Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Ali YILDIRIM Tarafından Yapılan Yorumlar

01.10.2011

Kısacık bir roman ama çok etkileyici. Romanının ana kahramanı kadar diğer karakterler de okuyucunun aklında hemen yer ediveriyorlar. Okudukça ne acayip bir insan, ne acayip insanlar bunlar diye düşündüm. Kahramanımız çelişik, izole ve hasta bir insan, içimizi burkan Liza saf ve çaresiz, uşak Apollon pasif yıldırma taktiklerini çok iyi bilen ve kolay kolay tahammül edilemeyecek bir tip. Diğer kişiler ise belirli kurallar çerçevesinde yaşayan yapmacıklı insanlar.

Çeviri çok güzel. Bütün Rus edebiyatı sevenlere tavisye: öncelikle Nihal Yalaza Taluy’un çevirilerini tercih edin.

Romanın ana kahramanını (adı bile yoktu galiba) Tutunamayanlar romanındaki Selim Işık’a benzettim. Ama Yeraltından yazan arkadaş fazlaca Rus’tu. Selim Işık, Türk olmaktan öte fazlaza yabancı, fazlaca Batılılaşmıştı.
10.08.2011

Açıkcası pek çoğuna itimat etmediğim (hattat din-dışı olarak nitelendirdiğim) bir sürü acayiplik roman içinde sürekli karşımıza çıkıp duruyor: Reenkarnasyon, büyücülük, paralel evrenler, enerji, aikido (huzur yolu), şamanlık, gizemcilik, işaretler ... Yazar sanki bunlar (mesela zamanda gezinmek) günlük hayatın bir parçası çok sıradan şeylermiş gibi anlatıp durmuş. Kendisi dışında romanın pek çok kahramanı da metafizik bir Dünya’da yaşayıp gidiyor. İnsanın “Ne oluyoruz kardeşim, siz başka alemlerde turlayıp dururken bir katı bir gerçeklik içinde sekiz buçuk – beş buçuk mesaisi yapıyoruz” diyesi geliyor.

Galiba bütün bu acayip inanç örneklerini bir anlamda Engizisyon’un başarısız olduğunu vurgulamak için böyle ortaya saçıp dökmüş. Yok edilmeye çalışılan bir sürü inanç ve uygulama şu anda Hristiyan ülkelerde çok yaygın. Ben yine de yazarın koyu bir biçimde Katolik kiliseye bağlı olduğunu düşünüyorum. Mürşidi J. muhtemelen Jesus’un kısaltılması.

Kitap hiç akıcı değil. “Simyacı nerede bu kitap nerede?” dedim kendi kendime. Bazı cümleleri “Ne dedi şimdi bu?” deyip iki kez okumak zorunda kaldım. Kitaptaki en akıcı bölüm yakılan 8 kızın anlatıldığı bölümdü. Bu bölüm de bana pek orjinal gelmedi. Goya’nın Hayaletleri filminde bu konu çok benzer bir biçimde işlenmişti. Üstelik dönem daha geç bir dönemdi (1700’lerin sonu).

Romanda Türkiye’nin ruhu diye iddialı bir başlık var ama nedir Türkiye’nin ruhu?Hilal’in özellikleri aynı zamanda Türkiye’nin ruhunu da tanımlıyor olmasın: dengesiz, saldırgan, saplantılı, gözükara.

Bir de okurken yazarda hafif bir megalomanlık hissettim, hiç hoşuma gitmedi.
19.02.2011

Tarih sevenler için çok sürükleyici bir kitap. Cennetin Krallığı ve Son Samuray gibi bazı Hollywood filmlerinin eleştirilerini okumak benim için çok faydalı oldu. Özellikle Cennetin Krallığı filmi Kudüs’teki ağır Haçlı yenilgisini onurlu bir çekilme olarak göstemiş ve üstüne bir de uydurma bir kahraman çıkarmayı becermiş. Kitapta ayrıntıları ile anlatılıyor.

Özellikle Eyyubiler ve Selçuklularla ilgili bölümler çok ilgimi çekti. Ne de olsa tarihte az bildiğimiz konular bunlar.
09.02.2011

Yani birisi oturup bir kitap yazacak ve bu kitap AK Parti’nin savunduğu görüşleri ulusalcı, laik ve Kemalist cenaha empoze edecek ve aynı zamanda bu kitabı bu cenah gönüllü okuyacak. Çok zor bir iş olurdu doğrusu. Ama bu iş bu kitapla başarılmış bence. Kitabın ilk bölümü (Devlet) okuyan her ulusalcıyı alerji edecek cinsten: Darbeler ve ordu hakkıda görüşler, özgürlükçü yaklaşımlar, Atatürkçülüğün ne olduğu anlaşılamayan bir şekil ideolojisi olduğu, resmi törenlerin demode olduğu, kendi halkını yönlendirme faaliyetleri ve Ergenokon hakkındaki görüşler, PKK konusunda yapılan yanlışlar ve demokratik açılımın desteklenmesi. Hatta Apo’un 10 yıl içinde serbest kalacağı ve bunun Türkiye için hayırlı olacağı bile okuyuculara empoze edilmiş.

İkinci bölüm (Cemaat) yine bir ulusalcı için tam bir umutsuzluk durumu yaratıyor: Cemaat çok güçlü yapacak birşey kalmadı. Cemaat heryerde örgütlü, şeytani bir teknolojiye sahip ve herşeyi yapabilecek kudrette. Sanki ulusalcılara yönelik psikolojik bir yıpratma çabası var.

İkinci bölümde Danıştay baskını, Hrant Dink suikasti gibi grift olayları, Balyoz çok ciddi bir darbe planını çok basit şeylermiş gibi geçiştirmiş. O noktada biraz durması lazım Hanefi Avcı’nın.

İkinci bölümde yazılanların doğruluğu şüpheli. En basitinden doğrudan suçlamalara maruz kalan Savcı Mehmet Berk, polis müdürleri davaları ile ilgili, “Bana üç dosyayı da İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı bizzat kendisi verdi. Bu dosyalar bana UYAP’tan gelmedi, Avcı yalan söylüyor.” diyor.

İkinci bölümde en çok hoşuma gidense, “Sakın ha darbe planlamayın heryerde cemaatin casusları var sizi hemen bitirirler” mealindeki kısımdı.

Kesinlikle ilginç bir kitaptı. İlginç ve adı gibi acayip.

Bu kitabı okuyanların Mehmet Baransu'nun Mösyö kitabını da okumaları gerekir. Böylece tam bir Hanefi Avcı portresi ortaya çıkmış oluyor.
09.02.2011

Kitabın adı çok doğru konulmuş. Bu kitabı Haliçte Yaşayan Simonlar kitabının ikinci cildi diye düşünmek lazım. Yani Mösyö’yü okumadan Haliçte Yaşayan Simonlar kitabı tek başına bir anlam ifade etmiyor. İki kitabı birden okuyunca karşımıza günahı ile sevabı ile tam bir Hanefi Avcı portresi çıkıyor.