Eli öpülecek yazar Elif Şafak’ın ilk romanıymış Pinhan. Tasavvuf konulu bir roman. İnsanın ve yaşamın çelişkilerle dolu olduğu, huzura kavuşmak için bu çelişkileri ortadan kaldırmak gerektiği, daha doğrusu ortadan kaldırmak değil de bu çelişkileri kabul etmek ve bu çelişkilerin içinden bir uyum yaratmak gerektiği benim bu romandan çıkardığım sonuç. Çoktan bir olmak. Kendinle bir olmak, sevdiğinle bir olmak, Allah’la bir olmak. Nasıl ki hayır ve şer O’ndandır, o zaman hayır ve şer aynıdır, birdir.
Roman iki ayrı ana hikayenin anlatılması ile devam ediyor. Pinhan’ın hikayesi ve Akrep Arif Mahallesi’nin hikayesi. Son sayfalarda, artık romana yavaş yavaş veda ederken bu ana hikayeler birleşiyor. Aynı zamanda roman pek çok küçük hikayenin birbirlerine eklenmesinden oluşuyor. Bu küçük hikayeler içinde ben Cüce Cafer’in hikayesini pek beğendim. Ama bu hikayenin öncesinde kocakarılar bu kadar güzel anlatılmasa, Akrep Arif Mahallelilerin huyları bu kadar ayrıntılı verilmese, bu hikaye bu kadar güzel olmazdı.
Akrep Arif Mallahlesinin kapılarını, rüzgarlarını okurken aklıma Siyah Süt’de geçen İçimden Sesler Korosu geldi. Benzer şekilde Pinhan’ın içine yaptığı yolculuk yine Siyah Süt’de Elif Şafak’ın iç dünyasına yaptığı yolculukları biraz andırıyordu.
Roman’da çok zengin bir dil kullanılmış. Romanın kurgusu da güzel ancak dil ve anlatım bence kurgunun önüne geçmiş. Bu kadar ayrıntıyı, bu kadar kelimeyi nereden bulmuş yazar şaşırdım. Üstelik romanı yazarken sadece 26 yaşındaydı.
Romanda sufilik var, geleneksel pek çok ayrıntı var. Aman ne güzel diyebiliriz, ama bu roman dinin batıni yorumu, eşcinsel birliktelikler, cinsiyet değiştirmeler gibi radikal konuları da işliyor.
Bu romanı Aşk’tan sonra okudum. O nedenledir ki bu romanın değeri bir iken benim için on oldu.