Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

zafer saraç

1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

zafer saraç Tarafından Yapılan Yorumlar

Dinin meşrulaştırma kılıfı olarak kullanıldığı en büyük olay olarak nitelendirilebilecek Haçlı Seferlerini yapanlar, nihai hedefleri Kudüs’e ulaşmadan evvel, önemli kavşak noktaları üzerinde güç merkezleri oluştururlar. Zamanla ele geçirilen ehemmiyetli şehirler hac yolları üzerinde önemli stratejik üslere dönüşürler. Anadolu içinde de Urfa ve Antakya gibi şehirler Haçlıların ileriye dönük amaçlarının tahakkuku için kullanılırlar. Yüzlerce kilometre uzaklardan gelerek içlerindeki macera tutkusunu bastırmayı, dini kahraman olma hevesiyle bezeyen Haçlı soylularının biyografileri ise dönemin siyasi tarihiyle o kadar iyi karışır ki bir soylunun hayatından dönemi okumak mümkün hale gelir. Umut Başat da buradan yola çıkarak Norman Soylusu Haçlı Lideri Bohemond’un hayatını merkeze aldığı çalışmasıyla bir şövalyenin şahsında Haçlı tarihinin girift noktalarını belirgin kılmaya çalışır.

Bugün hiç şüphe yok ki dünyanın en karışık bölgelerinden birisi Suriye’dir. Bundan yaklaşık bin yıl önce de dünyanın siyasi ve dini sorunlarının merkezinde olan ve Batılıların Ortadoğu diye adlandırdıkları bölgede iki büyük medeniyetin çatışma için karşılaştığı görülür. Anadolu ile Suriye arasında iki coğrafyaya açılan kilit bir noktada bulunan Antakya ise deyim yerindeyse satranç tahtasındaki vezire döner. Bu önemli şehrin Haçlı Seferleri sırasında Bohemond tarafından uzun süren bir kuşatma sonrası devletleştirilmesi ise tarih nazarında ehemmiyeti yüksek bir olaydır.

Tarihin talihe dönüşüp sıradan birini süper insan konumuna ulaştırdığı malumdur. Bohemond da İtalya’da belli bir hakimiyet alanı olan küçük bir soyluyken büyük imparatorlukların aktör olduğu bir sahnede kendisine yer bulur. Onun ibretamiz ve maceralı hayatı temasta bulunduğu çatışma ve olaylar paralelinde deyim yerindeyse tarihin aynası durumuna gelir. Bir kere Haçlı Seferleri başlamadan önce babası Robert’la doğudaki Bizans’a karşı Balkanlarda verdiği mücadele 11. yüzyılda Doğu Avrupa’nın siyasi tablosunu çok iyi yansıtan bir hikayedir. Siyasi tarihin bir biyografinin gölgesinde nasıl geliştiğinden ziyade, nedensellik ilişkisi üzerinden Avrupa’daki Viking istilasından Haçlı Seferlerine giden yol bir nevi Bohemond’un hayatına sırlanır.

Tabii irdelenmesi gereken bir hayat hikayesi olunca resmin tamamının görülmesi için maceranın çok öncesine gitmek gerekir. Umut Başat da bu minvalde Bohemond’un soyunun köken aldığı Vikinglerin Avrupa ufuklarında görülmesi ve Normanlara dönüşen Vikinglerin Güney İtalya’ya uzanan hikayelerine eserinin birinci bölümünde yer vererek söze başlar. Güney İtalya’da Bizans hakimiyetini bitiren Bohemond’un babası Robert’in vefatını izleyen dönemde başlayan siyasi karmaşa zamanları da eserin ikinci bölümünü oluşturur. İtalya’nın bölünmüş kaotik yapısından çıkış arayan bir prensin yolunu nasıl değiştirdiğine ise diğer bölümlerde değinilir. Böylelikle eserin geri kalan 3 bölümünde Bohemond’un Amalfi Kuşatması esnasında Haçlı olmasından sonraki kısımlar yer alır. Buraya kadar bayağı maceralı ve aksiyon dolu bir yaşamın ortaya çıktığı malumdur. Fakat çatışmalar, savaşlar ve kılıç şakırtılarıyla beraber anlatılması gereken çok şey vardır.

