Toplam yorum: 3.285.238
Bu ayki yorum: 6.764

E-Dergi

Ali YILDIRIM Tarafından Yapılan Yorumlar

22.06.2009

Mimar Sinan’ı anlatan bir roman ve yazarı bir Rus. Mutlaka okumalıyım dedim görür görmez. Kitabın kapağı bir harika: Mimarı parmak ucuna bir güvercin konmuş şekilde resmeden minyatürleri andıran bir kolaj.

Roman içinde sarmal bir biçimde üç yarı hikaye anlatılıyor. Birincisi roman kahramanının günümüzde geçen hikayesi, ikincisi Mimar Sinan’ın hikayesi, üçüncüsü İstanbul’un fethini konu alan hikaye. Aslında bu üç hikayeyi birbirinden çok da ayıramayız. Mimar Sinan’ın hikayesini roman kahramanının yazdığı notlar, İstanbul’un fetih hikayesini ise yine roman kahramanının okuduğu bir kitap olarak düşünebiliriz.

Kısa cümlelerin kullanıldığı roman kahramanının hikayesi bana biraz otobiyografik gibi geldi. Kahramanın Türkler tarafından Glep’e yakın bir isim olan Galip olarak çağırılması da bunun bir kanıtı gibi. Romanın adı Sinan’ın Kitabı ama roman kahramanın hikayesi kitabın ana kısmını oluşturuyordu. Roman kahramanı ile pek empati kuramadım. Kibirli oluşu, içki ve kadın düşkünlüğü itici geldi. Özetle bu ilk hikayeden pek hoşlanmadım. Yine de İslam dininin bir Rus gözüyle anlatıldığı bölümü, Tuğralar hakkında bilgi verilen bölümü ve Rus Tüccar’ın Türkler hakkındaki yorumlarını çok ilginç buldum.

Mimar Sinan hakkında verilen bilgiler, özellikle Mimarı yakından tanıyan kişiler için biraz sığ kaçabilir. Ama bu bilgilerin bir Rus tarafından yeniden yorumlanmış hallerini okumak enteresandı. İstanbul’un fetih hikayesi ise çok güzel anlatılmış.

Romanda yer alan bazı hatalar beni üzdü. Sayfa 22’de Yavuz Sultan Selim’in babası olarak Yıldırım Beyazıd’dan söz edilmiş ki bu yanlış bir bilgi. Gerçekte Yavuz’un babası II. Beyazıd’dır. Yıldırım lakaplı olan Beyazıd ise I. Beyazıd’dır.

Yazar İslam’ı anlatırken dinimize göre Allah’ın erişilmez ve tasavvur edilemez olduğunu söylemiş. Bu doğrudur ancak Allah’ın Dünyadan aklın alamayacağı kadar uzakta olduğunu da söylemiş ki bence bu yanlıştır (sayfa 39). Allah heryerdedir ve bize şah damarımızdan bile yakındır.

Sayfa 58’de Ebru Sinan’ın heykelini gösterirken Hoca Sinan diyor ve yazar bunu Sinan’ın iki kez hacca gitmesine bağlıyor. Gerçekte bizler Sinan’a Koca Sinan deriz. Kaldı ki hacca gittiği için bir lakap verilecekse bunun Hacı Sinan olması lazım.

Roman’da Mimar Sinan konusunda uzman bir Türk profösörden bahsediliyor. Adı Hamdullah Karan. Hem kişi hem de isim olarak gerçekteki Aptullah Kuran’a benziyor. Ya bir hata var ya da yazar Aptullah Karan’ı gerçek ismi ile kullanmak istememiş romanında.

Çeviride biraz çiğlik vardı. Bazı cümleler okuyucuyu acayip rahatsız edecek cinstendi. Örnek: “1 Mayıs Bayramı, okula girmeme gerek yok. Uyumaya devam edebilirim.” Girmek yerine gitmek kelimesi kullanılmalıydı. Daha böyle pekçok örnek vardı ama not almadım.

Belki çeviri hatası değildir, orijinal metinde öyledir ama telgraf direği diye birşey yoktur Türkiye’de telefon direği olmalı (sayfa154). Camilerde genelde halı serili olur kilim değil (sayfa 160).
26.04.2009

Hafıza tazelemek adına okunması gereken, okuması kolay, kısa bir kitap. Yazılan herşeye katılıyorum.
26.04.2009

Okuduğum ilk kitabına benzer bir üslup. Bazı yerlerde Turan Dursun’a atıfda bulunulmuş. Şıracının sahidi bozacı misali.

Tevratta bir bölümden alıntı yapmış (Hezekiel Bap 16, 3-60). Rab bu kısımda birisine sesleniyor. Ben seni küçük bir kızken aldım en iyi şekilde yetiştirdim sen ise gittin kendini sattın, kendine başka erkek putlar edindin diye sitem ediyor. Okuyunca Rabbin İsrail toplumuna seslendiği anlaşılıyor. Muazzez Hanım bir hahama sormuş Rab kime sesleniyor diye. Haham İsrail’e demiş. Muazzez hamın ise ısrar ediyor, Rab Sümerin eski aşk tanrıçası İnanna’ya (İştar ya da Astarte de olabilir) hitap ediyor diye. Kanıt ise diğer bahislerde olduğu gibi hanım yazarın hisleri, o kadar. Bu kadının yaptığı bilimse, bilim İnanna ya da İştar ya da Astarte ya da Afroditten daha şanlı bir fahişe olmalı.

Kitap biraz baştan savma yazılmış, kısacık metinde bir sürü basit hata vardı. Eleştirisel ve mukayeseli bir bakış açısına sahip bir bilim insanınından çok kendi teorisini ispatlamak için kendi işine yarayan bilgilere yoğunlaşmış saplantılı bir beyinin ürünü bu kitap.
26.04.2009

Bu tip bir romanı ilk kez okudum. Müslüman olmayan bir kişinin müslüman olma sürecini anlatan böyle romanlara “ihtida” romanları adı veriliyor. Hizmet anlayışı ile yazılmış basit bir anlatımı olan romanlar bunlar. Bana romanda anlatılan müslüman karakterler pek gerçekci gelmedi. Nerede öyle müslümanlar dedirten karakterlerdi bunlar. Halit Ertuğrul daha çok olanı değil olması gerekeni, kendi tasavvurunu anlatmış romanında.
26.04.2009

Paradigmanın İflası kitabına çok benzer bir kitap. Adından Atatürkçülük üzerine bir eleştiri kitabı olduğu anlaşılsa da iki bölümden oluşan kitabın sadece ilk bölümü bu konu ile ilgili. İkinci bölüm küresel kapitalizmle ilgili konuları kapsıyor. Kitapta biraz fazla tekrar var, bu da okumayı zevksizleştiriyor.

Fikret Başkaya çok cesur bir kişi. Lafını esirgemiyor. Ülkemizin entelektüel derinliğini arttırabilmesi için bu tip aydınlara daha çok ihtiyacı var.