Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

03.02.2012

Kitap serinin 2. cildidir. ilk cilt "Kontragerilla ve Ergenekon'u Anlama Klavuzu" bölüm başlığıyla yayınlanmıştı.
Bu cilt Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınıp tutuklu ya da tutuksuz yargılanan tüm sanıkların suçlanma sebeplerini, örgütle nasıl bağlantılandırıldıklarını, tutuklu ya da tutuksuz yargılandıklarını sanıkların ismine göre alfabetik sıra ile görebilirsiniz.
Bu kitap şu açıdan önemli ki, Ergenekon sanıklarının bir çoğu hala ne ile suçlandıklarını bilmediklerini ileri sürmektedirler. İşte bu kitap her birinin ne ile suçlandığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kitabın bir diğer ilginç yanı ise, kitabın yazarlarından Ahmet Şık da Ergenekon davası sanığı olarak tutuklu yargılanıyor. Ben Ergenekon davasının iç yüzünü, sanıkların kimliklerini, eğilimlerini, bağlantılarını çoğunlukla Ahmet Şık'ın kitaplarından öğrendim. Bu yazarın Ergenekon davasının sanığı olarak tutuklu yargılanıyor olmasını hala anlamış değilim. Benim için Ergenekon Davasının karanlıkta kalan noktalarından biri de budur.
14.11.2011

Alper Görmüş bilindiği üzere Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerini içeren ve içinde darbe hazırlıklarına ilişkin geçen notlar nedeniyle 2007’de “Darbe Günlükleri” adı ile genel yayın yönetmeni olduğu Nokta Dergisinde yayınladığı yazı ile olay olmuş, dergisi polislerce basılmış ve uzun süren bir mahkeme süreci başlamıştı. Yazar daha sonra Taraf Gazetesinde yazılarına devam etmişti.
Bu kitap Taraf Gazetesinde yayınlanan yazarın köşe yazarlarından bir derleme. Yazı konuları ise Türkiye’de geniş kitlelere ulaşan Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gibi gazeteler ile bunlara bağlı yayın unsurlarının, Ergenekon ve Balyoz davaları ortaya çıktığında bu soruşturmalara karşı aldıkları küçümseyici, alaya alıcı ve hatta sulandırma amaçlı yayın politikaları.
Hatırlanacağı üzere Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların ardından Cumhuriyet gazetesi bir kükremiş pir kükremişti. Kimsenin, hiçbir gücün kendilerini susturamayacağını yazılı ve sözlü olarak bir süre ilan etmişlerdi. Ancak bombayı atanların Danıştay saldırısı sanığı Alparslan Arslan ve arkadaşlarının oluşu, Alparslan Arslan’ın da komuoyuna önce şeriatçı olarak sunulmasına rağmen Ergenekon davasının üst düzey sanıklarından Veli Küçük ve Muzaffer Tekin ile ilişkisinin ortaya konması ve attığı bombaların da Muzaffer Tekin’de yakalanan diğer bombaların serisinden olduğunun anlaşılması ile, cumhuriyet gazetesine atılan bombaların şeriat yanlılarının değil Ergenekon örgütünün işi olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine kükreyen cumhuriyet gazetesinin kükremesi birden kesilmiş, sesi çıkmaz olmuştu.
Konuyu yakından takip edenlerin yine hatırlayacağı üzere Cumhuriyet gazetesi yarlarından Mustafa Balbay’ın günlükleri de ele geçirilmiş ve burada darbe planlayan Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve Aytaç Yalman gibi kuvvet komutanlarıyla darbe planlarının konuşulduğu, darbeye giden süreçte basının üzerine düşün görevlerin konuşulduğu, Cumhuriyet gazetesi yazarlarından İlhan Selçuk’un da bu toplantılara katıldığı anlaşılmıştı. İşte Alper Görmüş bu kitaba aldığı yazılarında bahsettiği yayın kuruluşlarının Balbay’ın günlüklerinde bahsettiği gibi nasıl darbe yolunda ilerleyen yayınlar yaptığını, bu planların ortaya çıkması ile de bu haberleri yayınlarında arka planda ve alaycı üslupla ele aldıklarını ortaya koyuyor. Kitap iki cilt olarak yayınlanmış, zevkle okunabilecek bir çalışma.
31.10.2011