Devrinde Bohemond’u kahraman şeklinde afişe eden birçok eserin olduğu bilinir. Bunlardan kolaylıkla edebiyatımızdaki Battalnamelere benzer bir edebi metin oluşturulabilir. Ama bunun akademik tarih disiplinin kapsamına gireceği şüphelidir. Başat ise eserinde dönemin birinci el kaynaklarını temkinli bir şekilde kullanarak, metnini inşa eder. Başat’ın olaylara nesnel bir konumdan yaklaştığı kullanılan kaynakların tenkidi ve yorumu esnasında ortaya çıkar. Bilgilerin ve belgelerin tarihi olayları izah eden objektif çıkarımlara evirilmesi bahsedilen vakaların mantıksal düzleme oturmasını sağlar. Eserin en nihayetinde bir Yüksek Lisans tezi olması, bu gibi durumları normal olarak nitelendirmemizi sağlayabilir. Ama akademik çatı altında bu tarz ilmi yaklaşımlarının olmadığı birçok eseri görmek de mümkündür. Bu minvalde Umut Başat Haçlı Bohemond’u efsanelerin abartılmış tortularından temizleyerek ve hakkında yazılanları tenkit ederek anlatır.

Üçüncü ve dördüncü bölümler de ise Bohemond’un 1. Haçlı Seferiyle Anadolu’ya gelmesi ve Antakya’yı ele geçirip bölgede Prinkepslik kurması ele alınır. Bu yıllarda kılıcı elinden düşürmeden, cepheden cepheye koşan Bohemond’un ek olarak siyasi bir aktör olarak ortaya çıkması, kırk yamalı bohçayı andıran Anadolu coğrafyasındaki ilişkiler ağına müdahil olmasını sağlar. Bohemond’un önemli bir figür olduğu bu çetrefilli tablonun daha fazla analize ihtiyacı vardır. Çünkü basit olayların olmadık sonuçları çok aktörlü ilişkiler ağını her seferinde daha karmaşık hale getirir. Bohemond’un her olayın içinde yer alması, esir düşmesi, savaşması, antlaşmalar imzalaması, elçiler kabul etmesi vs. ise eserin siyasi yorum dozajını arttırır. Başat bu ağır gibi görünen tabloyu fevkalade iyi netleştirir. İlk olarak birinci el kaynakların ne dedikleri söylenir, sonra yapılan analizlere destek mahiyetinde günümüz araştırmacılarının tahlilleri sunulur. En nihayetinde objektif şekilde siyasi düğümler çözülür ve son yoruma giden yolda okurun ufku açılır. Misal Anna Kommena’nın Alexiad eserinde Bohemond fasıllarında sunulan bilgilerdeki tutarsızlıkların tespit edildiği görülür. Ayrıca dönemin ihtisas sahibi bazı araştırmacılarının kullandığı nadide bilgiler- ki bazıları kilise kayıtlarına kadar yazarı götürür- konuyu netleştirmek üzere sunulur. Araştırmacıların benzer fikirlerinin konunun altını çizer tarzda sunulması ise olayın az çok ne olduğunun anlaşılmasını sağlar.

