Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
in dubio pro reo Tarafından Yapılan Yorumlar
Bauman, sosyolojinin inceleme konusu olan ikilik ve karşıtlıkları çokboyutlu bir bakışla irdeliyor: Birey olma ile toplum içinde var olma arasındaki bütünlük ve çatışma; toplumların ya da genel olarak insan gruplarının kendini ve karşıtını tanımlaması; birey ile grup, doğa ile kültür, millet ile devlet, birliktelik ile ayrılık, bireysel varlığını koruma ile ahlaki yükümlülük arasındaki çatışmalar, kitapta incelenen ikiliklerden bazıları.
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. 1.Sosyoloji: Tanım ve içerik
2.Sosyoloji kısa bir tarihçe sosyologlar , yaklaşımlar
3.Kültür
4.Toplumsallaşma
5.Toplumsal gruplar
6.Toplumsal tabakalaşma ve eşitsizlik
7.Aile
8.Eğitim
Doktor, pisikiyatrist, bilim adamı, psikolog, Freud bunların tümüydü. Fakat o aynı zamanda bir filozoftu. 1896'da arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu. Genç iken en çok arzuladığım şey felsefe bilgisine sahip olmaktı, hiçbir şeyi bu kadar çok istememiştim. Şimdi bu hasretimi tıptan psikolojiye geçerek giderme yolundayım. Ancak o birçoklarından farklı olarak felsefenin metafizikten değil, bilimden temellenrmesi gerektiğine inanıyordu. Özlücesi, bilim yoluyla bilgiye varılmasından yanaydı. Ne çare ki ondaki bu felsefi merak psikolojik çıkarımlarına da etkidi ve bu durum onun daha ziyade bir psikoloji teoristi olarak anılmasına sebep oldu.
Bu kitapta söz konusu edilen, romantizm ve romantikliktir. Romantizm bir dönemdir; romantiklik ise bu dönemle sınırlı olmayan tinsel bir tavırdır. Bu tavır romantizm döneminde en mükemmel ifadesini bulmuştur, ama bu çağla sınırlı değildir; romantiklik bugüne kadar sürmüştür.
Sigmund Freud’un 1930 yılında kaleme aldığı Uygarlığın Huzursuzluğu; birey, toplum ve uygarlık üçlüsünün birbirleriyle ilişkisini masaya yatırıyor. Bizzat insan ürünü uygarlığın, zamanla âdeta bir tür yasa hâline gelmesini, insanı ve onun toplum içindeki yerini şekillendiren bir yapıya dönüşmesini tartışıyor. Freud’a göre uygarlık, insanı belli biçimlerde davranmaya zorlar ve bu tahakkümün ardı arkası kesilmez. İşte tam bu noktada, insan türünün hayvansal içgüdüleri ile uygarlık arasında bir savaş başlar. Buna rağmen uygarlığın getirilerinden de vazgeçemeyen insan, içgüdüleriyle uygarlığın talepleri arasında sıkışıp kalır. Bu sıkışmışlık, huzursuzluğu mutlak kılar; uygarlıksa tartışmalıdır.