Bu kitap, din kültürüne farklı bir pencereden yaklaşımın ifadesidir.
Burada belli başlı birkaç unsur başarılı bir biçimde harmanlanarak okuyucuya sunulmuş. Bunlardan bazıları; köylerin kentlere akması ile birlikte insanların yaşam tarzında göstermeleri gereken çeki düzenin istenen seviyede gerçekleşememesinin kent yaşamana kattığı olumsuzluklar. Kırsal yaşamda kültürler daha homojenken, inançlar ve kültürler daha benzeş durumda iken, farklı yaşayış ve inançtaki kitlelerin kentlerde bir arada yaşamak ile karşı karşıya kalması ilk etapta çatışmaları doğururken, zamanla bunun bir arada yaşamayı kabullenme kültürüne dönüştüğünü veya dönüşmek zorunda kaldığını, herkesin kendinden farklı olana hoşgörü ve saygı göstermek gerçeği ile karşı karşıya olduğunu böylece de karşımıza ‘Kent Dindarlığı’ profili çıktığını gösteriyor.
Bir diğer unsurda ise yazar, Cumhuriyet kurulurken kurucu kadronun ve çevresinde oluşan halkanın dinden ürktüğünü, din devleti olmayalım korkusu ile dini kontrol altına almaya çalıştıklarını, böylece din devleti olmaktan kurtulunsa da ortaya bir devlet dininin çıktığını, fakat devlet dini din kültürü ve ahlak üretmekte yetersiz kaldığı için dinin yozlaşmaya yüz tuttuğunu, hatta laikliğin çok fazla abartılarak neredeyse bir laiklik dini icad edildiğini ortaya koyuyor. Yazar burada bir adım daha atarak farklı bir iddia daha ortaya koyuyor; Cumhuriyet rejiminin dinden ürkmesi, ahlak üretkenliğinin sona ermesine neden olmuştur, çünkü dini güncel hayata uyarlayacak, ahlak üretecek tekke, zaviye ve tarikatlar ortadan kaldırılmıştır. Evet, burada gerçekten durup biraz düşünmek gerekiyor. Bize tekke, zaviye ve tarikat deyince hep çağın gerisinde kalmış, dünyadan kopuk, üfürükçüleri, muskacıları akıllara getirecek tarifler yapıldı. Halbuki bir Mevlana bugün hepimizin ağzındadır ancak Mevlana tarikatı, dergahları yasaklanıp kapatılmıştır. Hacı Bektaşi Veli bugün en laik kesimin bile dilinden düşürmediği bir tarikat lideridir ama tarikatı yasaklanmıştır. Özbekler tekkesi gibi adı Kuva-i Milliye’nin başarısında ön plana çıkmış tekkeler vardır. Bunlara daha nicelerini eklemek de mümkün elbette.
Bu kitap bende çok değişik ufuklar açtı, tavsiye ederim.
17.10.2011

