Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Fulya Yılmaz
Merhaba! Ben Fulya Yılmaz, Felsefe Grubu Öğretmeniyim. 2010 yılından bu yana NLP ile başladığım eğitimcilik hayatıma, Eğitim Koçu ve Rehber Öğretmen olarak devam etmekteyim. Kitap okumak, okuduğum kitaplar üzerine sohbetlerde bulunmak çocukluğumdan bu yana en keyif aldığım şeydir. Sosyal çevrem ve öğrencilerim dahil olmak üzere kitapların içerikleri üzerine referans alınan ve bundan bahsetmekten mutluluk duyan biriyim. Kendimce oluşturduğum mütevazı kütüphanemdeki kitapları yorumlarken, yolunuza ışık tutmayı diliyorum. Sevgilerle.
Fulya Yılmaz Tarafından Yapılan Yorumlar
‘Menfaatler ve ekonomik çıkarlar söz konusu olduğunda aile olgusu yıkılır’ı anlatan,fırtınalı,pembe dizi tadında bir roman. Kıskançlıkların ve küskünlüklerin beklenmedik güç mücadelelerini tetiklediği,sinsi aile diyalogları.Diğer yandan manipülasyonlar ve aynı zamanda romantizmi işliyor.Karakterler okunmaya değer.Altmış yaşındaki babasının,kendisinden genç bir Fransızla evlendiğini öğrenen Scott,eğitimini tamamlayıp eve döndüğünde hiç tahmin edemeyeceği ketum bir üvey annenin çirkin,bencil, aç gözlü hallerine maruz kalır.Amelie yani üvey annesi,Scott gelmeden önce tüm entrikaları ve yavrularıyla malikaneye yerleşmiştir bile.Ailenin hikayesi dizi tadında yaklaşık beş yıllık yaşanmışlıkları üzerine kurgulanmış.Herhalde en keyif aldığım yanı da sade bir dille anlatılan hikayenin karakterlerinin varacakları noktayı merakla takip etmemdi.Hikayeyi yumuşatan ise Scott&Kate aşkı oldu.Kurgu ve okuyucuya kitabı bitirme şevki veren anlatımına ve sıkmadan ilerleyen akışa şapka çıkartırım.
Burstein’in bir rüya sekansı dizisi yarattığı ilginç romanı.Sevginin,şefkatin,merhametin bir rengi yoktu gerçekten.Bu kadar dış referanslı bir toplum haline gelmişken sönük bir görünümün altında yatan güzelliği fark edebilecek o yüce değeri de taşıyabiliyoruz.Genelleme yapamasakta yine de paylaştığımız çok duygu var.Burstein’ın belki de en çok aidiyet ruhunu ve gelenekselliği modernize etmek isterken tebessüm ettiren abartılı tasvirlerini sevdim.Ayrıca Yahudiler coğrafyası hakkında,mesela akrabalık ilişkilerinde kan bağına yükledikleri aşırı geleneksel yaklaşımlara da değinmiş.20.yy’da Yahudi olmayan çocukları evlat edinmeyi yasaklayan dönemlerden,1998 yılında İsrailli Yahudilerin yabancı Yahudi olmayan çocukları evlat edinmesi yasallaştığı süredeki katı soy kütük gelişmelerini işlemiş.Fakat her ne kadar kabullenseler de çocukları Yahudiliğe asimile etme şartıyla izin verilmiş.Aile kurumunun kan bağına bu denli tutulması çok garip.Koşulsuz sevgi de en az inançlar kadar kutsaldır oysa.
Dagni Yuel'in hikayesini bu kitapla öğrendim. Cansız bedeni Grand Hotel'in odasında bulduktan sonra, oranın bir sembolü olmuş ve hem Avrupalı hem de Gürcü sanatçıların da ilgi alanı haline gelmiş. Zurab Karumidze’ın bu kadar ilginç bir çalışmayı kendisine adaması da bu vahim olaydan geliyormuş. Karumidze’ın mitoloji, tarih, din, aşk, estetik ve sanatla harmanlanmış sofistike bir anlatımı var. Bilmediğim bir tarihi araştırmama vesile olduğu için de ayrıca beğendim.
“Doğu Doğu'dur, Batı ise Batı. Bu ikili asla bir araya gelemez. Yeryüzü ve Gökyüzü Sorgu Gününde buluşuncaya dek.” dedi. Halbuki Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney'in kesiştiği bir şehirde o kadar güzel bir eser çıkmıştı ki. Sanatla ilgilenip, alakalı evrensel fikirlere sahip olmak isteyenlerin özellikle okuması gereken bir kitap.
Ferit Edgü’den 1982 yılında yarım kalan dokuz yarım öyküyü, Baran Güzel’in ufku geniş genç öykücülerin kalemiyle yeniden can verdikleri güzel eser, Parçalar çıkmış ortaya. Öykülerin çıkış hikayesiyle ve Ferit Edgü’nün bu yolu açmasıyla çok manalı bir eser ortaya çıkmış. Kitabın tüm öykülerinin devamında yazarlarının özgün yaratıcılığını çok sevdim. Özellikle Edgü’nün, yorumu üzerine, öykücülüğü teşvik etmesi, el vermesi ve öykülere yazılmadan çok parlak bir çıkış hikayesi yaratması takdire şayan. Ayrıca tüm hikayelerin Edgü ile başlayıp, farklı bir yazarla süslenip tamamlanması, ustaya güzel bir hediye gibi. Hatta yazardan yazarlara hediye gibi.
80'lerin çok çocuklu, kaotik, yoksul İrlandalı ailelerinden biri. Üstelik geçinemedikleri için artık yük durumunda olan çocuklara rağmen anne tekrar hamile. Bir süreliğine çocuksuz bir çift tarafından bakılması ya da ‘evde bir sorumluluğun başlarından atılması’ için verilen, evin yetişmekte olan genç kızı, bize bu hikayeyi anlatıyor. Ne kadar bir eşya gibi dramatik bir şekilde bırakılsa da bu bir umut, dostluk ve daha iyi bir hayata bakış hikayesi bence. Çünkü çocuksuz koruyucu ailesi ona sadece daha rahat bir hayat vermekle kalmayıp, aynı zamanda sahip olmadığı ilgiyle de tanıştırıyor. Öte yandan, ilk kez düzgün besleniyor ve koruyucu ailesiyle geçirdiği aylarda güç ve güven kazanıyor. Çocuğun yavaş yavaş bu evin kendisininkinden çok daha sevgi dolu olduğunu anlaması ve bazı incelikli şeylerin açıklamaları gözlerimi yaşarttı.
Muazzam bir romandı ve beni Claire Keegan'ın daha fazla kitabını okumaya teşvik etti. Mutlaka okumanızı öneririm.