını yıkmadan dönüşmeye, ilerlemeye ışık tutan, özgün ve iyileştirici bir bakış açısı sunuyor. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi ve öz benliklerine saygı, başarı gösterisi arzusu ile gösterilen kıyas veya beklenti, iletişimin önemi, aile ve sosyal ilişkilerde bencillik, okulların yarış değil her çocuğun öğrenme düzeyine göre eğitim verilmesi beklentisiyle var olduğunun anlaşılması, bireyin ihtiyaçlarını alışı ya da fazlasını ihtiyaç görmemesi iradesinin sarsılması gibi önemli olan birçok mesajı tek tek hikayeleştirip, samimiyetle sundu.

Günümüzün çocukları, yarının yetişkinleri! Onlar için sağlıklı teknoloji alışkanlıkları geliştirme konusunda çocukları desteklemek, ilgilenmediğinde doğacak olan sorunları için güzel bir ayna tuttu. Çocuk kategorisinde olmasına rağmen her yaştan insanın bayılarak okuyacağı nitelikte. Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap ‘Söyleme Bilmesinler’ idi. Hikayesini yine çok samimi ve fazlasıyla bizden bulmuştum. Abartma Tozu ile de kalemine güven duyduğum yazarlardan oldu. Bir yandan güldürürken bir yandan da düşündüren birbirinden özel bölümlerden oluşan bu samimi kitabı okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
Kitap, Daniel'in Londra'da yaşadığı bir ev teknesinde gerçekleşen korkunç ölümü etrafında dönüyor. Tekne Londra'daki Regent Kanalı'nda bulunuyor ve kitabın başında olayları çözmeye yol olan faydalı bir harita yer alıyor. Açıkça bir cinayet vakası olduğu için polislerin artık sadece bu olayın nedeni ve katilin kimin olduğunu tespit etme meselesine geçmekten başka çaresi kalmıyor. Hemen akabinde olayın hem nedeni hem de sorumlusu kabul edilebilecek küçük bir karakter kadrosuyla tanışıyoruz. Hikayeleri ile öne çıkan karakterler, kurbanın yalnız ve meraklı komşusu, Miriam polislerden işine gelmeyen her şeyi gizleyen bir tiptir. Carla, Daniel'in teyzesidir ve kendinden geçmiştir. Daneil'in annesi ve Carla'nın kız kardeşi olan Angela ise Daniel'den sadece birkaç hafta önce ölmüştür. Laura ise Daniel’le tek gecelik ilişkilerinden sonra kanlı kıyafetleriyle suç mahallini terk eden ve hikayede yerini belli eden bir karakterdir.

Hikaye örgüsü biraz karmaşık ama karakter odaklı ve onları açıklamayı gerekli kılması güzel olan bir kitap. Bu da ister istemez yavaş ilerlemesine neden oluyor. Kitabın yarısına kadar hikayede kimin nerede olduğunu takip etmeyi biraz güçleştiren bir anlatımı var. Ancak yarısından sonra aydınlanma yaşayarak karakterleri bütünleştirebildim. Dikkatin üzerine çekildiği her kişi bir şeyler saklıyor gibi görünüyor ve ek bilgiler kademeli olarak aktarıldıkça arka planda neler olup bittiğini açıklıyor. Hepsi derinden yaralı karakterler ama yine de bir şekilde sempatik geldiler. Çünkü hepsinin geçmişlerinde davranışlarını açıklayan ve onlar hakkında daha fazla şey bilmek istememe neden olan önemli acılar ve travmalar yaşamışlardı. Daniel'i kimin öldürdüğünü bulmaya çalışmaktan çok onların hikayelerinin ayrıntılarını okurken daha meraklı bir strese kapıldım. İyi çizilmiş karakterler var. Özellikle, Laura…

Bir okuma grubu ile beraber okunursa daha keyifli olacağı kanısındayım. Zira kitabın başında tüm karakterler masaya yatırılır ve keyifli bir sohbetin sonunda karakterlerin olması gerektiği yeri aldığı, anlaşılmış bir kitap olarak okunabileceğini düşünüyorum. Hawkins'in yazım tarzında gerçekten hayran olduğum şey, kesin kalıplar kullanmasına rağmen, fazlaca hayatın içinden hikayeleri formüle etmeden ve hikayelerinin ince ince ruhuma dokunduğunu hissettirmesiydi. Hayal kırıklığına uğratmadı. Hayatın her insanın tecrübe ettiği yaşamı, deneyimleri ve geçmiş yaşam travmalarının uzun vadede etkisinin, ne zaman tepkiye dönüşeceğini kestiremediğimizi çok duygusal olaylarla anlatıyor. Karakterler kendi başlarına iyi tasarlanmıştı, olaylar ise şimdiki zamandan geçmişe doğru gidiyordu. Karmaşık başlayan bir durum iç içe geçmiş bir drama ve büyük bir hikayeye doğru ilerledi.

