Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İzzet Eroğlu

1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.

İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

Eser, Türkiye’nin -“Bu Ülke”nin- 1839 Tanzimat Fermanı ile başlayan Batılılaşma serüvenini tüm çıplaklığı ve çarpıklığı ile ele almakta; ayrıca sürece göz ardı edilemeyecek eleştiriler yöneltmektedir. Eserin kıymetini anlayabilmek için Cemil Meriç’in münekkit yönüne ışık tutmak gerekmektedir. Meriç’e göre eleştiride hakikat tüm çıplaklığı ile ortaya konulmalıdır. Bu noktada Dücane Cündioğlu’nun Cemil Meriç’in eleştiri anlayışı bağlamında yaptığı benzetmeyi hatırlatmadan geçemeyeceğim: “İnsandan bahsedeceğiz, Platon’un insanından. Ama Diyojen gibi. Bilirsiniz tabii, Platon ‘İnsan iki ayak üstünde duran tüysüz bir hayvandır.’ demiş. Diyojen hindiyi bağırta bağırta yolduktan sonra Atina meydanlarında ‘İşte Platon’un insanı!’ diye halka teşhir etmiş.” (Dücane Cündioğlu, Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç, Etkileşim Yayınları, 2007, İstanbul, s. 68)

İşte Cemil Meriç de Diyojen gibi Batılılaşma serüvenimizin tüm gerçekliğini çelişki ve farklı değerlendirmeleriyle ortaya koymuştur. Bir bakıma eser Batılılaşma serüvenimizin muhasebesi niteliğindedir. Yazar adeta “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” hassasiyetiyle konuya yaklaşmıştır. Tabii ki Batılılaşma meselesi bugün bile herkesin üzerinde görüş birliğinde olduğu bir husus değildir. Serdedilen düşüncelere katılmasak da bunları görmemezlikten gelemeyiz. Esasında münekkidin işlevi de bu noktada tebarüz etmektedir: Konulara farklı açılardan bakabilmek, bunları değerlendirebilmek ve terkibe, senteze varabilmek. Cemil Meriç bunu orijinal üslubuyla bihakkın yerine getirmiştir. Ancak eserde Cemil Meriç, oğlu Mahmut Ali Meriç’in deyimiyle “yalnız”, “tedirgin” ve “küstah” şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Yazılanların hakikat boyutu inkâr edilememekle birlikte dehalara özgü farklı hususiyetlerin olduğunu unutmamak gerekir.

Meriç, ülke gündemini yıllardır ve hâlâ meşgul eden konulardaki mitleri, algıları keskin üslubu ile kırabilmiş ve konunun nasıl ele alınması gerektiğiyle ilgili sağlıklı, sorgulamalara açık fikirlerini eserde belirtmiştir.

Cemil Meriç’in kendine has keskin ve akıcı üslubu dikkat çekicidir. Anlamak ve metne nüfuz edebilmek için kavramların bilinmesi, konuya tam odaklanılması ve bunun için temel kavramların, sosyokültürel yapının bilinmesi gerekir. Bu bağlamda Cemil Meriç’in entelektüel biyografisine ve eserin sonunda kavram ve kişiler lügatine yer verilmesi son derece isabetli olmuştur. Bunlara ilaveten eserin bir roman gibi değil, sindire sindire okunması gerektiğinin altını çizmeliyiz.

Eser, Doğu ve Batı düşüncesinin temel eserlerini değerlendirerek okurları son derece zengin bir okuma dünyasına sevk etmektedir.

Eser; “Bu Ülke”yi -Türkiye’yi- tanımak, kendini ve doğru olarak sunulan verileri, düşünceleri sorgulamak isteyen herkesin okuması ve faydalanması gereken bir yapıttır. Cemil Meriç, Doğu ve Batı düşüncesine hâkimiyetiyle özgün terkip ve değerlendirmelere ulaşması bakımından okunmayı fazlasıyla hak etmektedir.
13.03.2022

