Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her Karar Yeni Bir Başlangıç
Roman klasik bir mahallede kendi halinde bir ailenin bir bir yaşama veda etmesiyle küçük yaşta büyük sorumluluk alan kızın hayatına değiniyor. Uzun boylu ve zayıf olması, ayrıca hiç evlenmemesi karakterimize mahalle ağzıyla "Kuru Kız" lakabını yakıştırıyor.

Roman, filmlerde olduğu gibi önce finali, sonra geçmişi göstererek bizleri karşılıyor. Sıradan bir mahallede komşuluk, dedikodu, içine kapanıklık hatta tecavüze uğrama gibi birbirinden farklı olaylar incelikle işlenmiş durumda...

40 yaşına kadar kendini komşularına saf gösterip, gözünü internetten araştırdığı bilgiler ile açan Kuru kız, artık kabuğundan çıkarak hayata meydan okumaya karar veriyor. Bu kararı ile yaşadıklarını tersine döndürmek için dünyanın sonuna gitmeye karar veriyor. Burada mevsimin yaz orda kış olduğu, kimsenin kendisiyle dalga geçmediği yeni bir başlangıç yeri Ushuaia...

"Hayatında hiç uçağa binmemişti.

Hayatında hiç trene binmemişti.

Hayatında hiç otobüsle uzak bir yere gitmemişti."(s. 212)

Gözünün açılmasıyla kendine yeni bir yol çizen Kuru kızı yazarımız, çocukluğundan yetişkinliğine kadar adeta gözümüzün önünde büyümesiyle taçlandırıyor...

Roman, okurlarına yakın zamana, hatta pandemi sürecine dahi değindiği için sanki birkaç yıl içinde bu olayların yaşanmışlığı hissini veriyor.

Çocukluğunun gecekondu ve çevresinde geçen herkesin mutlaka kendinden bir şeyler bulacağına emin olduğum bu romanı, şimdiden keyifle okumanızı dilerim...
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Süründürmesin sürüklesin diyorsan...
Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar kitabından sonra uzun zaman olmuştu onu okumayalı. Polisiyeye geri dönüşüm “Aşkımız Eski Bir Roman” kitabı ile oldu. Başkomser Nevzat ve ekibinin araştırdığı üç farklı cinayet var; Aşkımız Eski Bir Roman, Overlokçu Kız, Sergey Nikolayeviç Jerkovski’ye Ne Oldu?. Genelde polisiye romanlarında özellikle tek bir konu işleniyorsa süreç oldukça uzar. Detaylar sunulur, tahminler alınır ve sonuca gelene kadar zihinsel bir ısınma içinde devam edilir. Yoğun bir dönemde kısa bir zaman aralığında “Çok kalın olmasın, süründürmesin sürüklesin, keyifte versin,” diyorsanız, bu kitap ara öğünlerinize güzel bir eşlikçi olabilir. Kitabın üç kısa ama farklı bölümden oluşması neticeyi çok uzatmadan öğrenmenizi sağlarken, her bölümde olayların aksine Nevzat Başkomser ve ekibinin aynı olması ise bir aşinalık katıyor.

Hikayelerde katilin veya olayın tahmin edilmesi çok zorlayıcı olmasa da ters köşe yapan sonlarda var. Bu sonları öğrenme heyecanı ile bir bölüm çok uzun süre yarım bırakılamıyor. Ahmet Ümit’in farklı bir kitabını okurken yaşadığım heyecanı, hiç beklemediğim o sonu ve sürecin keyfini bildiğim için beklentim oldukça yüksek başladım. Okumaktan çok keyif alsam da bazılarının tahmin edilebilir sonlara sahip olduğunu söyleyebilirim. O sebeple çok çetrefilli ve uzun süre düşündürücü olayları içeren kitapları sevenler için oldukça kısa ve kolay bir senaryo olabilir. Fakat özellikle Ahmet Ümit veya polisiye türüyle yeni tanışacak olanlar var ise bu kitabın güzel bir başlangıç olacağına inanıyorum. Bu kitapların en sevdiğim yanı ise sadece okumuyorsun aynı zamanda izliyorsun sanki. Evgenia’nın meyhanesi, Ali’nin o asi tavırları, Başkomser Nevzat’ın külüstürü ve daha birçok sahne gözlerimin önündeyken sayfaları okudum. Hal böyle olunca o kitap ile bağ çok farklı oluyor. Okurken edebiyatın, birinin ölümüne nasıl sebep olabileceğini, bir katilin apaçık bir şekilde olayın merkezinde nasıl durabildiğini, tüm istihbarat servislerinin tahminlerini çürüten aydınlığa ulaşmayan sonları görüyorsun, ta ki Başkomser Nevzat aklından, deneyimlerinden ve yüreğinden güç alıp ipuçları toplayarak olayın peşinden gidene ve olayı aydınlatana kadar. Çünkü Başkomser Nevzat der ki; “Mesleğini doğru yapmak için sadece akıl yetmez, aynı zamanda kocaman bir yürek gerekir. Ama o yürek çelikten yapılmıyor. Bir süre sonra el bombası gibi gümlüyor işte. O yüreği zamansız gümletmeyelim Ali. Zalimleri sevindirmenin alemi yok.”