Aslında polisiye ve gerilim kitaplarında fazlasıyla seçiciyim. Ama ara sıra konusu ilgi çekici gelen hafif okumalar yapıyorum. İçlerinden pek azı sürükleyici ve mutlaka tavsiye edeceğim akışta oluyor. Burada işler biraz farklı ilerledi, çünkü her şeyden önce konusu psikolojik, insani ve toplumsal bir kitaptı. Kısacası yaşamın içinden ve paylaşılası deneyimler anlatılmıştı. Yazar tüm karakterlerinin duygu ve düşünceleriyle ilgilenmiş ve hepsinin hikayesini empati kurabileceğimiz bir dille aktarmıştı. Hikaye genelinde en sevdiğim şey ise sadece katili aratıp, faili tanıtmakla kalmadı aynı zamanda karakterleri de tanımamı ve hikayeyi bir bütün olarak tüm karakterleriyle kabul etmemi sağladı. Keyifli okumalar dilerim.
Kitap on iki bölümden oluşmakta. Yazar, ilk iki bölümde geleneksel tıbbın nasıl başladığını anlatır ve şüpheli bir şekilde öldürüldüğü düşünülen üç eczacının ölümünün arkasındaki iddialarla devam eder. Sonra Tıp fakülteleri açılırken büyük hayırsever, sağlık sektörünün büyümesi ve eğitimlerine katkı sağlaması için olanaklar sunan Rockefeller ailesinin kimlerle bağlantılı olduğu konusunu masaya yatırır. Diğer bölümlerde ise piyasada en çok satılan ilaçlardan kolesterol, tansiyon, diyabet ilaçları, antidepresanlar, zayıflama hapları, doğum kontrol ilaçları, vitaminler ve ilaç sektörü denilince en çok konuşulup, düşünülen konu olan aşılar üzerine epey bir parantez açar. Hastaların müşteriye, tıbbın ticarete, şifanın şova dönüştüğü bir sahneye ışık tutar.

İlaç sektöründe değişim ve gelişimin bilimsel doğrulara göre değil ilaç şirketlerinin çıkarına göre gerçekleştiğini aktarır. Rockefeller ailesinin dünya ilaç sanayisindeki yerine ve bu işten çok büyük paralar kazanmasına, dünya devlerinin insan sağlığını hiçe sayarak bazen insanlığı kobay olarak kullanıp işe yaramayan ilaçlardan devasa paralar kazanmalarına, Avrupa İlaç Ajansı kurumlarının kavgalarına, birbirlerinin ilaçlarını karalamalarına, ilaç ve aşı karşıtı olan bilim adamlarının piyasada aldıkları tepkilere, piyasaya sürülen ilaçların kullanım sonrası yan etkilerine, ilaç firmalarına açılan davalara, fiziksel ve zihinsel takviye edici reklamlarıyla bazı ilaçların nasıl bir anda geliştiğine, vitamin fazlalığından olumsuz etkilenenlerin durumlarına ve daha nicelerine yer verilir.

Kitabı okumam çok uzun sürdü. Her bölümün hemen her paragrafında kapatıp internette kaynak araştırması ya da isim araştırması yapma ihtiyacı duydum. Haliyle kitap, kaynak ve dayanaklar sununca bunlara göz atarak ilerlemek istedim. Sürüncemede kalmamın ve araştırmamın nedeni, sağlık deyince son zamanlarda ölümcül salgınların, konulan tanıların korkutucu süreç ve sonuçlarına şahitlik etmemizdendir. Aslında bu kitap 'bir bardak çay al ve otur. Ne düşünüyorum biliyor musun, hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçlar, aşılar ile nasıl zehirleniyoruz, bir hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçlarla başka hastalıklara nasıl davetiye çıkarılıyor, ilaçların içine şifa verecek maddelerden çok zehirler nasıl ve neden konuyor, nasıl birer ilaç bağımlısı haline geliyoruz, bunları hiç düşündün mü?’ diyor. Kitabı bir süre elinde tutup düşündürüyor ve içinden kendi gözlemlediklerini, duyduklarını, genel olarak tanık olduğun her şeyi irdelemeye başlatıyor. Yani aslında zaten yıllardır düşündüğün, haberini okuduğun, nedenine anlam veremediğin birkaç ciddi konuda merak, şüphe ve düşünmeye yol açıyor.

