Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

hislipalyaco Tarafından Yapılan Yorumlar

14.12.2007

7'den 70'e okunulacak bir kitap... Peki neden 7'den 70'e?... Evet, kitap adı ve bir ilkokul öğrencisinin günlüğünden oluştuğu için bir çocuk kitabı ama kitap sadece bir çocuk gözüyle hayatı anlatmıyor; bunun yanında annesinin, babasının kahramanımız Enrico'ya yazdığı nasihat yüklü mektuplar da var. Dolayısıyla bir çocuğun gözünden dünyayı görmek, ebeveyn olarak bir çocuğu hayata hazırlamak isteyen büyükler için de önemli bir kitap.

İtalyan yazar Edmondo De Amicis'in dünya edebiyatına kazandırdığı, 100 yılı aşkın süredir var olmasına rağmen değerini yitirmeyip, aksine hâlâ severek okunan dünya klasiği Çocuk Kalbi, üçüncü sınıf öğrencisi Enrico'nun bir ders yılını anlattığı, günlük kurgusuyla yazılmış, ara ara aylık öykü adı altında yine tüm kitabın içeriğinde olduğu gibi vatanını seven, cesur ve kahraman çocukların hikayelerinin anlatıldığı , anne ve babasının Enrico'ya yazdıkları nasihat veren duygu dolu mektupların dahil olduğu, bütünüyle bir çocuğun dünyasının anlatıldığı bir roman.

Yazar idealist bir bakışla, her kesimden insanın ( işçinin, oduncunun, mühendisin, avukatın v.s.) çocuklarını birlik içerisinde sınıf ayrımı olmadan bir belediye ilkokulunda buluşturmuş. Bu öğrencilerle birlikte, öğrencileri için, kendileri hasta bile olsalar eğitime devam eden vefakâr öğretmenleri, küçük kahramanları bunlara ilaveten vatan-millet sevgisi, İtalya'nın birliği, arkadaşlık, dostluk gibi değerleri harmanlayıp, aralara "ibret" öyküleri serpiştirerek bir çocuğun dünyasına inebilmek adına önemli bir kitaba imza atmış.

Kitapta sadece okulda verilen eğitimden bahsedilmemiş, ilave olarak anne ve babasının Enrico'nun eğitimi, arkadaşlarıyla olan ilişkisi üzerindeki tutumları da çok etkileyici ve tüm ebeveynlere yol gösterecek nitelikte. Babasının Enrico'ya verdiği insanlık derslerinden birkaç örnek alıntı:

"Ancak eğitim okulda öğretilenlerle sınırlı değildir kuşkusuz. Bir de anne babalarımızdan öğrendiğimiz insanlık dersleri vardır. Enrico'nun babası, oğlunun sınıf arkadaşı kambur Nelli evlerine geldiğinde yemek odasının girişindeki kambur soytarı Rigoletto tablosunu kaldırır. Enrico'nun eve gelen bir diğer arkadaşı küçük duvarcı Antonio'nun ceketiyle sedirde bıraktığı beyaz lekeyi çocuğun gözü önünde temizlemesine babası engel olur. Kurunca kendi kendine giden oyuncak trenine hayran kalan yoksul Precossi'ye treni hediye etmesi için Enrico'ya gizlice telkinlerde bulunan yine babasıdır."( Kitapta son söz mahiyetinde Gamze Varım imzalı yazıdan alıntıdır.)

Romandaki öğretmen, öğrencilere aylık öykü adında "ibret verici" hikayeler yazdırır. Bu hikayelerden, fakir düşen ailesini rahatlatmak için Cenova'dan Arjantin'in başkenti Buenos Aires'e kadar gitmeyi göze alan fedakâr annesinden haber alamayınca onu bulmak için ardından tek başına Arjantin'e giden küçük Marco'nun hikayesi oldukça dokunaklıdır.

Son söz olarak; Saint Exupery'nin Küçük Prensi'ni tavsiye ettiğim gibi, E.D. Amicis'in Çocuk Kalbi'ni de tüm çocuklara ve içindeki çocuğu yitirmemiş tüm büyüklere tavsiye ediyorum.
14.12.2007

Fransız yazar Montaigne ve onun deneme türüne öncülük eden eseri Denemeler... Ben denemelerin tamamını okumadım, sadece denemelerden oluşturulmuş bir seçkisini okudum( fotoğraftaki kitabı) ama okuduğum bu seçki Montaigne'i tanımam ve meşhur Denemeler hakkında bir fikir sahibi olmama yetti. Şöyleki, deneme türünü seviyorsanız beğenerek okuyacağınızı söyleyebilirim.

