Toplam yorum: 3.085.417
Bu ayki yorum: 5.102

E-Dergi

Mehmet Poyraz

Gazeteci ve araştırmacı yazar. Gazetecilik mesleğine Adana’da başlayan, basın sektöründe muhabir, editör ve yayın koordinatörü olarak çalışan Mehmet Poyraz 27 Mart 1974 tarihinde Osmaniye’de dünyaya gelmiştir. Sebilürreşad ile Derin Tarih dergilerinin yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde de yazıları yayımlanan Poyraz, araştırmalarını daha çok Rusya ve buradaki Türkler üzerinde yoğunlaştırmasıyla bilinmektedir. Basın Kartı sahibi de olan Mehmet Poyraz aynı zamanda gercektarih.com.tr’nin de genel yayın yönetmenidir.

Mehmet Poyraz Tarafından Yapılan Yorumlar

Yazarın düşünmeyi felsefe ve tarih üzerinden mükemmel yorumlaması dikkat çekiyor. Düşünceye yönelik tarihte isimleri geçen ayrım yapmadan yer vermesi ve muazzam şekilde harmanlaması diğer yandan konuya yabancı okurun dahi anlayabileceği şekilde ifadeler kullanması, yazarı, bu yönüyle de başarılı kıldığını söyleyebiliriz.

“Düşünmek ve Hikmet” merkezli çalışmada antik Yunanlardan örnekler sunularak o döneme dair bulgulara yer verilmesi, eseri mühim kılan noktalardan biri haline getirdiğini söyleyebiliriz.

Son iki yüz yıldır sorulamayan sorulara dikkat çeken yazar, antik Yunanların bugünkü manayla seküler olmadığını, şehir devletleri vatandaşlarının, o şehrin yöneticilerinin, diğer bakımdan din adamlarının koydukları yasalara uyduğuna vurgu yaparken, vatandaşların bir şekilde yaşadıkları devletin dinine tabi olmak zorunda kaldıklarını vurguluyor.

Büyük düşünürleri tilki ile kirpilere benzeten yazar, Müslüman düşünürlerin tarih ile ibret kelimelerini birlikte kullandıklarının altını çizerken düşünceyle ilgili fakat manası unutulan “ibret” ile “itibar” kelimelerini okurlara hatırlatıyor.

Benzerlerinden farklı teknik izlendiği fark edilen eser, oldukça başarılı ve en başta da dediğimiz gibi konuya yabancı okurun kolaylıkla anlayabileceği bir üsluptadır.

Genel olarak da okurunu Doğu ve Batı ekseninde tefekküre davet ettiğini de söylemek mümkün.
Eser hakkında garip biçimde olumsuz eleştiriler daha çok gibi duruyor. Madem o kadar kötü; niye hâlâ popüler diye sormamızda gerekiyor. Esere gelince, karşımızda genç bir adam ve onun sıradışı hayat öyküsü, hızlıca ama didaktik bir şekilde okuru alıp sürüklemektedir. Bu genç adamın iyi veya kötü yaptıkları ekseninde kaleme alınan eserde, asıl dikkat çekici olan çok sayıda şahsiyetin portresine yer verilmesidir. Eserin başkişisinin kaleminden dökülen satırlar öyle bir işlenmiş ki, böylelikle okuru da etkisi altında bıraktığını söyleyebiliriz. Aile içi ve aile dışında ergenlik çağındaki insanın yaşadıkları başarıyla dile getirilmiş ve belki de bu yüzden eser uzun yıllardır hâlâ raflardadır.

Aslında eser hayat dersi de veriyor. Eserin bir karakteri oldukça temiz ve bakımlı biliniyor. Oysaki işin aslı öyle değildir. Temiz görünen kişi gerçekte çok kirlidir; işte yazar bunu muazzam bir şekilde dile getiriyor. Bu arada kitabın adı okuru yanıltmasın. Yani çocuklar çavdar tarlasında değiller.