Okuması benim için açıkçası biraz karmaşık bir kitap oldu. Çünkü içeriğinde aşina olmadığım çok fazla bilim insanı isimleri, ilaç, tarihler ve şirket adlarının olması okumamı biraz yavaşlattı. Araştırma yaparak okumuş olmamsa, bu alanlarda kabaca genel kültür sahibi olmam konusunda katkı sağladı. En nihayetinde yetişkin her birey için okunabilir, üzerine düşünülebilir bir kitaptı. Şimdiden iyi okumalar diliyorum.
Hayatta yerini dolduramayacağımız yegâne şeydir aile. Hayatımızda sorgusuz sualsiz kabul göreceğimiz tek yer ailemizin yanıdır. Bir eve rastgele bir dizi karakter yerleştirip, karşılıklı bağımlılık ve duygusal güç dağılımı arasında bir denge oluşturduğumuzda; onların bir senaryoya ihtiyaç duymadan işlevsiz aile hayatını canlandırdıklarını görürüz. Mesela büyük kardeş, ortancanın düşman dramını üstleneceği gerektiren bir rol canlandırıverir, aynı büyük kardeş, ailesine itaat edecek şekilde yetiştirilme ve aynı anda büyük kardeş olma ikileminden bir çıkış yolu arar. Küçük kardeş ise, ailenin geri kalanının bıraktığı boşlukları doldurmak için farklı pozisyonlar arasında gidip gelecektir. Ve bu sadece bir yatay çizgidir. Soy ağacındaki dikey çizgileri de eklersek her an karşılaşabileceğimiz ve alışkın olduğumuz aile diyaloglarında savrulduklarını görürüz. Bu hikâye de biraz aynı, biraz farklı noktalarla aktarılmış.

Tahmin edemeyeceği büyüklükte hayal kırıklığı yaşayan Mürüvvet Hanım, hayata dair tüm umutlarını oğlu Emin'e bağlayarak, içindeki çaresiz öfkeyi, dayanılmaz sahiplenme duygusuna dönüştürüp, Emin'in yaşamını baştan sona eline alır. O hayal kırıklığı ki daha nelere sebep olacak, kaç kişinin hayatına yön verecektir. Belki onca buhranın yaşanacağını bilse bir yerde durup düşünebilirdi, Mürüvvet Hanım. Konu hakkında yorum yapacak olsam tüm hikâyeyi açık etmekten korkarım. O yüzden aktarılan şeyin kıymetini yorumlamak istiyorum.

Şermin Yaşar kâğıda döktüğü ailenin benzersiz olmaktan ziyade oldukça tanıdık olmasını sağlayarak onu her okuyucu için yaşanmış ya da ilgi çekici kılacak bir hikâyeyi anlatıyor. Etkileşim o kadar basit ve doğal ki, hikâyenin olay örgüsüne katılıyor ve sonra bu doğallığı dejavu gibi geçmiş neslimde, dünde ya da şimdiki muhabbetlerimizde içselleştiriyorum. Sayısız kez olaylara doğrudan müdahale etmek istedim. Hatta yardım etmek, teselli etmek, ölümü ve kalp kırıklığını önlemek, kızgın gerçeği fısıldamak, acıya neden olan bencilce ruhları ısıtmak, üzüntüleri gülümsetmek, uyarmak ve umutsuzluğu defetmeyi istedim.