Denemelerin kendine has bir anlatımı var. Montaigne hem kendini anlatmış, hem de nesnel bir bakış açısı kullanmış kendi fikirlerini de aktararak. Bir septik olarak Montaigne "Ne biliyorum?" sözüyle ifade ettiği felsefi düşüncesiyle yazıya döktüğü denemelerinde hiçbir şeyi kesin dille söylemiyor ki bu da zaten septik düşüncenin özüdür. Montaigne Denemeler'de klasik Yunan ve Roma düşünür ve şairlerinden oldukça fazla alıntı yapmış, bu bazen okuyucuyu sıkıyor ama denemelerinin çoğunda etkileyici Montaigne tanımlamaları var.

Kitaptan hoş bir alıntı:

"Aslında ölümden çok onu haber veren acıdan korkarız. Öyleyse bizim için önemli olan acıdır. Acının başımıza gelen en kötü şeylerden biri olduğunu kesinlikle kabul ediyorum. Çünkü ben acıyı hiç istemeyen, acıdan kaçmak için her şeyi yapabilecek biriyim. Ama eğer onu ortadan kaldırmaya gücümüz yoksa yine de alışkanlık yoluyla azaltma imkanımızın olduğuna inanıyorum. Bedenimiz acıdan etkilense bile en azından ruhumuzu ve aklmızı ondan uzak tutmayı başarabiliriz."...
Montaigne'i tanımak, Denemeler'le tanışmak ve altını çizebileceğiniz cümlelerle dolu bir kitap okuma ihtiyacınızı gidermek için okuyun derim.
14.12.2007

"Türkiye, Fügen Gülertekin'in ABD'de yaşadığı kabusu "Arena" programında Haluk Şahin'den öğrendi. İki çocuk ve bir torun sahibi olan, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu Fügen Gülertekin, boğazına bir şey kaçtığı için nefes alamayan bir bebeğin hayatını kurtarmaya çalışmış, ancak onu yaraladığı iddiasıyla 8 yıl hapse mahkum olmuştu. Hiçbir sabıkası olmayan bu Türk kadını için istenen kefalet ücreti ise bir rekordu:10 milyon dolar!
Fügen Gülertekin çok garip bir yargılama sonucu 8 yıla mahkum oldu, temyizin kararını beklerken ayağına elektronik pranga vurularak ev hapsinde tutuldu. Ohio Eyaleti'nin çeşitli cezaevlerinde çok zor koşullar altında tam sekiz yıl süren hapis cezasını tamamlamak üzere..."

Kitap, arka kapağında böyle anlatıyor kendini. Fügen Gülertekin'i ben de herkes gibi yıllar önce seyrettiğim ( hele o zamanlar "Arena" neredeyse her evde izlenirdi) "Arena" programında tanımıştım ve iki hafta öncesine kadar, Haluk Şahin'in Elektronik Prangalı Kadın: Fügen Gülertekin kitabını okuyana kadar bu konuyu unutmuştum. Ödünç alıp okuduğum bu kitap, zaten pek de sempati duymadığım Amerikan halkına olan olumsuz hislerimi daha da perçinledi.

Kitabı okuduktan sonra Fügen Gülertekin hakkında internette kısa bir araştırma yaptım, cezasını tamamlamış ve büyük ihtimalle yurtdışı edildiği Amerika'dan ülkesine, Türkiye'ye dönmüştür.

"Hayatın insanın karşısına neler çıkarabileceğini, her şey çok güzel seyrinde giderken aniden tepetaklak olmayı" bilenler zaten bu kitaptaki gibi bir hayat yaşamıştır, bilmeyenlerse bu kitabı okuyun, halinize şükretmek için...

