Prof. Dr. Mikail Bayram hocamız,bazı ezber bozucu iddialarla bu kitabı kaleme almıştır.Hemen hemen daha önce hiç duymamış olacağınız tespitlerde bulunuyor.Bu tespitler gerçekten doğru ise bütün kültür tarihimizi tekrar ve baştan yazmamız gerekebilir.
Hocamız,kitabında gerçekten kulağa pek tanıdık gelmeyen bazı konuları ortaya atıyor ve tartışıyor.Eğer bu konular bir Tv ekranında tartışılacak olsa eminim ki yer yerinden oynayacaktır.Peki bu konular nelerdir ? Şimdi burada bir iki örnek vermek istiyorum.
Kitabın adı “Ahi Evren-Mevlana mücadelesi” başlığını taşıyor.Burada ki;Mevlana’yı gayet iyi tanıyoruz.Fakat Ahi Evren’e gelince eminim ki;O nu tanıyan ve hayatı ve eserleri hakkında bilgi sahibi olan oldukça az insan vardır.Bu kitabı okumadan önce de ben bu grupta yer alıyordum.Fakat kitabı okuduktan sonra bu konuda bir bilgi ve fikir sahibi olduğumu umuyorum.
Hocamız,Mevlana ile Ahi Evren arasında bir mücadelenin olduğunu bu mücadelenin çok sert bir biçimde cereyan ettiğini anlatmaya çalışmaktadır.Hocamız,Mevlana Celal ed-din Rumi’nin Mesnevi adlı eserini farklı bir okumaya tabi tutup çok enteresan veriler ortaya koymaktadır.Mevlana’nın Mesnevisini adeta bir silah olarak kullandığını ve bununla düşmanları ile mücadele ettiğini öne sürmektedir.Yani sizin anlayacağınız,Mesnevi;zamanının bir çeşit basın-yayın organı olarak kullanılmıştır.Bugünkü medya ile bazı ve çok yönlü paralellikler arz etmektedir.Mesnevi yazarı kitabını daha doğrusu şairliğini düşmanlarına karşı kullanmıştır.Siyasi,dini,kültürel ve bir çok bakımdan hasım olduğu kişilerin aleyhinde bir yayın organı olarak kullandığı anlaşılıyor.
Normalde halkımız tarafından bir fikir kitabı olarak bilinmesi ve kabul görmesi,bu yeni tespit karşısında oldukça zor bir durumda kalacağını gösteriyor.Hocamızın bu önemli tespitinin ardından daha bir çok dehşet tespitleri de bulunmaktadır.Yine bu önemli tespitlerden bir tanesi de Ahi teşkilatının ortadan kaldırıldıktan sonra veya etkisiz hale getirildikten sonra,bütün Ahilerin Mevlana’ya bağlanmaları yönetim tarafından zorunlu bırakılmıştır.Bu zorunluluğun baş müsebbibinin de Mevlana Celal ed-din Rumi olduğu anlaşılıyor.Yine insanı ürperten bir tespit,Mevlana ve çevresinin;Mesnevi’yi vahiy mahsulü olarak gördükleridir.Zaten bunu biz Mesnevi’nin önsözünden de az çok çıkarabiliyorduk.Bir başka tespit ise Ahi Evren lakaplı olan Hace Nasir ed din Mahmud’un,halk arasında Nasrettin hoca olarak tanınan ve nükteleri ve fıkraları ile meşhur olan zatın aynı kişi olduğu iddiasıdır.Mikail Bayram bu konuda çok iddialıdır ve çeşitli delillerle bunu ispatlamaya çalışmaktadır.
Şems-i Tebrizi diye bilinen zatın öldürülmesi olayında da Ahi Evren ve Mevlana’nın oğlu Ala ad-din çelebinin başı çektiklerini iddia etmekte ve bunu çeşitli delillerle belgelemeye çalışmaktadır.
Mikail Bayram,bu kitabını yazdıktan sonra ilmi çevrelerden bayağı bir eleştiri almış gibi görünüyor.Özellikle Ahmet Yaşar Ocak tarafından eleştirildiğini anlıyoruz.Çünkü Ahmet hocaya isim zikrederek bazı açıklamalar yapmaktadır.Ve kendisinin haklı olduğunu izah etmeye çalışmaktadır.
Kitap,dil ve anlatım yönünden oldukça zayıftır.Ayrıca çok fazla tekrar vardır.Bu tekrarlar bazen usandırıcı bir hal almaktadır.Bu kadar tekrarın hikmetini anlamış değilim.!Bir tarihçi olmadığım halde-fakat tarihle yakından ilgilenen biri olarak-hocanın bazen çok zayıf delillerle sonuca ulaşmaya çalıştığını da görüyorum.Yani bazen zayıf bir temel üzerine sağlam bir tarih bilgisi inşa etmeye çalışıyor.
Bu kitap mutlaka okunmalıdır diyorum.Benim burada vermeyi zaid gördüğüm bir çok ilgi çekici konu kitapta işlenmiştir.Ve gerçekten de ezber bozucu mahiyettedir.