Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

29.09.2003

Ali Kemal Belviranlı'nın eski edebiyatımız alanındaki yetkinliğini gösteren bir eseridir. 1923’te Konya’da doğan Ali Kemal Belviranlı, hafızlığını Esad Erbili el-Halidi halifelerinden babası Kaşıkçızade İsmail Hakkı Efendi ve Kadiri Şeyhi Ali Efendi’den tamamladığında 11 yaşındaydı. İslami ilimlerin yanında Arapça ve Farsça tahsil etti. 1933’te Kapı Camii’nde başhafız Ali Ulvi Kurucu ve Nuri Pişkin ile birlikte mukabele okudu. 1944’te Konya Lisesi’ni başarıyla bitiren Ali Kemal Belviranlı, aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1949’da mezun oldu. İngiltere'de dahiliye alanında uzmanlık eğitimi alan Belviranlı dahiliye uzmanı tıp doktoru olarak uzun yıllar Konya'da mesleğini icra etti. İstanbul’da bulunduğu yıllarda musiki, edebiyat, hat, kıraat ve edebiyat alanlarında kendisini geliştirdi.
Daha öğrencilik yıllarındn itibaren Osmanlı bakiyesi büyük şahsiyetlerle tanışmıştı. Hasib Serezî, Abdülaziz Bekkine, Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Haki, Hasan Basri Çantay, Mahmud Sami Ramazanoğlu, Mehmed Zahid Kotku, A. Şeref Güzelyazıcı, Cemal Öğüt, Ahmed Tahir, Ali Öztaylan, Hüsrev Efendi ve Ömer Kirazoğlu gibi meşayih ve ulema meclislerine devam ettiği şahsiyetlerin önde gelenleridir.
Hâmid Aytaç ve Halim Özyazıcı hat sanatıyla irtibatını kuran üstadlardır.
1951-53 yılları arasında 24 sayılık "İslam’ın Nuru" mecmuasını çıkardı. Dergi, teknik kalitesi ve muhtevasıyla da göz alan, gönül çelen bir yayın organıydı.
17 Ağustos 1999 depremine kadar bir süre Yalova'da yaşayan Belviranlı deprem sonrasında baba toprağı Konya'ya dönmüştü.
14 Eylül 2003’de Konya Hacıfettah kabristanındaki istirahatgahında sırlandı.
Allah kabrini pürnûr, makamını âli eyleye.
24.09.2003

13. yüzyılın şartlarındaki iletişim ortamı düşünülürse olağanüstü bir yazışmayı yansıtan bir eser. Sadreddin Konevi ile Nasrüddin Tusi arasında gidip gelen saygı ve muhabbet dolu satırlar, içeriğinin ötesinde bir anlam ifade ediyor.

Sadreddin Konevi'nin Tusi'ye sorduğu tasavvufi incelikler ile ilgili sorulara Tusi'nin gönderdiği cevablar tatminkar değil. Sadreddin Konevi'nin sorduğu sorulara bakıldığında o yüzyıl İslam uleması arasında ruh-beden ilişkisi, ruhun bedenden bağımsız olarak manevi bir yükselişe ulaşıp ulaşamayacağı, ölüm esnasında ortaya çıkan durum gibi bugün de son söz söylenmemiş konulara değinildiği görülüyor. Benim için kitabın en ilginç yönü bu oldu.
24.09.2003