08.10.2007

Âmâk-ı hayalde, hayalin derinliklerinde uzun, anlamlı, felsefi bir yolculuk etmeye razı tüm Racilerin hayattaki anlam arayışına ışık tutacak derin felsefi roman.
Roman kurgusuyla yazılmış bir kitap ama klasik roman okuyucularına farklı gelebilir, kitabın özünü felsefe oluşturuyor çünkü. Kendinizi bir anda Buda 'yla hiçlik zirvesinde, Zerdüşt'ün diyarında, Anka'yla Kaf Dağı'nda, sonunda ilahi aşkın nuruna yapılan manevi bir yolculukta bulacaksınız. Okudukça tasavvuf aleminde, fonda ney sesiyle -tıpkı Raci gibi- enginlere açılacaksınız.
Kitap, anlam arayışı içinde olan Raci'nin evinin yakınındaki mezarlıkta küçük kulubesinde yaşayan Aynalı Baba'yla tanışmasıyla başlıyor ve bundan sonra Aynalı Baba'nın neye üflemesiyle Raci, hayalin derinliklerinde herbiri ayrı manalarda yolculuklara çıkıyor.
Raci ilk hayal yolculuğunu Buda nezaretinde hiçlik zirvesine yapıyor ve burada nefsiyle yüzleşiyor. İkinci hayal yolculuğunu Zerdüşt diyarına yapıyor ve burada muhabbet, hikmet ve aşkın manasını kavramaya çalışıyor. Üçüncü hayal yolculuğunu Brahmanların diyarına yapıyor ve burada Hakk'ın varlığının basamaklarını ve ruhunun derecelerini idrak ediyor. Dördüncü hayal yolculuğunda ise bilimin ne derece görece ve algı ile sınırlı olduğunu kavrıyor. Beşinci hayal yolculuğunda Zümrüdü Anka kuşunun sırtında alemleri dolaşıyor ve Hakk'ın azameti karşısında şaşkına dönüyor. Altıncı hayal yolculuğunu Hint diyarına yapıyor ve burada halkın başına musibet olan bir ejderhanın sorusuna yanıt arıyor. Soruysa şu: "Bu kervan nereye gidiyor?"... Çok uzun yolculuklardan sonra bu soruya cevap veriyor ve diyor ki:
"- Ey akılsız canavar! Tekamüle muhtaç olan bu alemler, feleğin mahkumu bu kervan, hayalin bile kavramakta aciz kaldığı eşsiz bir sırra, ilahi güzelliğin nuruna doğru koşup gidiyorlar."...
Raci'nin hayalin derinliklerindeki bu yolculuğu , nihayetinde mana buluşlarıyla devam ediyor.
Kitabın en can alıcı cümlesi, kitabın arka kapağında da yer verilmiş:
"Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?" dedim.
Deli, başını çevirdi. Kahkahayı bastı:
"Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?"...
16.09.2007

Fransız öykü yazarı Maupassant'ın hikayelerinden oluşmuş bir seçki. Lise sıralarındayken edebiyat derslerinde sıkça adı geçen bir yazardı Maupassant. Hikaye yazılışı itibariyle olay ve durum hikayesi olmak üzere ikiye ayrılır, dünya edebiyatında durum hikayesinin öncüsü Anton Çehov, olay hikayesinin öncüsü ise Maupassant'dır. Bizim edebiyatımızda ise bu kişilerin yerlerini Ömer Seyfettin ve Sait Faik Abasıyanık alıyor. Olay hikayelerini aslında hikaye türünü sevdiğim için Maupassant'ın hikayeleriyle tanışma vaktinin geldiğini düşündüm ve kitabı alıp, okumaya başladım.
Yazarın hikayelerini sevgi, aşk, arkadaşlık, dostluk gibi konular oluşturmakta. Hikayeler kolay, anlaşılır bir dille yazılmış. Yazar sıradan konuları alıp, etkili bir şekilde işleyerek, sonunda okuyucuyu duygulandıran hikayelere imza atmış. Bu kitabı okurken M.L. Menfelutî'nin Acılar Kitabı'nı okuduğumda duyduğum hislere kapıldım diyebilirim: hüzün ve mutluluk...
Özellikle İki Arkadaş, Bayan Kokot, Bayan Baptiste, Bayan Harriet hikayeleri çok etkileyici.
Mutluluk: Yürek burkan ama insanı kendine çeken hikeyeler...