Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

hakan arslangiray

Ülkemizin en önemli sorunlarından birinin az okumak ve buna bağlı olarak okuduğunu anlamamak olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle başta kendi ailem ve yakın çevrem olmak üzere, ulaşabildiğim tüm insanların kitap okuması için elimden geldiğince çabalıyorum. Okuduğum kitapları yorumlayıp paylaşarak kitapseverlerin bu kitaplar hakkında bilgi edinmesini amaçlıyorum.

hakan arslangiray Tarafından Yapılan Yorumlar

Osmanlı Devleti'nin bilinmeyen bir döneminde geçen romanda, padişah şehzadeleri için günlerce sürecek dillere destan bir sünnet düğünü yapılmasını emreder. Düğün hazırlıkları sırasında sadrazamın fetihten dönerken öldüğü haberi gelince, kazasker ve defterdar yeni sadrazam olabilmek için çabalamaya başlar. Bir yandan bu mücadele sürerken, bir yandan da kazasker ve defterdara kini olan Nasrettin lakaplı bir genç, kardeşi ve en yakın arkadaşı ile birlikte intikam almak için planlar kurar. Biraz şans biraz da planlama ile Nasrettin kendini, defterdar ve kazasker arasındaki mücadelenin ortasında bulur. Bu mücadele sırasında da hiç tanımadığı bir kıza aşık olunca işler iyice karışır.

Yazar romanda; kazasker ve defterdar arasındaki mücadelede insanların menfaatleri icabı her türlü kötülüğü yapabileceğini ve devletine bile hainlik edebileceğini anlatırken; Nasrettin, kardeşi ve arkadaşının diğerleri ile mücadelesinde ise iyi insanların sevdikleri ve vatanları için ne kadar büyük fedakarlıklar yapabileceğini anlatıyor.

Yazar, her bölümün başındaki kıssadan hisse tarzı kısa hikayelerle, hem o bölüm için ipucu vermiş hem de romanı daha ilgi çekici hale getirmiş. Kitabın içinde bulunan çizimler de romana renk katmış.

Dönem romanı olması nedeniyle romanda bazı bölümler biraz ağdalı bir dille anlatılmış. Genel olarak oldukça akıcı bir anlatıma sahip olan romanın sıkılmadan okunabileceğini düşünüyorum.

"... iyiliğe giden yolların aranmasından öte iyiliğin kendisini yürünecek bir yol telakki edeceğim..." (s.73)

19.02.2023

Hoca Ahmet Yesevi'nin hayatını kurguyla karışık anlatan bir roman. yazarın dili oldukça sade ve akıcı.
01.02.2023

İlber Ortaylı ile sohbet tadında Osmanlı İmparatorluğu hakkında bilgiler. Özellikle İstanbul'daki eski dönemlere ait binaların ve semtlerin anlatıldığı bölümler ilgi çekici.
Romanda hiç çalışmadan yaşayabilmesine yetecek kadar geliri olan ve ne iş yaptığını soranlara "aylak" olduğunu söyleyen bir adamın, gerçek sevgiyi yaşayabileceği bir kadını aramasını anlatıyor yazar.

Çalışmasına gerek olmadığı ve zengin sayılabilecek kadar geliri olmasına rağmen oldukça sıradan bir hayat yaşayan aylak adam, günlerini hep bu kadını aramakla geçiriyor.

Romanın ilerleyen bölümlerinde, yazar beraber olduğu ve "acaba aradığım kadın o mu?" diye düşündüğü kadınlarla yaşadığı ilişkilerde genel insan davranışları, kalıpları ve baskıları altında kalınca hayal kırıklığına uğramaktan kaçamıyor.

Romanda dönemin kadın-erkek ilişkisi kalıplarına ve bu kalıplarla toplum baskısının kadınla erkek arasındaki sevgiyi nasıl kötü anlamda etkilediğine sık sık vurgu yapılıyor. Günümüzde de aynı sorunların devam ettiğini görmek, toplumların aslında kalıplarından kolay kolay çıkamadıklarını anlamak açısından önemli.

Yazar, romanın ana karakterinin çocukluğunda yaşadığı travmatik aile sorunlarının yetişkinlik döneminde onu nasıl etkilediğini oldukça net bir şekilde ortaya koymuş. İlk başlarda ana karakterin bazı davranışlarına anlam verilemese de, romanın ilerleyen bölümlerinde çocukluk dönemi anlatılınca durum netleşiyor.

Kitabın bazı bölümleri ağır psikolojik anlatımlar içerse de genel olarak akıcı bir roman.

"Yaman adamdı bu dilenci. İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu." (s.54)

"Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamaya çalışana hoşgörülü diyoruz." (s.140)
Romanda Selçuklu İmparatorluğu'nun Moğollarla savaştığı dönemlerde, 13.yy.ın başlarında İran'dan Anadolu'ya gelen Ahi Evran'ın hayat hikayesi çevresinde günümüz İstanbul'unda geçen bir hikaye de katılarak, o dönemin ahilik birliğinin Selçuklu Devleti'ne olan etkisi ve Türklerin Anadolu'ya yerleşme çabaları anlatılıyor.

Yazar, romanda Ahi Evran'ın ve kurduğu Ahilik birliğinin Türklerin Anadolu'ya yerleşmesindeki önemini, biraz tarihi olaylarla biraz da kendi oluşturduğu kurguyla okuyucuya aktarmaya çalışıyor.

Bir çok kitapta, dizi ve filmde karşımıza çıkan, Türk tarihinde kim oldukları hiç bir zaman bilinmeyen fakat tarihimize her zaman yön veren "ak sakallılar" tezi de kabul görüyor kitapta.

Ayrıca kısa kısa da olsa Kayı Obası'nın Anadolu'ya gelişi ve Ahilerle olan temaslarından, Ahilerin Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna verdikleri katkılardan, Ahi Evran ile Nasreddin Hoca'nın aynı kişi olduğu tezinden, Ahi Evran ile Mevlana'nın çekişmesinden de bahsediliyor romanda.

İlk defa bir kitabını okuduğum yazarın dili akıcı ve sade. Ayrıca romanın 1200'lü yıllarda geçen bölümleri de dahil, yazar bana göre bir çok yazarın doğru bulmadığım şekilde kullandığı gibi kitaplarında geçen dönemlere ait ağdalı eski sözcükleri kullanmadan ve konu bütünlüğünü bozmadan güzel bir Türkçe ile yazmış.

Selçuklu Devleti'nin o dönemlerdeki durumu hakkında genel olarak bilinen konulardan bahsedilen kitapta, Ahi Evran ve Ahilik Teşkilatına dair çok dile getirilmeyen farklı düşünceler ve tezleri okuyup üzerinde düşünüp araştırma yapılabilecek bir roman olmuş.

"Çok gün görmüş, çok diyar gezmiş ve çok gönüle girip çok sır örtmüşlerdi." (s.16)

"Dünyada bilinmeyen bir şey yoktur, bilmeyenler vardır." (s.88)