Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

hislipalyaco Tarafından Yapılan Yorumlar

02.01.2008

Gotik edebiyatın önemli yazarlarından olan Amerikan yazar Ambrose Bierce'ın fantastik korku türüne psikolojik boyut kattığı korku hikayeleri. Yazarın seçme hikayelerinden oluşan bu kitapla birlikte gotik edebiyat dünyasına girmiş oldum.
Yazarın hikayelerinde kullandığı dil, korku ve psikolojiyi harmanladığından olsa gerek çok karışık ve yorucu. Dolayısıyla okuyucu olarak çok keyif alarak okuduğumu söyleyemeyeceğim. Kitabı okumayı benim için oldukça uzun bir zamana yaydım. Nihayetindeyse tek kazancım, gotik edebiyat hakkında fikir sahibi oldum.
Hikayelere dönersek; Mary Shelley'nin Frankeinstein'ına benzer "Moxon'un Efendisi" ve "Duvarın Ardında" adlı iki hikaye hariç sıkılarak okudum ama yine de gotik edebiyatı sevenlere ilginç gelebilir.
27.12.2007

A.Mithat Efendi'nin "kıssadan hisse" veren kitaplarından biri Çengi. Roman dört kitaptan (kısım, bölüm) oluşmuş. Birinci kitap İstanbul'da Don Kişot, ikinci kitap Aşık Baba, üçüncü kitap Vur Patlasın Çal Oynasın, dördüncü kitap Vur Patlasın Çal Oynasın Âleminin Ertesi Günkü Pişmanlığı başlığıyla verilmiş. Kitaba ismini veren çengi Sümbül Hanım, Cemal Bey ve Melek Hanım'ın başlarından geçenlerin anlatıldığı bol oyunlu, Türk filmi tadında yine klasik A.Mithat efendi tekniğiyle ( arada kendi fikirlerine, nasihatlarına yer verdiği, eserin tamamında kendine özgün anlatım tekniğiyle) yazılmış önemli bir A.Mithat Efendi klasiği.
Romanın ilk bölümü "İstanbul'da Bir Don Kişot"da Cervantes'in Don Kişot karakteri gibi okuduğu kitapların etkisinde kalıp hayal âleminde yaşayan Daniş Çelebi'nin hikayesi anlatılmış. Daniş Çelebi'nin evliliği, çocuğu...
İkinci bölümde "Aşık Baba" başlığı altında Canberd Bey adında evinden hiç dışarı çıkmayan bir adam ve gözü gibi sakındığı, kıskandığı kızı Melek'in hikayesi...
Bu iki bölüm konu olarak birbirinden bağımsız iki hikaye olarak gözükse de üçüncü bölümde karakterler bir araya geliyor.
Üçüncü bölümde "Vur Patlasın Çal Oynasın" da Osmanlının çengili, sazlı sözlü eğlencelerinin meşhur ismi Sümbül Hanım, kızı Melek Hanım ve Cemal Bey'in ( dördüncü bölümde Melek Hanım'la birlikte asıl kimlikleri açıklanıyor) hikayesi.
Dördüncü bölümde ise olayların iç yüzü ve gerçek kimlikler açıklanıyor.
Romanın kurgusu böyle, konuya gelince: Çengi Sümbül Hanım kendisini tanımayan mirasyedi oğlunu yola getirmek için önce onu Canberd Bey'in kızı Melek Hanım'la tanıştırır ve Melek Hanım'la birlikte olabilmek gayesinde olan oğlu Cemal Bey'e önce servetini kaybettirir, fakir düşürür, sonrasındaysa Cemal Bey'in terbiye edildiğine kani olduğunda Cemal Bey'in kaybettiğini sandığı servetini ona geri verir. Cemal Bey böylece malının kıymetini öğrenmiş, hem de annesi ve sevdiği Melek'e kavuşmuştur.
Türk klasiklerini sevenlere...
26.12.2007

İç savaşların, içimizdeki ve dışımızdaki savaşların yazıya döküldüğü, tek kişilik aşkların, tarihin, Kuzguncuk'un, Kumral Ada'nın, Mavi gözlü Tuna'nın , Şair Dayı'nın, Meriç'in ve Aras'ın hikayesi ama en çok Mabel'in...

Ada'yla ilk karşılaşmasında ağzından öylesine dökülüp, zamanın meşhur sakızını kendisine ad olarak almasıyla başlayan, o çok kumral, asi ve kendinden emin Ada ile ondan iki yaş küçük arkadaş, sırdaş, tek taraflı sevgili Mabel'in yani Tuna'nın öyküsü...

Mekan Kuzguncuk... Zengin ve ünlü sanatçı ailenin biricik güzeller güzeli kızları Ada ve orta direk Bulgar göçmeni terzi bir babanın iki oğlu; Tuna ve Aras'ın çocuklukları, gençlikleri...Hayatlarının her sahnesinde rolü olan Şair Dayı...

Ve iç savaş gelip çattığında, seferberlik olduğunda, kendi içindeki çatışmasını bitirememiş Tuna'nın, insan öldüreceği, gözünün önünde insanların öleceği bir adrese, Doğu'da bir çatışma yerine dahil olması, bedeninde, beyninde ama en acımasızı ruhunda aldığı yaraları... Naifdir Tuna, değil savaşmak, savaş olgusu bile onun beynini yakmaya, sinirlerini yıpratmaya kâfidir, öyle de olmuştur...

