Abdurreşid İbrahim ismine ilk defa olarak,üstadımız Mehmed Akif’in Safahat adlı eserinde rastlamıştım.Eserin “Süleymaniye kürsüsünde” isimli bir bölümü vardır ki;burada üstad,Abdurreşid İbrahim’i konuşturur.Fakat metin içerisinde ismi hiç geçmez.Biz konuşturulan kişinin Abdurreşid İbrahim olduğunu başka cihetlerden biliriz.Mesela şiir metninde kürsüde olan zat-Abdurreşid İbrahim-“Bana siz alem-i İslam’ı sorun,söyleyeyim;Çünkü hiçbir yeri yok gezmediğim görmediğim.” demektedir.Burada hiç şüphesiz;Abdurreşid İbrahim’in “Alem-i İslam” adlı eserine atıfta bulunulmaktadır.Ayrıca “Alem-i İslam” kitabının bir kısmı da Mehmed Akif merhumun baş yazarlığını yapmış olduğu Sebillüreşad gazetesinde tefrika edilmiştir.Ve yine üstad Mehmed Akif ile Abdurreşid İbrahim arasında sıkı bir dostluk olduğunu da biliyoruz.(her ne kadar aralarında 30 yaş olsa da) Zaten Safahat’ın “Süleymaniye kürsüsünde” bölümünü okuyanlar “Alem-i İslam” dan bir cüz olduğunu hemen fark ederler.
“Alem-i İslam” yazarı Rusya Tatarlarındandır.Ve ilmiye sınıfına mensuptur.Gazetecilik yönü de vardır.Rusya da iken “Ülfet” isimli bir gazete çıkarmaktadır.Ve gazetesi devlet tarafından kapatıldıktan sonra uzun zamandır planladığı seyahate çıkar.Bu uzun seyahat Asya ülkelerini kapsamaktadır.Orta Asya dediğimiz Buhara,Semerkant,Taşkent gibi vilayetlerin yanı sıra Çin,Hindistan,Japonya,Mançurya ve Kore gibi ülkeleri de dolaşmıştır.Tabidir ki;bu ülkelerde ve vilayetlerde sadece Müslüman unsurlar bulunmamaktadır.Her ülkenin kendine has bir İslam anlayışı olduğu cihetle farklı dinler de bulunmaktadır.”Alem-i İslam” kitabının en önemli yönü de bana göre bu noktadır.Abdurreşid İbrahim bu konulara-din ve maarif-çok meraklı olduğu cihetle bu konularda özellikle çok araştırma yapmış ve sorup soruşturmuştur.Ve bunları kitabına da derc etmiştir.Sadece din ve maarif değil aynı zaman da siyasi konularla da ilgilemiştir.Özellikle Japonya da bulunduğu dönemler hep siyasi mülahazalar ile geçmiştir ki;bu bazen kitabı okurken bıkkınlık dahi vermektedir.
Abdurreşid İbrahim’in seyahati Hindistan dan sonra Hicaz ve ardından da Şam da sona ermektedir.Yazar buradan İstanbul vapuruna bindiğini söyler ve eseri sonlandırır.
Hiç şüphe yoktur ki;her kitapta eleştirilecek bir taraf mutlaka bulunur.Bende “Alem-i İslam” adlı eserde gördüğüm bazı noktalara eleştirilerimi yönelteceğim.
Abdurreşid İbrahim,oldukça modernist diyebileceğimiz bir İslam anlayışına sahiptir.Fakat diğer taraftan da tam bir panislamist-ittihad-ı İslam-taraftarıdır.Yazarın bu yönde bir çok mücadele verdiğine kendi satırlarında şahit oluyoruz.Hatta bu konuda o kadar ileri gidiyor ki;en aşırı Şii-batıni ekollerle dahi bir ittihad yolunu arıyor.Bu gerçekten taaccüp edilecek bir durumdur.Buna rağmen yazar kitabının 1, cildinde ve 602,sayfasında “…dört mezhepten birine uyuyor ya,esas maksat odur.” diyerek kendisi ile çelişkiye düşmektedir.
Yazar Çin de Pekin de imparatorların cenaze masraflarına oldukça taaccüp etmektedir.Cenazelere yapılan masrafların “Pekin’in birkaç caddesini imar edeceğini” söylemektedir.Ardından da “Sonra tekrar düşündüm,şükrettim: Elhamdülillah bizim İslam dininde kim olursa olsun bir adam vefat ederse üç kat beze sarılıp götürülür.bir an evvel defnetmeye gayret edilir.” diyerek bizimle kıyaslar.Bu kıyas bence su götürür.Acaba Abdurreşid İbrahim hiç mi Eyüp veya Divan yoluna uğramamış oralarda yapılan türbeleri-Padişah ve saltanat üyelerinin-hiç mi görmemiştir.Bu gün dahi o türbelere harcanan paralar ile değil iki cadde iki tane şehir kurulurdu.
Yazar “Çinlilerin saçları” adlı bölümde ise Çinlilerin saçlarını oldukça hayrete şayan bulmaktadır.Ve bu konuyu kitapta bir çok yerde dile getirmektedir.Adı geçen bölümde bir yaşlı Çinliye “Müslüman olan kimselere ve bilhassa sizin gibi ömrünün son demlerinde olanlara Sünnet-i Seniyye’ye uygun tavırlarda bulunmaları lüzumunu” söyleyerek saçlarını tamamiyle tıraş etmeyi tavsiye,hatta “kendim bizzat traş edeyim” teklifte bulundum.Yazar burada çok hatalı bir davranışa düşmüştür,nitekim saçın kısa veya uzunluğu hususunda dinimiz herhangi bir yasak vazetmemiştir.
İşaret yayınları her ne kadar diğer benzeri yayınevlerinden daha pahalı olsa da bu eseri yayınlayarak büyük bir hizmet yapmıştır.Yalnız kitabı sadeleştiren Ertuğrul Özalp’in önsözde ki bir tespiti çok dikkat çekicidir.Ertuğrul Özalp,bu kitabın daha önce Mehmed Paksu tarafından sadeleştirildiğini ve Yeni Asya yayınları tarafından da basıldığını fakat o baskıda bazı bölümlerin ve yerlerin bilinçli olarak çıkartıldığını söylemektedir.Fakat hangi bölüm ve yerlerin çıkartıldığı konusunu açmamakta ve bir yoruma da gitmemektedir.Fakat Yeni Asya yayınları ve Mehmed Paksu’yu göz önüne aldığımız zaman kitabın nerelerinin çıkarılmış olduğu tahmin edilebilir kanısındayım.Bunu için de kitabı dikkatle okumak lazımdır.Bu kitabın en büyük özelliklerinden bir tanesi de Misyonerlerle ilgili olan bölümleridir.Misyonerleri “Haşarat” olarak niteleyen Abdurreşid İbrahim,onlar hakkında bir çok yerde çokça malumat vermekte ve onların ipliğini pazara çıkarmaktadır.Fakat Yeni Asya ve benzeri yayın organları Nurcu oldukları cihetle ve onların da Hıristiyanlar konusunda ki düşüncelerini bildiğimiz için pek de taaccüp etmemek lazım gelir düşüncesindeyim.Nede olsa onlar Hıristiyanları birer din kardeşi olarak görmektedirler.