Eserde kelimelerin Türkçeleştirilmesi bağlamında yazarın hukuk alanında karşılaştığı kelimelerle ilgili gözlemleri, öz Türkçe karşılığı bulunan kelimenin anlamı karşılayıp karşılamadığı ve benzeri konular çeşitli bakış açılarıyla ele alınmıştır. Yanlış ve anlamı karşılamayan kelimelerin benimsenmesi nedeniyle yazar konuya eleştirel yaklaşsa da Türkçeleştirme sürecinin kaçınılmaz olduğunun farkında. Ayrıca benimsenen kelimelerin benimsenme nedenleri irdelenmiştir. Konuyla ilgili öz Türkçe kelimelerin benimsenme sürecini çok yönlü ele alan eser, konu hakkındaki eserlerin sayısı az ve yetersiz olduğundan özellikle anayasa hukuku ve idare hukukunda kullanılan bazı kelimelerin irdelenmesi bakımından okunmaya değer. Yazarın Türkçede ünlü uyumuyla ilgili değerlendirmesi son derece ilgi çekicidir. Konuya ilgili duyanların severek okuyacağı bir eser.
11.02.2022

Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da yönetimi ele geçirmesi, ardından palazlanarak iktidar alanını genişleterek Osmanlı ile savaşarak Kütahya’ya kadar Mısır ordusunun gelmesi ve Fransa, İngiltere ve Rusya’nın müdahalesiyle Kütahya Sulhu ile meselenin birinci aşamasının tamamlandığı kısım yazar tarafından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yazar konuyla ilgili diğer eserlerden farklı olarak Türkçe kaynakları da kullanarak daha muhkem bir eser ortaya koymuştur.
Eserin sunuş yazısında eserin üçüncü baskısının imla ve dipnotlarının yazım kuralları çerçevesinde güncellendiği ifade edilmişse de eserde çok sayıda imla hatası bulunmaktadır. Eser ilk olarak Word formatında yazılmadığından eserin taranmış hâli Word’e aktarılmış ve bu aktarılan metin de asıl metinle adam akıllı karşılaştırılmadan yayımlanmıştır.
08.02.2022

Zalimlerce yönetilmek Orta Doğu’nun kaderi olsa gerek. A’dan z’ye kadar Firavuncasına bir yönetim. Mısır halkı yıllardır ağır hayat şartları altında inlerken tüm ülke ve imkânları Kral Faruk’un emrine amade. Sefahatten aymazlığa faili meçhul cinayetlerden ulusal onursuzluğa kadar her şey fazlasıyla Kral Faruk’un hayatında. Eserde Kral Faruk’un hayatı tüm yönleriyle detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Sefahat âlemindeki vukuatları ve ülkeyi ihaneti konusunda somutlaştırma ve eleştirel olma konusunda eser zayıf kalsa da mevcut hâliyle bile yeterli veri eserde yer almaktadır. 1936 çocuk yaşta tahta geçen Kral Faruk 1952’de askerî darbeyle ülkeyi terke zorlanmıştır. 1952’den sonra da İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde bohem hayatına devam eden Kral Faruk 1965’te muhtemelen zehirlenerek öldürülmüştür. Sefahate boğulan bir hayatı ibret nazarıyla okumak için eser okunmaya değer.
04.02.2022

Orta Doğu’nun önemli ülkesi olan Mısır’da 19. yüzyılda modernleşme, merkezileşme ve özerklik alanındaki gelişmelerin; milliyetçi ve oryantalist bir bakış açısıyla değil, Mısır’daki Osmanlı etkisi üzerinden farklı bir bakış açısıyla ele alan kıymetli bir eserdir. Ulus devlet sürecinde tarih yeniden yazılarak tarihî vakıalar milliyetçi söylem üzerinden yeniden yorumlanırken ve bunlar yeni rejime meşruiyet kazandırırken kısa vadeli pratik bakış açısının tarihî hakikatleri yansıtmadığından hareketle tarihî olayların özgün bir bakış açısıyla ele alınması önem arz etmektedir. Ulusal tarih yazımının yönlendirmesiyle birbirinden uzak düşse de 19. yüzyılda Mısır ve Türkiye’deki modernlik, merkezileşme ve özerklik alanındaki gelişmelerin mukayeseli olarak ele alınması konunun daha geniş bir perspektiften anlaşılmasını sağlamıştır.