Modernleşme kuramlarının tarihsel gelişiminden çağdaş toplumların yapısal dönüşümüne kadar uzanan geniş bir çerçevede, modern toplumun dinamiklerini inceleyen eser, yalnızca modernliğin bugününü izah etmekle kalmayıp, aynı zamanda modern dünyanın geleceğine ilişkin kuramsal açılımlar da sunuyor.
Canatan, modern toplum kavramının analizini yaparken, hem klasik hem çağdaş sosyoloji kuramlarından da besleniyor. İki ana bölümden oluşan eser, sistematik yapısıyla hem evrensel modernleşme süreçlerini hem de Türkiye'nin geleceğine ilişkin özgün ve sosyolojik öngörüleri de bir araya getiriyor. İlk bölümde, modern toplumun geleceğini kavramak amacıyla farklı kuramsal perspektifleri karşılaştırmalı bir biçimde ele alıyor. Canatan, sanayi-sonrası toplum modellerinin ortaya çıkışını dört temel dönüşüm süreci üzerinden tartışır:
1- Post-Endüstriyel Toplumun Doğuşu: Bu bölümde Bell gibi endüstriyel toplum kuramcısının yaklaşımları ışığında üretim ilişkilerinin maddi emek yerine bilgiye, teknolojiye ve hizmet sektörüne yöneldiğine vurgu yaparken, Bell'in analizlerine de eleştiri getiriyor. Mesela,
"... kendisinin tek etmenli açıklamalarına karşı olmasına rağmen bilgi ve teknolojiyi merkeze alarak toplumun gidişatını değerlendirmesi kendisiyle bir çelişme olarak değerlendirilmiştir." (s.23)
2- Üçüncü Dalga Toplumu: Bu kısımda Alvin Toffler'ın "Üçüncü Dalga" metaforuna referansla, modernleşme tarihinin dalgalar halinde ilerlediği ve günümüz toplumunun bu dönüşümün hızlanmış bir aşamasında yer aldığından söz edilir.
"... bugüne kadar insanlık iki büyük değişim dalgası geçirdi. Bunlardan her biri önceki kültürleri ve uygarlıkları yok edip yerlerine, daha öncekilerin akıllarına bile getiremeyecekleri yeni yaşam türleri koydu. Birinci değişim dalgası Tarım Devrimi olup, ancak bin yılda ortaya çıkabildi. İkinci dalga Sanayi Devrimi için üç yüzyıl bekledik. Bugün tarih daha da hızlanmış bulunuyor. Üçüncü dalganın getirdiği değişimler çok daha az bir zaman içinde tamamlanacak ve bütün gücünü hayatımız üzerinde hissedeceğiz." (s.30)
3- Enformasyon Toplumu: Naisbitt'in ağ toplumuna ilişkin yaklaşımlarının işlendiği "enformasyon toplumu" bölümü, teknolojinin toplumsal örgütlenme üzerindeki belirleyici rolünü analiz ediyor. "Naisbitt'e göre, trendler atlara benzemektedir. Bu atlar toplumun gidişatı hakkında bir şeyler söylemektedir. Eğer bu trendlere uyarsanız, bu trendler sizi belirli bir yöne doğru götürür. Yok eğer bu trendlere karşı durursanız, eylemlerinizi gerçekleştirme imkanı azalır." (s. 48)
4- "Tarihin Sonu"nda Toplum ve İnsan: Bu kısımda Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" tezi çerçevesinde liberal-demokratik modernliğin nihai toplum modeli olup olmadığı üzerinde durulur. Modernliğin krizleri ve gelecekteki olası yönelimleri üzerinden analizler yapılır.
5- Tanrılaşan İnsan (Homo-Deus) ve Geleceğin Toplumu: Harari'nin Homo-Deus yaklaşımına benzer şekilde biyoteknoloji, yapay zeka ve insan-sonrası (post-human) gelecek tartışmaları inceleniyor.
"Harari'ye göre, bilim-kurgu filmlerinde hep zeka ile bilinç karıştırılmıştır. Bir başka şey, hep makine ile insanlar arasında kavga çıkacağı varsayılmıştır. ... Hep birilerinin bize hükmedeceğini düşünen akıl, bir gün gelip robotların da kendisine hükmedeceğine inanmıştır. Oysa robotlar zekalı varlıklardır ama bilinçli varlıklar değildirler." (s. 107-108)
İkinci bölümde ise, ele alınan demografik, etnik, dini, ailevi, siyasal, ekonomik, sınıfsal ve kültürel eğilimler, Türkiye toplumunun geleceğinin çok boyutlu bir dönüşüm süreci içinde şekillendiğini göstermektedir. Bu bölümde verilen Türkiye örneği, hem küresel modernliğin gerektirdiği dönüşümlere uyum sağlamaya çalışmakta, hem de tarihsel ve kültürel mirasından beslenen özgün dinamiklerini korumaktadır. Bu durum, toplumu ne tamamen geleneksel ne de bütünüyle modern-küresel bir forma indirger; bunun aksine melez ve esnek bir toplumsal yapıya işaret eder.
Canatan, eserinde modern toplumun geleceğine dair küresel kuramsal tartışmalarla Türkiye'nin sosyolojik gerçekliğini bir araya getiren kapsamlı bir analiz sunuyor. Bilhassa ikinci bölümde ortaya koyduğu analizler ile Türkiye geleceğinin tek bir senaryoya indirgenemeyecek kadar karmaşık, çok boyutlu ve aynı zamanda potansiyel açısından zengin olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Canatan, bütünsel yaklaşımıyla eserini Türkiye'de sosyoloji ve modernlik tartışmaları arasında özgün ve önemli bir yere taşımaktadır. İnceleme vesilesiyle, bu değerli eseri kaleme alan Kadir Canatan'a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Dün Bugün Yarın Yayınları’na.