Ergenekon örgütüne üye olmak ve örgüt adına hareket etmekle suçlanan ve halen tutuklu olarak yargılanmakta olan Hasan Ataman Yıldırım’ın söyleyeceklerini merak ederek kitabı hevesle ve kısa sürede okudum. Sürekli haklarında yazılar çıkan ancak kendilerinin ne dediğini duymaya pek fırsat bulamadan takip etmiştik gelişmeleri.
Sanık yazar eski bir deniz subayı, yüzbaşı iken ordudan ayrılmış ve kurduğu bilgisayar şirketi ile yaşamını sürdürmekte iken hükümet aleyhindeki kara propaganda sitelerini örgüt adına kurmak ve yönetmekle suçlanarak gözaltına alınmıştı. Ev ve işyerinde yapılan aramalarda da pek çok CD ve USB belleklerde örgüt adına tutulmuş kayıt ve listeler ele geçirilmişti.
Sanık yazar savcılıkta ve mahkemede yaptığı savunmaları kitabına almış. Buradaki savunmalarında adı geçen siteleri kendisinin kurmadığını, ev ve işyerinde bulunan CD ve USB belleklerin kendisine ait olmadığını, bunları arama yapan polislerin ev ve işyerine koyduğunu, bilgisayarında bulunan örgüte ait dosyaların da elektronik ortamda harici olarak bilgisayarına bu komploları kuranların yüklediğini söylüyor.
Sanık yazar gerçekten de suçsuz olabilir, söyledikleri doğru olabilir, haksız yere içeride tutuluyor olabilir. Hakkındaki dava sonuçlanmadan hiçbir şey söyleyemeyiz. Fakat öyle bir durum var ki, yazar kitabında sadece kendisinin suçsuz olduğunu savunmuyor. Mesela basında “ıslak imza” davası diye bilinen ve Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanıp imzalandığı iddia edilen imzanın da sahte olduğunu, “andıç davası” olarak bilinen ve karargah tarafından hükümet aleyhinde propaganda amacıyla hazırlandığı iddia edilen dosyanın da sahte olduğunu hararetle savunuyor ve TSK’nın pırlanta subaylarına iftira atıldığını, TSK’nın hükümet aleyhinde bu tür girişimlerde bulunmayacağını yazıyor. İşte burada insanın kafası karışıyor. Mesela Gölcük donanma komutanlığında yer döşemelerinin altına gizlenmiş olarak bulunan örgüt belgelerinin bile, normal askeri dokümanlar olduğunu, koyacak yer bulunmadığı için oraya yerleştirildiğini savunuyor, pes yani! Kitapta daha böyle pek çok “pes yani” dedirtecek bölümler var.
1-Islak İmza davasına konu olan belgenin Dursun Çiçek tarafından hazırlandığını yazarın hararetle sahip çıktığı genel kurmay karargahının pırlanta subayları da itiraf etti.
2- Hükümet aleyhinde propaganda içeren “andıç davası”na konu olan dosyasının karargah tarafından hazırlandığını Pırlanta Albay Dursun Çiçek itiraf etti.
3- TSK’nın pırlanta subayları daha önce pek çok kez hükümeti devirip yönetime el koydu, ya da hükümeti post modern darbelerle alaşağı etti, bir kere daha neden yapmasınlar? TSK nın pırlanta subayları böyle şey yapmaz demek ne kadar anlamlı bir savunma olabilir?
İşte sanık yazarın kitabında bu tür konuları da savunması, doğrudan kendisi ile ilgili olan savunması üzerine de gölge düşürüyor. Kitabında sadece kendi konusu ile ilgili savunmada bulunmuş olsaydı ben suçsuzluğuna ikna olmuştum aslında. Gerçekten de haksız yere içeride tutuluyor da olabilir. Fakat Türkiye’deki adalet sisteminin işleyişi bu. Sadece Ergenekon ya da Balyoz davası tutukluları için değil, tüm vatandaşlar için geçerli bu adalet sistemi. İnsanlar uzun yıllar suçsuz yere içeride kalabiliyor. Hükümetin son düzenlemeleriyle bu konu biraz sınırlandırıldı ama yine de çok uzun. 14-15 hatta 20 yıl içeride tutulduktan sonra beraat eden vatandaşların sayısı hiç de az değil bu ülkede. Sadece şimdiye kadar göz önünde değillerdi bu kadar. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilk defa ülkenin kodamanları içeri alınmaya başlayınca ülkenin gündemine geldi bu konu.
Yazarın kitabında yakındığı bir diğer konu da, hakimlerin genel geçer kalıp cümlelerle; “kuvvetli suç şüphesi bulunduğu ve delilleri karartma riskinin olması nedeniyle tutukluluğun devamına” şeklindeki cümlelerle içeride tutulduğunu söylüyor ancak kendisi de aynı genel geçer kalıp cümleleri kullanıyor; ”Atatürk ve cumhuriyet düşmanı, dış merkezli güçlerin kurduğu komplo…”
Kimmiş bu dış merkezli güçler, kimden emir almışlar, özel yetkili mahkemeleri bu güçler mi kurmuşlar, ya da özel yetkili mahkemelerin önceki versiyonu olan ve TSK nın pırlanta subaylarının gerçekleştirdiği 12 Eylül icadı DGM’leri de bu dış destekli ve merkezli güçler mi kurmuş, haydi ondan da geçtim DGM lerin önceki versiyonu olan sıkıyönetim mahkemelerini de bu güçler mi kurmuştu? Orada 145. maddeden 145 idam, 163. Maddeden 163 idam talep ederek hukuk şovu sergileyen savcılar da aynı güçlerin adamı mıydı? Ya tüm bu mahkemelere ilham kaynağı olan İstiklal mahkemeleri hangi güçlerin eseriydi? Görüldüğü gibi bunlar ayaküstü geçiştirilemeyecek kadar derin konular.
Benim yazara naçizane tavsiyem, kendisinin suçsuz olduğunu da kuvvetle muhtemel bulan biri olarak kitabındaki gereksiz bölümleri bir kenara bırakarak sadece kendi savunmalarını içeren yeni bir baskı yaptırması. İnanıyorum ki bu şekilde pek çok kişi nezdinde hakkında olumlu duygular beslenecektir.
Tüm suçsuzların bir an önce özgürlüğüne kavuşması dileğiyle...


20.09.2011

Mehmet Baransu'nun bu kitabı da muhteşem olmuş.
Yazarın 2009 yılında ele geçirdiği belgelerle Taraf Gazetesinde yaptığı haberler gündemi halen meşgul etmekte. Savcılığa intikal ettirdiği bu belgeler ile ilgili yargılamalar halen sürmekte. Bunlar bilindiği gibi Balyoz darbe planı, irticayla mücadele eylem planı, ergenekon hücrelerini açığa çıkaran belgeler. Yazar bu belgelere nasıl ulaştığını, yargılama sürecinde neler yaşandığını, kendisine ne gibi baskılar yapıldığını tüm açıklığı ile anlatıyor bu kitapta. Bu davaları yakınen takip ediyorsanız, bu kitap size güzel bir rehber olacak. Davalarda kimin ne ile suçlandığını çok daha iyi bilerek yargılama sürecini takip edebileceksiniz. Eğer bu güne kadar bu davaları basından takip etmediyseniz, bu kitabı okuduktan sonra bu davalara ilgi duymaya başlayacaksınız. Ayrıca bu kitap tarihin bugünden yazıldığı bir kitap niteliğinde. Türkiyenin geleceği bu davaların seyrine göre yeniden şekillenecek. Yıllar sonra detaylar unutulduğunda da bu kitap tüm ayrıntıları yeniden önümüze koyacak. Mutlaka her kütüphanede olması gereken bir kitap.