Hayatını şekillendiren mesleği gazetecilik sayesinde, yirminci yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuran pek çok olayın gerçekleştiği ülkelerde bizzat bulunmuş ve gözlemlerini yazıya dökmüş John Reed’in en önemli eserlerinden biri şüphesiz, Dünyayı Sarsan On Gün.
Reed, Birinci Dünya Savaşı’nı takip etmek için gittiği Avrupa’da, Sırbistan, Bulgaristan ve Romanya’yı gezerek yazdıklarını “Doğu Avrupa’daki Savaş” adıyla kitaplaştırmış (1916). Ekim Devrimi sırasında bizzat bulunduğu Rusya’da, yaşadıklarını, gördüklerini, öğrendiklerini kaleme dökmüş. ABD’ye dönmesinden sonra Sovyet yanlısı görüşleri nedeniyle Reed’in üzerindeki baskılar artmış. Altı ay süreyle dokümanlarına el konulduğunu ve bunları ancak Kasım 1918’de geri aldığını biliyoruz. Maruz kaldığı sıkıntılar nedeniyle kitabın, eser olarak basılması, 1919 sonunu bulmuş (Ten Days That Shook The World).
“…anlatılanların çoğu kendi notlarımdan doğmuştur. Fakat sürecin neredeyse her gününü rapor eden yüzlerce çeşitli Rus ve İngiliz gazetelerinin dosyalarından, Russian Daily News yayınlarından, ayrıca Journel de Russie ve Entente adlı iki Fransız gazetesinin haberlerinden de yararlandım… Bütün bunları harmanlayarak 1917 baharından Ocak 1918 sonlarına kadar olan süreçle ilgili neredeyse tam bir dosya elde ettim.” (s. 29)
Kitabı okuyan ve çok beğenen Lenin, 1922 baskısına önsöz yazarak “milyonlarca adet sattığını ve bütün dillere tercüme edildiğini görmek istediğim bir kitap” ifadeleriyle esere övgüler yağdırmış. Yazar, Dünyayı Sarsan On Gün’ün basımından kısa bir süre sonra ABD’yi terk ederek Rusya’ya gitmiş. Eserinde, yer yer bu kitabın devamı niteliğinde bir başka kitap (Kornilov to Brest-Litovsk) yazmayı planladığını belirtse de ömrü buna yetmemiştir (öl. 1920).
Bugünden bakarak Rus Devrimi’ni yorumlamak gayet kolay görünse de devrimin yaşandığı zaman diliminde o günleri yorumlamak ve yazmak pek de kolay olmasa gerektir. Reed, Bolşeviklerin yükselişini, sadece Rus ekonomisinin ve ordusunun Kasım 1917 şartlarına bakarak değil, 1915’ten başlayan ve yozlaşmayla şekillenen bir sürecin mantıksal sonucu olarak değerlendiriyor (s. 14). Bu bakış açısını, eserin alt başlıklarına da yansıtıyor.
Öncelikle Rusya’nın o dönemdeki şartlarında etkili tüm aktörleri ve dönemin idari yapısını, “Notlar ve Açıklamalar” ile olduğu gibi aktarıyor. Siyasi partiler (Monarşistler, Bolşevikler, Menşevikler, Kadetler, Halkçı Sosyalistler…), parlamento, halk örgütleri, merkez komiteleri, anlattıklarından bir kısmı. Kopacak fırtına öncesinde, devrimin adımları atılırken arka planda olanlar, zenginlerin, işçilerin, askerlerin ve köylülerin gözünden ayrı bir başlıkta işleniyor.
“Gıda kıtlığı her geçen hafta biraz daha artıyordu. 250 gramlık günlük ekmek karnesi yarıya indirilmişti ve neredeyse elli grama düşene kadar kademe kademe azaltılmaya devam etti. Sonlara doğru insanlar bir hafta ekmek yiyemez hale geldi… Süt, ekmek, şeker ve tütün için insanın dondurucu yağmur altında saatler boyunca kuyrukta beklemesi gerekiyordu…” (s. 41)
Şubat ve Mart 2017’de artan isyanlar, grevler ve halk olayları neticesinde Çar idaresinin sona ermesiyle Geçici Hükümet’in göreve başlaması (15-16 Mart), ardından değişimin unsurları arasındaki çatışmalarla Geçici Hükümet’in devrilmesi ve Kerenski’nin ortadan kayboluşu (6-8 Kasım), ayrı bir bölümde ele alınıyor (s. 99-160) Bu bölümde ve kitabın genelinde, anlatılanlarla ilgili kararnameler, yapılan bildiriler, beyanlar, broşürler oldukça önemli yer tutuyor. Önemli evraklarla (ve bir kısmının görselleriyle) desteklenerek sürecin işlenmesi, eseri sadece bir hatırat olmaktan çıkarıp tarihi anlamda değerini arttırıyor.
Kitabın izleyen bölümlerinde Bolşeviklerin mutlak iktidarına giden olaylar ve 16 Kasım’da yapılan Köylü Kongresi anlatılarak son sayfalara varılıyor.
Birinci Dünya Savaşı, Rusya, Bolşevik Devrimi üzerine araştırma yapanlar ve dönem meraklıları için önemli bir kaynak olan bu eser, Sovyet yönetmen Sergei Eisenstein tarafından aynı adla filme alındı (1928). Eserden ve yazarın hayatından ilham alarak çekilen Kızıllar (Reds, 1981) ve Sergei Bondarchuk’un yönettiği film (Red Bells 2, 1982), Orson Welles tarafından seslendirilen (1967 tarihli) belgesel de burada eserle bağlantılı olarak izlenebilecek yapımlara örnek gösterilebilir.
Runik Kitap, siyaset serisinde yer verdiği bu eseri, Selim Yeniçeri’nin çevirisiyle tam da devrimin yıl dönümü olan Kasım 2022’de okurlarla buluşturmuştu.
İyi okumalar!