Eserin beşinci bölümünde ise Anadolu sahasında sıkışan Bohemond’un yönünü batıya çevirdiği dönem ele alınır. Önce Güney İtalya’ya sonra Fransa’ya giden Bohemond’un Bizans Seferi ve ölümüne kadarki yaşamı siyasi ve askeri yönleriyle anlatılır. Bu açıdan Bohemond’un hayatı üç safhaya bölünebilir. İlk safhada Norman Prensi olan Bohemond, ikinci safhada Haçlı kumandanlığından Antakya Prinkepsi statüsüne yükselir, üçüncü safhada ise eski husumetini yeni menfaatları çerçevesinde fırsata çevirmeye çalışan bir Bizans düşmanına dönüşür. Bu inişli çıkışlı kronolojik biyografi sunumunda genel olarak tutarlı yorumlarla netleştirilmeye muhtaç kısımların açık hale getirildiği görülür. Yapılan analizlerin, yazarın konuya iyi odaklanmasından ve merkezin dışına fazla çıkmamasından dolayı, gayet rafine bir hal aldığı da belirgindir. Zira Haçlı Seferlerinin eleştirisi, Doğu Batı mücadelesinin dinamikleri, medeniyet tartışmaları üzerine bir eksen kaymasına eserde rastlanmaz. Açık, sade ve anlaşılır akademik bir dilin kullanılması eserin hitap ettiği zümrenin genişlemesi için bir vesile haline gelir.

Eserde metni destekleyici fotoğraf, resim ve harita gibi unsurlar kullanılmasına rağmen bu içeriklere daha fazla yer verilmesinin anlatımı güçlendirme açısından faydalı olabileceği fikri akla gelir. Ayrıca bölgeyi gösteren fotoğrafların bazılarının yazar tarafından çekilmesi, bölgenin yazar tarafından ziyaret edilmesi, akademik ciddiyeti kanıtlamaktadır. Çünkü anlatılan coğrafyayı hiç görmeden eser yazılması mümkün olmakla birlikte gören gözün anlatacakları daha evladır. Yine resimden laf açılmışken eserin kapak resminin Antakya Kuşatması’nı anlatan bir minyatür olduğu için fazlasıyla ilgi çekici olduğunu kabul etmek gerekir. Blondel’in elinden 1843 yılında çıkan arka kapaktaki Bohemond portresi de eserin kapak tasarımını daha da iyi konuma getiren bir etmendir.

Sonuçta Haçlı Seferleriyle İslam coğrafyasının ve Anadolu’nun bağrına saplanan hançerlerin iyi tetkik edilmesi, Haçlı ruhunun iç dinamiklerinin iyi çözümlenmesi gerekir. Zira tarih disiplininin bazı esasları değişmekle beraber ana kaidesi sabit bir zemin üzerinde yükselir. Yani olaylar değişmekle birlikte meselelerin neşet ettiği zemin pek değişmez. Din kisvesine bürünmüş Haçlı Seferlerinin güçlü başka sebepleri olduğu gibi ABD işgalleri öncesinde Haçlı Seferi söylemini yineleyen Amerikan Başkanı’nın terörü minimize etmekten farklı amaçlarının olduğu barizdir. Tarihi karakterler üzerine yazılan biyografiler bu nedenle bir karakterden çok bir zihniyetin analizini mümkün kılar. Umut Başat’ın Bohemond biyografisi biraz da bu açıdan değerlendirilmeli…
05.09.2025

Demirtaş'ın bu romanı kurguyu tarihi gerçekliğe temayül ettirecek birikime de sahiptir. Buradan yola çıkan okurun yeni bir tarihi bilgi donanımı kazanması da mümkündür. Zaten kurgu olsun direkt doğrulanmış kaynaktan tarih verisi olsun okura kazandırılmak istenen ham bilgidir. Bilgi; hayal gücünün ve tasavvurun eriştiği son noktadan itibaren daha manidar bir hal alır. Demirtaş bozkırın tozunu okuruna yutturarak, milli şuurun tarihi gerçeklerin gölgesinde filizlenmesini sağlar. Son tahlilde tarihçinin esas görevi de budur. Tarihi bilgilerdeki sıkıcı yaftası ancak böylesine güzel romanların edebi gücüyle silinebilir.
Gerçek olayların ve karakterlerin satırlar arasında görülmesi, realitenin kurguyu beslediği bölümler olarak akılda kalır. Artık Selçuklu'nun kökleri biraz daha aşikardır. Üstelik ciltlerce anlatılacak bilgi güzel bir kurguyla okura ilerleyen zamanlarda kendini hatırlatacak şekilde sunulur.
05.09.2025