Leyla&Mecnun hikayesinin Fuzuli'nin kaleminden yazıldığı el yazması kitabın "birinci kahraman" olduğu roman, bu yönüyle ilginç. Divan Edebiyatı uzmanı olan Prof. Dr. İskender Öksüz, bu kitabı ile pekçok okuru Divan Edebiyatı'nın kapısından içeri alıyor.
Eserdeki en başarılı bölümler L&M divanının kitab olarak hazırlanmasını anlattığı satırlar ile Kanuni dönemi divan edebiyatı, o dönemin saray hayatı; yazarın uzmanlık nesnelerinin el yazması kitablar, divan şairleri olduğu gözönüne alınır normal bir durum bu. Divan edebiyatının hayattan kopuk olduğu şeklindeki genel-geçer ve haksız yargıyı kırma çabasında yazarın oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Gelelim kitabın "roman" olarak anlamına:işte burada biraz duralım. İskender Pala'nın "roman yazarı" olarak başarılı olduğunu söylemek imkansız. Roman konusu güya "aşk", Tanzimat fermanından, BC koduyla sunulan masonik bir teşekküle; Babil'in asma bahçelerinden aslı yok "Uzay Araştırmaları"na ( yazar galiba UFO hikayelerine oldukça inanmış ); Hürrem Sultan'dan, Rüstem Paşa'dan 3.Selim'e ; Fuzuli'den Nedim'den Namık Kemal'e garip bir kadro, garip bir koro... Osmanlı ruh coğrafyasının en büyük mimarı olan tasavvuf ve mutasavvıflara sadece Galip Dede ve Galata Mevlevihanesi ekseninde değinilip geçilmesi herhalde yazarın aşkın aşkın yönlerine uzaklığıyla paralel bir hal olmalı. Oysa Mecnun'un aşk-ı beşeriden aşk-ı ilahiye vardırdığı yolunu anlatacak o kadar örnek var ki; Osmanlı ruh aleminde; yaz-yaz bitmez.
Sonuç olarak kitab, roman kurgusu ile başarısız, ulaştığı satış rakamıyla başarılı sayılabilecek bir çalışma olarak kütüphanelerin bir köşesinde kalacak.
Bu vesile ile muhafazakar okura seslenen yayınevlerinde bir "penpe dizi" haline gelmekte olan adında "aşk" geçen kitab yayınında görülen artışa "mim" koymak gerek. Bunun öncüsü olarak bu kitabı kabul etmek yanlış olmaz.
İskender Pala'nın aynı üslubla -ortalama okur için sözlükler gerektirse bile-, dünden bugüne aktarılması gereken öykülerden yola çıkmış, daha ayakları yere basan eserler yazması dileklerimle. Ancak lütfen bu yeni kitabların kapağında "aşk" kelimesi geçmesin!
23.09.2003

12 Ekim 2003 tarihinde yapılacak olan MHP Kurultayı öncesi hareketlenen ülkücü camiaya yönelik, ticari kazanç güdüsüyle kotarılmış bir kitab. VATAN gazetesinde kısa süre önce yayınlanan aynı adlı yazı dizisinin biraraya getirilmiş şekli. Ruşen Çakır çok uyanık bir tavırla kitabın yarısını kendisine yazı dizisi sırasında gönderilmiş okur mektubları ve maillerine ayırmış. Düşünsenize 45 röportaj + 376 okur mektubu. Herbiri birer adet alsa eder 421 peşin satış. Kitabların baskılarının binler ile ifade edildiği günümüz piyasasında hiç de fena bir "çantada keklik" satış kitlesi değil. Saf şair taslaklarının binlercesinin şiirimsi şeylerini bir araya getirip "amatör antolojileri" yayınlayan uyanıklar kitlesinde Metis Yayınları ve Ruşen Çakır'ı görmek istemezdim. Bakalım ülkücüler "çantada keklik" mi, "Ergenekon'da bozkurt" mu ? Göreceğiz.
22.09.2003

Erzurum Hasankaleli İbrahim Hakkı'nın zamanının tüm ilimlerini içeren ansiklopedik bir eseridir. Siirt'in Tillo kasabasındaki türbesinde mürşidi İsmail Fakirullah'la birlikte yatan bu büyük tasavvuf aliminin tabii ve fenni ilimlerdeki tesbitleri tartışılabilir. Marifetname kitabının ikinci yarısını teşkil eden tasavvuf ile ilgili batıni konularda İbrahim Hakkı'nın dile getirdikleri ise hala geçerlidir. Kitabda benim en çok hoşuma giden kısım "Allah'ı sevmenin alametleri" başlığı altında topladığı hususlar idi ki bir test olarak günümüz müminlerine uygulansa oldukça çarpıcı sonuçlara ulaşılırdı. M. Fethullah Gülen'in "Kalbin Zümrüt Tepeleri" adlı iki cildlik kitabında ele aldığı kavramların hemen tamamının Marifetmname kaynaklı olduğunu kaydetmemiz de bir tesbit olarak gerekli... Sonuç olarak astronomi, biyoloji, jeoloji öğrenmek için günümüz okuruna gereksiz; ancak, tasavvuf ve ruhun sırlarını, nefisnin derecesini ve illa da Allah'ı sevip sevmediğini anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gerekir.