Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
ismail_atan Tarafından Yapılan Yorumlar
Hasan Arkan Beyefendi'nin kaleme aldığı bu eser İslam Tarihini en sade ve en gerektiği biçimde anlatan eserlerden birisi kanatimce. İslam öncesi cahiliye devri Arap adetlerinden, dünyadaki diğer toplumarın durumlarından bahsettikten sonra Peygamber Efendimiz'in doğumuyla meydana gelen mucizeler, ardından İslam dininin doğuşu ve yayılışı veriliyor. Hz. Peygamber'in vefatının ardından kıronolojik sırayla diğer İslam devletleri de esere dahil edilmiş. Osmanlı Sultanları'nın her birinin hayatlarına ayrıntısıyla yer verilmiş. Eser bu bakımdan da oldukça değerli. Osmanlı Sultanları hakkındaki asılsız iddialara da cevap verir nitelikte. Okunması ve okutulması gereken bir eser.
Özellikle Peygamber Efendimize ve İslam alemine yapılan saldırılardan sonra Hz. Peygamber hakkında pekçok kitap yazıldı ve hala yazılıyor. Birçoğu samimiyetten uzak ve ekonomik kaygılar güdülerek yazılmış eselerdir. Fakat bu kitapda sadelik, saflık ve samimiyet bulacağınıza eminim. Allah bu eseri yazan muhterem büyüğümüz gibi, samimi bir gönülle insanlara hizmet edenlere uzun ömürler versin...
Bu büyük kitabı okuyalı epeyce zaman oldu. Sanırım benikokuduğum kitap hisar yayınlarından değildi. Mearicü'n Nübüvve orijinal ismiyle okumuştum. Kitabın bölümleri çok dikkat çekici. Özellikle kainatın yaratılışını, Hz. Peygamber'in nurunun gaip alemlerinde dolaşmasını anlatan bölümler çok ilgi çekiciydi. Yine dikkatimi çeken ve gözlerimden yaşların akmasına sebep olan diğer bir bölüm de Hz. Peygamber'in vefatından sonra O'nun eshabının yaşadıklarıydı. Bilal-i Habeşi'nin ezan okurken "Muhammed Rasülüllah" dediği anda ağlamaktan düşüp bayılışını tasvir eden bölüm özellikle beni çok duygulandırdı. Eser sadece hikayelerden değil, birçok İslami pıratikten de olşuyor. Salavat okumanın insana kazandıcakları, dua bölümleri çok güzel veanlaşılır bir dille okuyucuya sunulmuş. Sadece Hz. Muhammed değil, Kuran'da ismi geçen ve geçmeyen dahapekçok Peygamber'in hayatlarından, yaşadıklarından bahsedilmiş. İlgili olanlarabu kitabı okumalarını tavsiye ederim. Biraz uzun olsa daokuduğunuza değecek bir kitap...
Demokrasi Korkusu... Aslında kitabın ismi bile ilginç. Biz ülke olarak gerçekten demokrasiden korkuyoruz. Çünkü herkese eşit hakarı verdiğimiz zaman birtakım yaşanagelmiş olayların ve sistemlerin değişeceği korkusuna kapılıyoruz. Örneğin imamhatiplerin üniversiteye girişlerini zorlaştırıyoruz ya da Kuran kurslarının faaliyetlerini daraltıyoruz. Başka bir deyişle onların demokratik haklarını ellerinden alıyoruz. Fakat bu sefe de bu kurumların yeraltından iş yapmalarına zemin hazırlıyoruz.
Demokrasi elbette bazı durumarda genelin menfaati için kısıtlamalara gitmelidir. Fakat bu kısıtlamalar yapılırken de önlemler alınmalı ve milletin devletine olan güveni sarsılmamalıdır. Demokrasiden korkmak yerine onun sınırlarını belirlemek ve o doğrultuda hareket etmek zannımca çok daha uygun olacaktır....
Sanırım Türk Edebiyatı yeni bir döneme giriyor. Tanzimat ve Servet-i Fünun hatta daha önceki dönemlerde yazılmış gerek manzum gerek mensur bütün eserler içerik ve konu olarak değişti, bayağılaştı. İnsanlara ders verecek, onları sosyal yönden eğitecek eserler yazmak yerine tamamen cinselliğe dayalı eserler ortaya çıkıyor. Bunların yazılmasına da karşı değilim. Elbette yazılabilir; ama düşündürücü olan bu gibi kitaplarda yapılan hataların haklı sebeplere dayandırılması. Kocasını aldatan bir kadını, pişman bir duruma sokup, yuvasını kurtarmaya yönelteceği yerde, yazar sanat adına kadını haklı göstermeye çalışıyor. Bence sanat biraz daha ahlaklı olmalı. Hep aydın kesimden bahsediyoruz ya, insanlar onları örnek alıyor falan diyoruz. O halde adamakıllı işler yapsın aydınlar, biz de örnek alalım... Bence edebi hiçbir değeri olmayan sadece maddi getirisi için yazılmış bir eser...
İnsanımızın "ROMAN" terimini yanlış anladığı kanısındayım. Roman tarihsel gerçeklikleri anlatmak zorunda değildir. Çoğu zaman anlatmaz da. Bazan "Bakın siz de böyle davranırsanız böyle olur, aman, sakın haa!" gibi mesajlar da verebilir. Bu roman da bana göre bunlardan birisidir.
Yakup Kadri'nin "Yaban"ı Anadolu köylüsüne bakış açısı yüzünden çok fazla eleştirilmiş bir romandır. Köylülerin milli mücadeleye yeterince destek vermediğini, çok bencilce davrandıkları anlatılır. "Sodom ve Gomore" de İstanbul halkının milli mücadeleye destek vermediğini anlatıyor. O zaman soruyorum. Milli mücadele kiminle kazanıldı?
Bu romanlar tarihsel gerçekleri anlatmıyor, anlatmak zorunda da değil. Sadece Yakup Kadri'nin gözünden yaşanmış bazı çarpık ilişkiler dikkate alınarak yola çıkılmış ve kurgu da onun çerçevesinde genişletilmiştir. Bütün bu romanları okuduktan sonra İstanbul halkını ya da Milli Mücadele dönemindeki Türk köylüsünü eleştirmek bana göre gaddarca bir tutum olur. Sadece romanlardan hareketle kimse böyle yargılara varamaz, varmamalıdır. Kaldı ki günümüz Türkiye'sinde belgelerle kanıtlanmış gerçeklere bile inanılmazken...