Bir sonraki Ahmet Ümit kitabı ile buluşmak için sabırsızlanıyorum. Okuyan herkese keyif vermesi dileğimle.
Yanıtla
7
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Freud'u anlamak için kapsamlı bir giriş!
Josh Cohen tarafından yazılan "Freud'u Nasıl Okumalıyız?", Freud'un derinlemesine ve karmaşık düşüncelerini daha kolay anlaşılır hale getirmeyi amaçlayan bir yol göstericidir. Cohen, hem Freud'un eserlerine kapsamlı bir bakış sağlar hem de okuyuculara Freud'un temel teorilerini ve kavramlarını anlamalarına yardımcı olur. Freud'un psikanalitik teorilerini hem tarihsel hem de çağdaş bir çerçevede ele alarak, Freud'un fikirlerinin hala güncel olduğunu gösterir.

Cohen, Freud'un eserlerini kronolojik bir sıraya göre incelemeyi tercih ederek, okuyuculara Freud'un düşüncesinin nasıl geliştiğini anlamalarına yardımcı olur. Freud'un temel kavramları arasında bilinçdışı, rüyalar, cinsellik, çocukluk deneyimleri ve savunma mekanizmaları yer alır. Bu kavramlar, Freud'un insan psikolojisini anlama çabalarında ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar önemli olduğunu açıklar.

Freud'un psikanalizinin kültürel ve toplumsal dinamikleri analiz etmek için etkili bir araç olduğunu vurgulayan Cohen, Freud'un teorilerinin sanat, edebiyat ve insan kültürüne nasıl etki ettiğini inceler. Bu durumda Freud'un insan doğasına dair derin gözlemlerinin sadece klinik psikolojiye değil, aynı zamanda akıl ve kültür üzerinde de etkisi olduğunu göstermektedir.

Cohen ayrıca Freud'un çalışmalarını eleştirir ve sınırlar. Freud'un teorilerinin zaman zaman spekülatif ve tartışmalı olduğunu kabul ederek, Freud'un bilimsel ve toplumsal çerçevelerin ötesine geçebilecek cesur fikirler geliştirdiğini belirtir. Cohen, Freud'un çalışmaları üzerinde yapılan eleştirilerin psikanalizi ilerlettiğini ve Freud'un fikirlerini daha da derinleştirdiğini savunur.

Cohen çalışmasında Freud'un eserlerine kapsamlı bir giriş sunarken, aynı zamanda okuyuculara Freud'un düşünce dünyasını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirme fırsatı verir. Freud'un insan psikolojisine dair görüşlerinin çağdaş kültürel ve psikoloji çalışmaları için hala önemli olduğunu gösterir. Freud'un teorilerini daha iyi anlamak isteyen okuyucular için hem bilgilendirici hem de düşündürücü bir yol gösterici olduğunu ifade edebiliriz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İdealler ve Gerçekler Arasında Bir Tekâmül Yolculuğu
Mohandas Karamçand Gandhi (1869-1948), insanlığın iki dünya savaşıyla oradan oraya yalpaladığı çalkantılı yılları yaşadığı halde pasif direnişin ve sivil itaatsizliğin öncüsü olmayı başarmış önemli bir şahsiyet.

Yazar Douglas Allen, kısa boylu, çelimsiz, korkak, pek çok kişilik zaafları olan, çelişkilerle dolu vasat ve sıradan bir insanın, “hakikat peşinde deneyler” yaparken kendini sürekli olarak yeniden inşa eden ve halkını bağımsızlığa götüren bir adama dönüşme hikâyesini anlatıyor.

