Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Ali YILDIRIM Tarafından Yapılan Yorumlar

26.01.2011

Serinin ilk kitabı gibi bu kitap da, zarif tasarımı ve özenli baskısı ile dikkati çekiyor. Benim gibi tarih seven insanların elinden bırakmadan okuyacağı bir kitap. Ancak şunu eklemeliyim serinin ilk kitabı beni daha çok etkilemişti. Çünkü İstanbul’un Bizans ve Bizans öncesi tarihini daha az biliyordum ve okuduğum her konu beni hayretlere düşürmüştü.

Kitapta yazarın ençok yakındığı iki konu var. Birincisi mağlum: Tarihi dokunun korunamaması ve bilinçsizce yok edilmesi. İkincisi ise yerel tarih bilincinin yetersizliği. Yıllarca belirli bir semte oturan insanlar semtlerinin tarihi ve tarihi binaları hakkında bilgi sahibi değiller. Zaten tarihi dokunun korunması için öncelikle bu yerel tarih bilincinin oluşması gerekli.Umarım bu bilinç düzeyine zamanla ulaşırız.

Sırada serinin üçüncü kitabı var. Yine zevkli bir okuma olacağına eminim.
22.06.2009

Bu romanı yazdığı için Elif ŞAFAK’ı ellerinden öpmek istiyorum. Vahiy mi indi acaba Elif Hanım’a bu kitabı yazarken. Okurken çoğu yerde ürperdim, çoğu yerde göz yaşlarıma hakim olamadım.

Girift bir kurgu ile yazılmış roman. Okurken yazarın zekasına hayran kaldım.

Mevlana’yı, Şems’i ve yaşadıkları dönemi, sufiliği, mevleviliği daha iyi öğrendim. Mevlana’ya ilgim arttı. Mesnevi’yi okumayı düşünüyorum.

Romanda yazar toplum tarafından hor görülen cüzzamlı bir dilenci (Dilenci Hasan), bir sarhoş (Sarhoş Süleyman) ve bir de fahişe (Çöl Gülü) ile empati kurmuş. Ancak Başkadı, Mutaassıp, Aybars ve Alaaddin’le en ufak bir empati kurma ihtiyacı duymamış. Ben bunu biraz yadırgadım. Sonuçta çoğu insanın aşk konusunda başına gelenler Alaaddin’inkinden farklı mı? Ya da 4 basamaklı bir yoldan geçip kamil insan olanların sayısı nedir ki biz Başkadı’yı birinci basamağın kurallarına göre insanları yargılıyor diye yargılıyalım.
22.06.2009

Eli öpülecek yazar Elif Şafak’ın ikinci okuduğum kitabı. Yine yazarın zekası hemen kendini belli ediyor. Romanın kahramanları Elif Şafak’ın zaman zaman ön plana çıkan zaman zaman da bastırdığı, unuttuğu farklı kişilikleri. Bu farklı kişiliklerin oluşturduğu topluluğa “İçimden Sesler Korosu” adını vermiş. Romanda bu kişiliklerin altı tanesi ile tanışıyoruz. Herbirinin zekice ve esprilice konmuş isimleri var.

Yazar doğum öncesi ve sonrası yaşadıklarını otobiyografik bir şekilde anlatmış. Aralar da kadın yazarların doğum, çocuk, evlilik ve aşk konusunda yaşadıklarını ve düşüncelerini aktarmış. Sözü geçen kadın yazarların çoğunu tanımıyorum.

Bu romanı Aşk’tan önce okusam ne düşünürdüm acaba. Herhalde yine takdir ederdim ama bu kadar ciddiyetle okumazdım gibi geliyor bana.
22.06.2009

Eli öpülecek yazar Elif Şafak’ın ilk romanıymış Pinhan. Tasavvuf konulu bir roman. İnsanın ve yaşamın çelişkilerle dolu olduğu, huzura kavuşmak için bu çelişkileri ortadan kaldırmak gerektiği, daha doğrusu ortadan kaldırmak değil de bu çelişkileri kabul etmek ve bu çelişkilerin içinden bir uyum yaratmak gerektiği benim bu romandan çıkardığım sonuç. Çoktan bir olmak. Kendinle bir olmak, sevdiğinle bir olmak, Allah’la bir olmak. Nasıl ki hayır ve şer O’ndandır, o zaman hayır ve şer aynıdır, birdir.