Kitapta her okurun kendinden bir şeyler bulabileceğine şüphe yoktur. Zira bütün insanlar ergenlik dönemi yaşamıştır. Bununla beraber dönemin ABD’sinin de satır aralarında işlenmesi, ülkenin kültürüne dair izler bırakmasına sebebiyet verdiğinden buradan da okur bilgi sahibi oluyor.
1183 yılının başlarında Hac vazifesini yerine getirmek için Endülüs’ten yola çıkan ve 8-9 ay gibi bir süre Mekke’de ikamet eden İbni Cübeyr, bölgede Müslüman toprakları dolaştıktan sonra 1185’in ortalarına doğru Granada’ya döner. Türkiye’de hayli geç fark edilen seyahatname türündeki bu eserde, müellifin resmi tarihçilerden farklı şekilde dönemle ilgili bilgiler vermesi dikkat çekiyor. Kaleme aldıkları günlükten ziyade mühim tarihi bilgilerde muhteva etmektedir. Günümüz İspanya topraklarından maceralı şekilde yolculuğuna çıkan Cübeyr kimi Akdeniz adalarında azınlık durumunda olan Müslümanları da not ederken, buralardaki esir pazarlarında gördüğü ve satılığa çıkarılan köleleştirilmiş Müslümanlardan da bahsetmektedir. Mekke’nin yanı sıra Irak, Suriye ve Mısır gibi bölge topraklarını da dolaşan İbni Cübeyr’in profili dindar ve samimi bir Müslüman olduğu izlenimi vermektedir. Hac vazifesi esnasında ve aylarca kaldığı Mekke’de gördüklerini sıradışı ve tarafsız şekilde anlatan Cübeyr, Yemenlilere epey sayfa ayırdığı dikkat çekiyor. Yemenlilerin her ne kadar yanlış-doğru şekilde namaz kıldıklarını söylese de, yine onların esasında samimi Müslümanlar olduklarını ve duaları herkesten daha güzel yaptıklarını söylemektedir. Yine Yemenliler dolayısıyla Yemenli tüccarlar Mekke’nin can suyudur ve hayati önem taşımaktadırlar. Kimi Mekkeliler onların gelişini de gidişini de dualarla yapmaktadırlar. Her zaman ticaret yapmazlar elbette, hayırda da Yemenliler öndedir. Öte yandan çöl eşkıyalarının tek korkuları, şüphesiz eli sopalı Yemenlilerdir. İbni Cübeyr, günümüzde kimi zaman olduğu gibi o dönemde de Hac esnasında yaşanılan izdihamdan da bahsetmektedir. Böyle bir trajediye şahitlik eder ve birkaç kişi hayatını kaybederken ağır yaralananlar da olur. Verdiği bilgiler aslında gerçekçi dururken, zihinlerdeki resmi tarih bilgileriyle de çelişmektedir. Halifeden, Horasan ve Irak Türklerinden bahseden İbni Cübeyr Selçuklulardan da söz etmektedir. Müellif, döneme dair İslam mezheplerine dair gözlemlerini de not etmiştir. Mezhepler konusunda keskin görüşü yoktur ve sadece gördüklerini aktarmaktadır. Edebi bir metin gibi de duran eserin ufuk açıcı olduğunu da söyleyebiliriz.
09.11.2022

Şair kimliğiyle öne çıkan, hikâyeleri ve masallarıyla geleceğin nesillerinin inşasında önemli rol üstlenen Bestami Yazgan, bu eserinde, yaşadıklarından yola çıkarak ve tarihsel hadiselere de atıfta bulunarak hayata dair tecrübelerini paylaşıyor ve insan olmaya dair hayati dersler vermeye giriştiği görülüyor. Türk eğitim ve edebiyat dünyasının önemli kalemlerinden Yazgan, şiirlerinde nakşettiği vatan, millet, bayrak ve iman sevgisini söz konusu eserinde de işlemeye gayret etmiştir. Her yaştan okurun kendisinden bir şeyler bulacağı muhakkak olan eserde, önemli Müslüman şahsiyetlerden de, -Akif ve Yunus- alıntılar yapıldığı dikkat çekerken kimi atasözlerini de hatırlatıyor.
06.11.2022

Köken olarak İstanbul Rumlarından, Osmanlı vatandaşı olarak Muğla’da dünyaya gelen, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük silah satıcısı olan Basil Zaharoff’un portresi ile iş yaptığı dönemin anlatıldığı kitapta savaş sanayisinin nasıl değiştiğini kronolojik olarak okura sunmaktadır. Diğer yandan Zaharoff’un ülkeleri birbirlerine karşı nasıl silahlandırdığı da detaylandırılmış. Osmanlı İmparatorluğu’na epey bir zararı olan bu adam yeri geldiğinde soydaşı Yunanistan’a dahi acımamıştır. İşine geldiğinde Slav kökenli olduğuna da ima eden Zaharoff’un özel hayatı da oldukça renklidir. Türklerin de hayli zikredildiği kitapta Enver ve Talat Paşalar hakkında yorumlarda bulunmaktadır. Bunların yanı sıra dünya siyasetine yön veren ülkeler ve isimler “silah ticareti” üzerinden dikkat çekmektedir. En azından Türkiye bölümlerini okumak için bile kıymetli bir eser.