Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-529357 Tarafından Yapılan Yorumlar

04.08.2010

Hayatın Kaynağı 60 yıl once yazılmış olmasına rağmen bugünü dile getiriyor sanki. Canlı ve güncel; kapitalizm, varolmanın değeri, din, Amerikan yaşamı, medya sorgulanıyor.. Estetik, ritm, politika, güç, ahlak, ilkeler, yaratıcılık, yetenek, cesaret, saygı, üretim, idealizm, bağımsızlık, gurur, dürüstlük, inanç tümüyle insan olmak nedir sorusunu soruyor Rand.
Okurken uzun zamana yayarak okunulası bir kitap.
04.08.2010

Karmaşık olmayan bir dille, bilgi yüklemeden mesele hakkında bir görüş sağlıyor. Bunu sıkmadan yapıyor.
Kimler okusa hoşuna gider:
Ayşe Kulin sevenler,
Kadın hikayelerini sevenler,
Kürt-Türk meselesi hakkında okumak isteyip mevcut kitaplardaki aşırı yanlılık veya detaydan sıkılanlar .
04.08.2010

İpek Ongun’un hayatımda büyük bir yeri var. Ortaokul dönemimde onun kitaplarıyla tanıştım ve hala da o kitapları bırakmış değilim. Bana ve hayatıma kattıklarını ne kadar anlatsam da bitiremem. Bu nedenle blogumda ona yer vermek istedim. Böylece ona olan teşekkürlerimi biraz olsun ifade edebilirim.
İpek Ongun bence her kız çouğunun, kitaplarını okuması gereken bir yazar. Her kitabından ayrı ayrı bahsetmek gerekir. Ama özellikle “Bir Genç Kızın Gizli Defteri” serisini tüm genç kızlara ve genç kadınlara tavsiye ediyorum. Ben 26 yaşındayım ve onun kitaplarını defalarca okudum, hala da okumaya devam ediyorum. Ne zaman canım sıkılsa, bir problemim olsa, açar bir kitabını okumaya başlarım ve günüm aydınlanır. İnanın kitapların her birini artık ezberledim diyebilirim. Okuyanlar bilir, “Bir Genç Kızın Gizli Defteri” serisinin kahramanı Serra, artık benim hayatımdan biri gibi oldu. Sanki canım sıkıldığında telefona sarılıp, onunla konuşabilecekmişim gibi hissediyorum.
İpek Ongun Türkiye’nin ender yetiştirdiği kıymetli yazarlardan ve gençliğimize büyük katkılar sağlamış biri. Ona, kendi adıma, en azından benim hayatıma sunduğu güzelliklerden dolayı buradan teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varsın İpek Ongun…
04.08.2010

Roman Kuzguncuk’ta geçmektedir. 2 ana karakter olan Tuna ve Ada; yan karakterler Meriç ve Aras üzerine kurgulanmıştır. Tuna ve Aras kardeştirler. Tuna sessiz ve hassas bir çocuk, Aras da tam tersine her konuda başarılı ve dışa dönük bir çocuktur. Bir gün Kuzguncuk’a çok ünlü aktör ve aktristin tek kızı olan Ada ve ailesi taşınır. Ada’ların evde ayrıca Ada’nın dayısının kızı olan ve annesi ve babası tarafından sahiplenmemiş bir çocuk olan Meriç’te gelir.
Ada’da son derece dışa dönük, aklına geleni yapan bir çocuktur. Meriç ise varlığı ile yokluğu anlaşılamayan bir kişiliktir.
Tuna Ada’ya aşık, Ada Aras’a aşık, Meriç ise Tuna’ya aşıktır. Aras gerçekten Ada’ya aşık mıdır bilinmemektedir. Böyle bir 4 aşk dörtgeni )) yaşanmaktadır. Aradan çokkkk zaman geçer. Ada’nın eşini öldürmekten arandığı bir gün , ülkede iç savaş çıkar ve seferberlik ilan edilerek Tuna’yı da 2 asker askere alır…..
Özellikle çocukluk dönemlerini anlatan kısımları bayıla bayıla okudum. Askerlikle ilgili kısımlarının bazıları beni sıktı.
Kitaba ilgili başladım. Bir ara ilgimi kaybettim. Sonra tekrar sevmeye başladım. Sonunda kitabı beğenerek kapattım. Özellikle Şair Dayı’nın dialoglarını çok beğendim. Kitapta yer alan karakterler yanıbaşımızda yaşayan canlı karakterlerdi, hepsini sevdim.
Buket Uzuner’in Gelibolu kitabını da okumuştum. Ama şimdi hiç ama hiç hatırlamıyorum. Bu blogu işte ben bunun için yapıyorum.
04.08.2010

İlk defa okuduğum İsveç’li bir yazar. Yazdığı tüm kitaplar genelde en çok satan listelerine girmiş. Diğer kitaplarını da okuyacağımı düşünüyorum.
Anladığım kadarı ile yazar kadınları anlatmayı seven bir yazar. Diğer kitaplarının adları da hep kadını anlattığını belirtiyor zaten. EEEE bizde kadın olunca , kitabın içinde kendine yakın bir şeyler bulmak çok zor olmuyor.
Kitapta vurgulayıcı cümleler bolca var. Anlatımda da çok iyi ama bence kitap kısa kesilmiş. Biraz sıkıştırılmış. Mp3 formatında. Anlatılmak istenen bitmemiş. Sonu aceleye getirilmiş. Okunur mu okunur ama bir şaheser beklemeyin.
Kitabın arkasından:
Katarina Elg, genç ve özgür bir kadındır. Aşk ve sevgi onu uzak olduğu kadar yakındır da… Aşık olmaktan hoşlansa da kalıcı bir ilişki kurmaktan korkar. Ama günün birinde beraber olduğu erkekten hamile kalır ve bebeğini doğurmaya karar verir. Bu habere şiddetle tepki gösteren sevgilisi onu döver. Annesinin de sürekli dayak yediğini anımsayan Katarina, karmaşık düşünceler içinde bocalar ve kendini sorgulamaya başlar. Şiddet kalıtımsal bir davranış mıdır yoksa insan doğasının bir parçası mı? Acaba kurbanlar da şiddeti uygulayanlar kadar suçlu mudur? Bu sorular onun annesiyle yakınlaşmasını sağlar ve iki kadın birbirine açılırlar. Artık geçmişteki hatıralarla yüz yüzedirler…