Ziya Gökalp'in Türk düşünce sistemi ve sosyolojisindeki yeri malumdur. Türk devletinin kuruluş aşamasındaki fikirleri ise başta M. Kemal Atatürk olmak üzere yönetici erkin fikri yapısında fazlasıyla etkindir. Düşünceyi önceleyen aktif fikir devinimiyle bir devrin entelektüel camiasının öncülüğünü yapan Gökalp'in bu nedenle iyi tahlil edilmesi zaruridir. Öncelikle yoğun fikirlerinin kendi içindeki tutarsızlıklarının genel kabullerin ötesinde bir eleştiriye muhtaç olduğu belirgindir. Çalık'ın eleştirel yaklaşımı aslında Gökalp'in zaman içinde farklılaşan düşünce seyrini belirgin hale sokar. Fikirlerin zamana ve zemine doğru değişimi olağan olmakla birlikte büyük Türk düşünürünün kurtuluş reçeteleri pek değişmez. Günümüzün dünyasının çok değiştiği bariz olmakla birlikte Gökalp'in muasırlaşmaya, Türkleşmeye ve İslamlaşmaya ilişkin fikirleri halen kabul sınırları içinde değerlendirilebilir. Bu eserde Gökalp'in fikirlerinin iyi bir şekilde röntgeninin çekildiği söylenebilir.
05.09.2025

Türk mizahının akademik perspektifle, bütün kavramlarını kapsayacak şekilde sınırlarının çizildiğini savunmak güçtür. Üstelik mizahla ilgili malzemenin tam manasıyla tahlil edildiği de söylenemez. Ama Azem Sevindik bu zor işi göğüsleyerek Türk kültürüne hizmet etmeye namzettir. Kimi zaman itibardan düşen ama Türk zekasının en rafine ürünlerini yansıtan mizahi unsurlarına dair güçlü değinilerin belirgin kılınması eserin en başarılı yönü olarak görülür. Günümüzde bayağılaşan mizah anlayışımızın bir zamanlar örnek teşkil edecek şekilde bir yapısının olduğu eserde çok iyi kanıtlanır. Mizahın gülümsetmesine rağmen düşündüren ciddi bir duruşunun olduğunu görmek okur için şaşırtıcı olsa da bazen akademik derinliğe inmenin faydaları yadsınamaz. Çalışmanın nitelikli ve uzun soluklu olduğu belirgin olup, Türk mizahının tüm yönleriyle ortaya koyulmasında önemli bir aşama olduğu dikkat çeker.
04.09.2025

Fikir hırsızlığını meşrulaştıran sisteme nazire yapan Kuang'ın eleştirilerinden alınacak çok ders vardır. Bu manada altından sandalyesi çekilerek edebiyat tarihine gömülmek istenen, yazma şevki kırılan yazarların hikayesi de ilginç bir kurgusal macera olarak okurun aklında yer eder. Kuang'ın eseri bu açıdan çığır açıcı bir edebi eleştiri statüsüne yükselir. Sosyal medyanın yazarın ve okurun evrimindeki gücü ise korkunç bir biçimde eserde görülür. Günümüz dünyasında eskiyenin yalnızca kitap kağıdı olmadığı Kuang'ın bu kurgusunda belirgin hale gelir. Her şeyden öte yazarın kimliğinin ötekinin altında yer almasının ortaya çıkardığı tablonun handikapları su yüzüne çok güzel çıkarılır. Ön yargıların okuru sınırlandırabileceği gerçeği ile birlikte yazarların birbirlerine etnik, siyasi, cinsiyetçi, marjinal tutumları çerçevesinde gerçekleşen rekabetin farklı tezahürleri cezbedici bir hal alır.