Roman iki ayrı ana hikayenin anlatılması ile devam ediyor. Pinhan’ın hikayesi ve Akrep Arif Mahallesi’nin hikayesi. Son sayfalarda, artık romana yavaş yavaş veda ederken bu ana hikayeler birleşiyor. Aynı zamanda roman pek çok küçük hikayenin birbirlerine eklenmesinden oluşuyor. Bu küçük hikayeler içinde ben Cüce Cafer’in hikayesini pek beğendim. Ama bu hikayenin öncesinde kocakarılar bu kadar güzel anlatılmasa, Akrep Arif Mahallelilerin huyları bu kadar ayrıntılı verilmese, bu hikaye bu kadar güzel olmazdı.

Akrep Arif Mallahlesinin kapılarını, rüzgarlarını okurken aklıma Siyah Süt’de geçen İçimden Sesler Korosu geldi. Benzer şekilde Pinhan’ın içine yaptığı yolculuk yine Siyah Süt’de Elif Şafak’ın iç dünyasına yaptığı yolculukları biraz andırıyordu.

Roman’da çok zengin bir dil kullanılmış. Romanın kurgusu da güzel ancak dil ve anlatım bence kurgunun önüne geçmiş. Bu kadar ayrıntıyı, bu kadar kelimeyi nereden bulmuş yazar şaşırdım. Üstelik romanı yazarken sadece 26 yaşındaydı.

Romanda sufilik var, geleneksel pek çok ayrıntı var. Aman ne güzel diyebiliriz, ama bu roman dinin batıni yorumu, eşcinsel birliktelikler, cinsiyet değiştirmeler gibi radikal konuları da işliyor.

Bu romanı Aşk’tan sonra okudum. O nedenledir ki bu romanın değeri bir iken benim için on oldu.
22.06.2009

17. yy İstanbul’u ve dönemin müzik kültürü üzerine neredeyse antropolojik çalışma diyebileceğimiz bir roman. Uzun İhsan Efendi’nin bütün kitaplarını okudum ama hala Puslu Kıtalar Atlası’yla yarışacak bir roman yazmadı diyebilirim. Ama Suskunlar belki de benim için Puslu Kıtalar Atlası’ndan sonra ikinci en iyi kitabı olabilir. Amat da çok iyi yazılmış bir romandı ama sonu öyle biraz baştan savma bitirilmişti. Sanki yazar sıkılmış, yeter bu kadar diye nokta koymuş romana.

Dönemin müzik kültürünü güzel bir şekilde anlatmasının yanı sıra dini öğeleri bolca kullanmış ve bolca dini benzeştirmeler yapmış. Hatta Batın isminde Allah’ı bile romanına bir kişilik olarak eklemiş. Hz. İsa’ya pek benzeyen Zahir ise ekmek-şarap yerine kavun-rakı ikilisini kutsayarak hayli Türkleşmiş. Neyse.

Müzik kültürünün yanısıra dönemin hekimleri, müneccimleri, sufileri, din adamları, hırsızları, kadıları, tacirleri ... hakkında ayrıntılı bilgiler edinmek mümkün.

Davut’un aşk sarhoşluğu ile ve Eflatun’un içinden gelen sese kulak vererek İstanbul’da yaptıkları yürüyüşler ise tam bir görsel şölen yaşatıyor tabi hayal etmesini bilene.

Dini benzeştirmeler yapılırken bazı konuların Hristiyanlık yorumları daha ağır basmış. Örnek vermek gerekirse, Eflatun’un içinden gelen sese kulak vererek İstanbul’da yaptığı yolculukta tanık olduğu yedi büyük günah bir Dante sınıflandırmasıdır. Yine Zahir’in katledilmesi Hz. İsa’nın katledilmesinin Hristiyanlık yorumuna benziyor.

Cüce Efendi kişiliğinde ise dinin şekilsel yorumuna biraz alaycı eleştiriler getirmiş Uzun İhsan Efendi. Ben pek onun gibi düşünmüyorum bu konuda. Şekli reddederek öze ulaşmak herkes için mümkün müdür acaba?