Gandhi’yi öne çıkartan kişilik özellikleri arasında ailesine ve geleneklerine bağlılık göze çarpıyor. Bu sayede, İngiltere’de ve Güney Afrika’da geçirdiği yıllarda Hintli kimliğini korumuş ve yaşadıklarından şahsi tekâmülü adına ciddi faydalar sağlamış görünüyor. Buna ilave olarak, gurbette aldığı derslerden kendi ülkesini değerlendirmede, ülkesine eleştirel ve yapıcı katkılar sunmada fazlasıyla yararlanmış olduğu da çok açık.

“Gandhi’nin ailesi, özellikle de annesi geleneksel bir Hintlinin yurtdışında ister istemez günaha gireceğini düşünüyordu. Gandhi’nin Jain papazı Becharji Swami’nin huzurunda ettiği üç kutsal yeminle bu engel aşıldı: Ete, şaraba ve kadına asla el sürmeyecekti. Gandhi böylece annesinin rızasını aldı... Gandhi’nin Batı’daki deneyimleri ona Hindistan’daki geleneksel hiyerarşiye yönelik eleştirisi dahil birçok kalıcı beceri ve değer kazandırdı.” (s. 30-31)

İngiltere’de aldığı hukuk eğitiminin, hayatının ileri safhalarında özellikle müzakerelerde başarı elde etmesinde ve barışçıl eylemlerini kurgulamada önemli katkılar sağladığı belirtilmelidir. Eserde bunun dışında Gandhi’nin, bugün dahi eleştiri konusu yapılan, Güney Afrika’da Zulu İsyanı’nda ve Boer Savaşı’nda yasal bir zorunluluğu olmadığı halde İngilizlere verdiği aktif destek, Hindistan bağımsızlık mücadelesindeki önemli basamaklardan Tuz Yürüyüşü, “Hindistan’ı Terk Edin!” Kampanyası, dönemin siyasi figürleriyle ilişkileri, inşa ettiği düşünce ve hayat felsefesi, kitapta yer verilen diğer başlıklara örnek olarak gösterilebilir.

“Şiddet karşıtlığı çerçevesinde savaşın gayriahlaki bir olay olduğunu birçok kez vurgulamıştır. Buna karşılık 1899’da Boer Savaşı sırasında gönüllü bir Hint Ambulans Müfrezesi kurup -kendi deyimiyle yüreği Hollanda asıllı Afrikalılardan yana olsa da- bu müfrezenin başına geçmiş ve Britanyalılarla birlikte savaşmıştır... Gandhi’nin Zulular ve diğer yerli Afrikalılarla ilgili görüşleri birçok kişiye göre cahilce, kibirli ve ırkçıdır. Savaşla ilgili fikirleri Gandhi’nin konumunu tartışmalı hale getirir.” (s. 47)

Kitabın, bir hayat hikâyesinden ibaret olduğu düşünülmemelidir. “Şiddet Karşıtlığı ve Hakikat”, “Modern Medeniyet, Din ve Yeni Bir Paradigma” ve “Günümüzde Gandhi” başlıklarıyla O’nun düşünce dünyası üzerine ayrıntıların kaleme alındığı bölümlere de eserde yer verilmiş. Şu detayı not etmek gerekir: Çalışma, Gandhi ve düşünce dünyası üzerine giriş mahiyetinde bir metin olarak kabul edilmelidir. Sadece Gandhi’nin kendi yazıları, mektupları, röportajları ve konuşmaları bir araya toplandığında yüz ciltten oluşan bir koleksiyon meydana gelmektedir. Buna bir de O’nun hakkında yazılmış ve yazılmakta olan eserler eklendiğinde kütüphaneleri dolduracak bir birikimden söz edildiği kolaylıkla anlaşılır.

Emekli bir felsefe profesörü olan yazar Allen (d. 1941), savaş ve şiddet karşıtı bir aktivist. İlerlemiş yaşına rağmen akademik çalışmalarına devam ediyor. 2009-2010 akademik yılında, çalıştığı üniversiteden izin alıp vaktini, bu eseri hazırlamak için Gandhi üzerine araştırmalara tahsis etmiş. Akıcı bir dille yazılmış bu kitapta, sayfalar arasında Gandhi’ye ait çokça fotoğraf kullanılması ve bunların özenle seçilmesi ve yüksek çözünürlükte olması gayet isabetli olmuş.