Şermin Yaşar’ın kullandığı dil fazlasıyla doğal, konularıysa gerçek bir ilhamla ele alıyor ve karakterlerin ve onların kaybolan dünyalarının hepimizin aşina olduğumuz tasvirini yaparken aynı zamanda yazılarına tatlı bir ironi, mütevazı bir ihtişam ve nazik bir mizah katıyor. Tıpkı kitabın başında hikâyesini ithaf ettiği karakteri Ethem'e sonunda büyük bir gizli umut, tatlı bir ses ve yaşama tutkusu kazandırdığı gibi. Beğenerek okuyacağınızı düşünüp, tavsiye etmeden geçemiyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Büyük bir Roald Dahl hayranıyım ve onun yarattığı karakterler hakkında saatlerce konuşabilirim. Bunun sadece çocuklara hitap eden bir kitap olmadığını belirtmek isterim. Beklenenden biraz daha karanlık ama harika bir hikaye anlatımı, genç okuyucular içinse büyüleyici. Çünkü Dahl’ın vermek istediği mesaj yetişkinlerin küçükken maruz kaldıkları duygusal incinmişliklere dokunuyor. Dahl, kötü yetişkinleri alt eden ve kendilerine verilen ebeveynler ya da akrabalar konusunda şanssız olan çocukları anlatmak, onların önüne ışık tutmakta uzman bir yazar ve bu kitabı da bir istisna değil.

Wormwood ailesi televizyon izlemek ve insanları aldatarak para kazanmakla ilgilenen insanlardır. Michael adında bir oğulları ve Matilda adında bir kızları vardır. Matilda’yı işe yaramaz baş belası ve bir kabuk gibi görürken, oğulları konusunda da büyüleyici bir ilgileri olmasa da onu Matilda kadar sevimsiz bulmazlar. Cehalet timsali ebeveynlerinin düşüncesinin aksine Matilda, onu hiç takdir etmeseler de onların büyük mucizeleri, hatta küçük bir dahidir. Fazlasıyla cesur, çok kararlı ve kitap tutkunu bir kız. Kendi kendine okumayı, hecelemeyi ve hesaplamayı öğrenir ve harika bir küçük insan olur. Bir deha olduğunu farketse dahi asla zekasıyla övünmeyen, hiç aceleci davranmayan bir çocuk. Herkesin dostudur ve yardımseverdir. Okula başladığında, ebeveynlerinden daha da korkunç bir düşmanla, tüm okulu terörize eden okul müdiresi Bayan Trunchbull ile karşı karşıya kalır. Sınıf öğretmeni Bayan Honey ile olan ilişkisi, hayatındaki tüm olumsuzlukların mükafatı gibidir. Onlar iki yaralı ruhun buluşup sonsuz bir dostlukla birbirlerine şifa aşılamasının en güzel örneklerinden. Çok güzel bir hikayesi var ve böyle bir hikayeyi anlatmanın cesaret gerektirdiğini düşünüyorum. Çünkü çocuklara ve gençlere yönelik kitapların çoğu güzel, naif ve yardımsever ebeveyn, öğretmen ya da anlayışlı yetişkinler imajları sunarlar. Yazar mutlu aile tablosu akışını bozarak, dezavantajlı kesime ışık tutar. Ve hep gösterilenin aksine bunun her zaman avantajlı olamadığını ve çocukların madalyonun bu tarafına da aşina olmalarını sağlar.

Küçük Matilda'nın pek çok çocuk ve yetişkin üzerinde yaratabileceği etki fazlasıyla derindir. Hayatta her durumda, her zaman tutunacak bir şey vardır ve onu aramak yaşamın bir parçasıdır. Ne zaman bizi üzen şeyler hakkında homurdanmak yerine bu yakalanması zor şeyleri aramaya başlarsak, denemeleri daha hızlı atlar ve huzura birkaç adım daha yaklaşırız.

Roald Dahl’ın anlattığı her hikayede karakterler benzersiz ve muhteşem bir derinliğe sahip; kitaplar oldukça isabetli yerlere dokunuyor. Her hikaye tamamen farklı bir konuyu içeriyor ancak her hikayenin kendine ait harika bir dünyası var. Dahl'ın diğer öyküleri ne kadar iyi olursa olsun, Matilda her zaman benim favorimdir. Çünkü bu kitap tutkunu, cesur, küçük yaşına rağmen doğruyu yanlıştan ayıran ve başkalarına çok doğru örnek olan kız, çoğumuzun kendi çocukluğuna içten bir bakış. Son derece ilham verici bir kitap. Bu kitap çocukluğumuzun tozunu atıp, yetişkin olmadan önce hayata bakış açımızı değiştirmemize ve kendimizi "böyle olması gerektiği" ile ilgili ikna edip, kötü düzene ayak uydurmak yerine, kendi dünyamızın kahramanı olmamıza yardımcı olacaktır. Keyifli okumalar dilerim.