Gördüğü ölümler ve bulunduğu ortam, ruhunu iyice sarsmış ve savaş sonrası askerlerin ruhsal tedavi edildikleri hastanenin "zararsız" hastalarından biri olmuştur. Bu sırada savaş ve aşk üzerine derin felsefesine de bolca tanık oluruz Tuna öğretmenin. Nihayetindeyse savaş alanından, çok şey görmüş, yaralı bir ruh olarak kurtulur.

Güzel yazılmış, başarılı bir kitap fikrimce. Kitabı okumayı tamamladığımda, geriye dönüp karakterleri kısaca inceledim. Tuna karakterinin oldukça güzel çizildiğini ikinci kez (ilki okurkendi.) farkettim, öyleki Ada karakterini Tuna sebebiyle sevmişim okuma süresince.

Kitaptaki cinsel içeriğin fazlalığından rahatsız da olmadım değil. Nedense bu kısımlardaki serbestlik ve anlatım, bana Murathan Mungan'ı çağrıştırdı ki kendisini okumuş ve kesinlikle beğenmemiştim. M. Munganvari kısımlar hariç anlatım farklı, benzetmeler estetik.

Kitabı diğer okuyanlarda olmuş mudur bilmiyorum ama ben kitabı okurken sanki bu insanları tanıyormuşum gibi hissettim. Ünlü sanatçı çift, şair dayı ve de kitabın Atilla İlhan'a ithaf edilmesi... Yazarın biraz esinlendiğini düşünüyorum yani tamamen kurmaca bir kitap değil fikrimce.

Tuna'nın gözüyle Ada'yı görmeyi, Kuzguncuk'ta bir köşkün arka bahçesinde oyun oynayan o bilmiş çocukları, hiç konuşmayan terzi babayı, küçük beyaz bir taşa saklanan çocukluk hayallerini, zenci kadın resmiyle o meşhur Mabel sakızı tüm savaşlara rağmen, incitmeden sevdim.

Aras, Ada, Tuna...
Hep başkasını düşleyerek yaşanmaz ki Tuna!...
26.12.2007

Nevra Tuna şehirli ve modern gazeteci kimliğiyle , kendi davası sebebiyle cezaevinde yatan Doğulu Zelha Bora'yla ropörtaj yapmak ister ve ropörtajı gerçekleştirmek için cezaevine gider. Nevra Tuna, küçük bir odaya alınmış, Zelha Bora'nın gelmesini beklemektedir ve içeri Zelha Bora girer. Artık onlar gazeteci Nevra Tuna ve tutuklu Zelha Bora değil, iki çocukluk arkadaşı Nevra ve Zelha'dır...

Nevra Tuna, aradan yıllar geçmesine rağmen, çocukluk arkadaşı Zelha'yı izlediği haberlerden tanımış, hem onu görmek hem de onunla ropörtaj yapmak için kolları sıvamış, nihayet karşılaşma günü gelip çattığında o "bir gün" de haber adına belki hiçbir şey ama geride kalan çocuklukları, arkadaşlıkları ve hayatları hakkında keyifli ve hüzünlü pek çok anıya ve bilgiye sahip olmuştur.

Sadece günümüzün değil, yılların sorunu olarak karşımızda duran Türk- Kürt çatışması çerçevesinde yaşanan olaylar, Türk kızı Nevra ve kendi deyişiyle Kürt kızı Zelha'nın, aynı ülkenin kadınlarının ayrı pencerelerden hikayesi...
26.12.2007


Rusya'nın beyaz gecelerinde ( mayıs sonundan temmuzun ortalarına kadar süren, güneşin batmadığı, havanın yarı aydınlık olduğu meşhur beyaz geceler) tanışan iki yabancının dört beyaz gecelik arkadaşlıkları ve tek taraflı aşk hikayesi.
Dönemin Rus yazarlarının aşk hikayelerinde bolca kullandıkları romantik ve hayalperest kahraman, Dostoyevski'nin Beyaz Geceler'inde arz-ı endam ederken Nastenka'yla tanışır. Dört gece süren arkadaşlıklarıyla kahramanımız, yalnız ve "tutunamayan" dünyasında Nastenka'ya da yer vermek ister ama Nastenka'nın kalbi bir yıldır dönmesini beklediği sevgilisindedir. Beklenen sevgili döner ve böylece kahramanımız yalnız dünyasına geri döner...

"Dostoyevski'nin en hafif, en saf ve en lirik kitabı..." olarak betimlenen eser, Dostoyevski okumak isteyenleri biraz hayal kırıklığına uğratabilir fikrimce. Ben izlemedim ama Beyaz Geceler'in tiyatro oyunu olarak sahnelendiğini biliyorum.

Kitaptaki diğer hikayeyse Yufka Yürekli. İki memur arkadaşın dostluğu ve birinin yazıya geçirmesi için kendisine verilen defterleri yetiştirememesi üzerine girdiği buhrandan çıkamaması ve aklını yitirmesinin tuhaf hikayesi.
Rus edebiyatının bolca işlenen memuriyet konusu, zayıf karakterli bir katip üzerinden işlenmiş.
Kendisine verilen görevi yerine getirememiş katibin vicdan azabıyla kıvranışını "dürüst memur" imajıyla işlemiş yazar.

Zamanınız ve Dostoyevski okuma isteğiniz varsa okuyun ama yine de öncelikle yazarın diğer eserlerini tavsiye ederim.