Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Mehmet Poyraz
Gazeteci ve araştırmacı yazar. Gazetecilik mesleğine Adana’da başlayan, basın sektöründe muhabir, editör ve yayın koordinatörü olarak çalışan Mehmet Poyraz 27 Mart 1974 tarihinde Osmaniye’de dünyaya gelmiştir. Sebilürreşad ile Derin Tarih dergilerinin yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde de yazıları yayımlanan Poyraz, araştırmalarını daha çok Rusya ve buradaki Türkler üzerinde yoğunlaştırmasıyla bilinmektedir. Basın Kartı sahibi de olan Mehmet Poyraz aynı zamanda gercektarih.com.tr’nin de genel yayın yönetmenidir.
Mehmet Poyraz Tarafından Yapılan Yorumlar
Yakın tarihte kaleme alınan ve birkaç yıl sonra Türkçeye kazandırılan bu eseri 2019 yılında ilk çıktığında okumuştum. Bu yorumu yazdığım sıralar 8.baskıya ulaştığını öğrendim ve bundan da hayli keyif aldım. Müellifin gayretini de tebrik etmek gerekiyor. Batı’nın büyük oranda karanlık çağ olarak tabir ettiği dönem söz konusu eserde “aydınlanma” olarak anlatılmaktadır. Çalışma Türk ve Müslüman yakın dönem bilim insanın tezlerini de çürütmektedir. Birçok galat-ı meşhur bilgiyi de barındıran eserde Müslüman alimlerin tâ yüzyıllar öncesinden muhteşem bilgiye ve öngörüye sahip olduğunu muhteva etmektedir. İbni Sina’dan Bruni’ye muazzam bilgilerin yer aldığı eserde Türk ve Müslüman âlimlerin esasında Batı’ya ilham verdiği gerçeği ile bizi baş başa bırakmaktadır. Eseri okuduğunuzda Orta Asya’nın astronomide, tıpta, kimyada ve matematikte bir memba olduğunu göreceksiniz. Otrar faciasını, Moğol istilasını ve Harezmlilerin hatasını oldukça doğru ve tarafsız anlatması da hayli dikkat çekici.
Ferhan Şensoy’a ithaf ettiği eserinde müellif bilim çevresini kibar bir dille eleştirmiş. Bu halini de, ki kendini kast etmeden, eserinde de işlemiş. Yani Uğur Dündar’ın İstanbul Türkçesiyle “adam dövdüğüne” dikkat çekmiş. Çalışmanın büyük kısmı kadınlara ve tarih boyunca üçüncü cinsiyete dair malumatlara ayrılmış gibi duruyor. Amazonların ve diğer savaşçı kadınların işgal için değil de hep savunma da oldukları tezi hayli yerinde. Çalışmanın girişinde okurun farklı düşünmeye ittiğini mealen ifade eden müellifin bunda başarılı olduğunu söylemek mümkün. İnsan uzuvlarının işlevinin değiştirilişinin anlatıldığı bölümler epey gerçekçi olmuş ve öncesinde müellifin uyarısını dikkat almak lazım. Kimi okurun midesi kaldırmayabilir. Bir diğer tespitimizde müellifin vidolarına aşina olanların eseri daha çabuk kavradığıdır. Son 200 yılda topraklarımızda okuma oranında bir değişiklik olmadığına da dikkat çeken müellif, köyden kente göçüşlerin “zihni” değil “fiziki” olduğunu söylemektedir.
Müellifin eser adına hayli sıkı bir çalışma yaptığına işaret etmek istiyoruz. Başta Robert Koleji olmak üzere çeşitli arşivlerden ve sahaflardan bilgi toplayan müellif, eserine okulun kurulduğu dönemde Osmanlı-ABD münasebetlerine değinerek başlamaktadır. 1.Dünya Savaşı ile Milli Mücadele sırasında okulun vaziyeti de anlatılarak Enver, Talat ve Cemal Paşaların yaklaşımları da zikredilmiştir. Türkiye’nin yakından tanıdığı birçok ismin kolejden geçtiğine tanık olurken kimi tarihi olayları da yine kolej etrafından öğrenebiliyoruz. Bursa’daki Amerikan Koleji’nde yaşananlar sonrası ortaya çıkan krizde satır aralarında yer bulurken, Atatürk’ün manevi kızını da koleje emanet ettiğine de dikkat çekilmiş. Bolşevik Devrim’den kaçan asilzade Ruslar da kolejde eğitim görür. Elbette diğerlerinden farklı olarak, bir nevi burs şeklinde. Bunlardan bazılarının aileleri de okulun müştemilatında yaşar. Oldukça hacimli bir çalışma ve okumaya değer.
Deşt-i Kıpçak yurdunun tarihi geçmişinin 1517 yılında Lehli bir ilim ve din adamı tarafından hikaye edilişinin anlatıldığı bu eser, Rusça ve Türkçe’nin yanı sıra bu dillerin lehçelerini konuşan ülkelerin en başta bilmesi gerekiyordu. 1936 yılında Rusçaya kısmen tercüme edilen, 2022 yılında yani şu an okuduğumuz hali olan Türkçeye ilk defa kazandırılan bu eser oldukça mühimdir. Bu çalışmanın müellifini ve adını çeşitli metinlerin dipnotlarında, satır aralarında daha önce fark etmiştik. Bu çalışmanın bir bütün olarak ve çeşitli şerhler ile açıklayıcı dipnotlarla Türkçeye kazandırılması araştırmacıların ufkunu açacağını düşünürken bölge meraklısı okuru da farklı düşünmeye iteceğini söyleyebiliriz. Müellifin Türklere ve İslam’a önyargılı yaklaştığı eserde Moğolların istilası mealen “Tanrı’nın öfkesi” gibi anlatılmış ve “Kalka Savaşı” gibi önemli bir muharebenin detaylarına girilmemiştir. Türk varlığının anlatılması bakımından okunması gereken bir eser. Eserin geç ulaşması da bu varlıktır.
Osmanlı’nın son 10 yılında kadınların statüsü ve hakları hususunda derleme metinlerin yer aldığı fevkalade bir çalışmayla karşı karşıyayız. Kimi okur feministlerin düşüncelerine de yer verilmesinden dolayı rahatsız olacağı bu çalışma, kimi feministlerin özeleştiri ve itiraflarını da içerdiğinden kıymetlidir. Özellikle söz konusu bu kesimin, önceden İslam ve Kadın üzerine söylediklerinin yanlış olduklarını sonradan itiraf etmeleri muazzamdır. Tarafımızca çalışma akademiktir. Öte yandan kadın hakları ve sosyal hayatları hususunda, Mehmet Akif Ersoy’un başyazarı olduğu Sebilürreşad’da yayınlanan eleştirilere de kitapta yer verilmiş olması çalışmayı zenginleştirmiş diyebiliriz. Memur kadınlardan işçi kadınlara, hapishanedeki kadınlara kadar Osmanlı kadının işlendiği çalışmada elbette sanatçı kadınlarda yer almıştır. Esasında bu çalışma, türünün de fazla olmadığından tartışmada yaratabilir ve de yanlış anlaşılma ihtimali de yüksektir. Editörünü, yayınevini ve müelliflerini tebrik ediyoruz.