Kitap, Dougles Allen’ın Gandhi hakkındaki çalışmalarından sadece birisi. Yazar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi almak için “en.wikipedia.org/wiki/Douglas_Allen_(philosopher)” adresi ziyaret edilebilir.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En nitelikli Adam Smith biyografisi!
Jonathan Conlin'in kitabı, 18. yüzyılın en önemli fikir adamlarından biri olan Adam Smith'in görüşlerini ve bu görüşlerin modern dünya üzerindeki etkilerini incelemektedir. Adam Smith'in ünlü eserleri "Ulusların Zenginliği" ve "Ahlaki Duygular Teorisi", Conlin tarafından ele alınan ekonomik ve ahlaki felsefenin bir parçası olarak ele alınmış. Smith'in ekonominin sadece bireysel çıkarların bir sonucu olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki normların ekonomiyi şekillendirdiğini savunduğunu vurgulanmakta.

Smith'in yaşamını ve fikirlerini kapsamlı bir şekilde özetleyen Conlin, eserlerinin yazıldığı dönemin sosyal ve politik koşullarını da ele alıyor. Smith'in İskoç Aydınlanması'nda nasıl yer aldığını ve o dönemin düşünce ortamının nasıl geliştiğini anlatan yazar, Smith'in düşüncelerinin nasıl geliştiğini ve zamanının ötesine geçtiğini anlatıyor.

Ek olarak, Conlin, Smith'in düşüncelerinin çağdaş ekonomide ve günümüzdeki tartışmalarda nasıl yer aldığını, serbest piyasa ekonomisinin savunucusu olarak yanlış anlaşılmasına rağmen, gerçekte etik ve ekonomik adalet üzerinde kapsamlı bir filozof olduğuna dikkat çekiyor. Jonathan Conlin'in yazıları, hem Smith'in fikirlerini anlamak isteyen öğrenciler ve akademisyenler hem de ekonominin ahlaki temellerine ilgi duyan genel okuyucular için değerli bir kaynak olarak öne çıkıyor. Okurlara Adam Smith'in karmaşık ve çok yönlü dünyasını tanıtıyor. Smith'in mirasını ve fikirlerinin modern toplumsal ve ekonomik sistemler üzerindeki etkisini derinlemesine değerlendiriyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
ADETA BİR DİSTOPYA
Hayal edebiliyor musunuz? Özgür bir şekilde yaşıyorsunuz. Bir eşiniz ve aileniz var. Hayatınız gayet iyi gidiyor ve mutlu bir hayata sahipsiniz. Sonra bir anda hayatınız değişiyor ve kendinizi köle olarak buluyorsunuz. George Orwell’ın 1984 isimli kitabında bahsettiği distopik dünya kadar dehşet verici bir olay bu.

Kitapta yer verilen bu olayın yaşanmış bir olay olması insanın tüylerini diken diken ediyor. Çünkü ancak bir distopyada olabilecek bir olay gerçek dünyada yaşanmış. Özgür bir adam bir anda kendini köle olarak buluyor ve 12 yıl boyunca köle olarak hayatına devam ediyor. Her ne kadar kölelik uzun yıllar önce kaldırılmış olsa da Amerika’da çok uzun zaman devam ettiğini hepimiz biliyoruz. Ancak özgür bir insanın sırf para için köle tacirlerine satılması olayı gerçekten ürpertici.

Kitabı yazan kişi olayın başkahramanı. Yani olayı yaşayan Solomon Northup, kendi yaşadıklarını yazmış. Dolayısıyla bir otobiyografi tadında ilerliyor kitap. Satır aralarında yazarın kölelik sistemi içindeki çaresizliğini sonuna kadar hissediyorsunuz. Bu nedenle de kitap sizi içine alıyor diyebilirim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern dünyada muhafazakarlığın yükselişinin derin kökleri!
Siyasi düşünce tarihi boyunca herhangi bir felsefi akım, kökleri olmayan veya geçmişle bağlantısı olmayan bir şey değildir. Her biri kendisinden önce gelen bir akımla özgün bir ilişki geliştirir.

Bu kitabın odak noktası, Aydınlanma Felsefesi'ne yönelik muhafazakâr ve postmodern eleştiriler arasındaki temasıdır. Söz konusu felsefi ve siyasi ilişkinin netleştirilmesi için her iki eleştirel akımdan üçer örnek-filozof seçilerek kitapta ele alınmış. Seçilen isimlerin siyasi felsefeleri detaylı bir şekilde irdeleniyor.

Felsefe tarihinde önemli bir fikirsel tutum ve tavır geliştirmiş olan Edmund Burke, David Hume ve Adam Smith, Michel Foucault, Richard Rorty ve Chantal Mouffe gibi isimler bu çalışmada kitabın ana konusu bağlamında derinlemesine inceleniyor.

Eserde ortaya çıkan sonuçlardan biri muhafazakârlık ile postmodernizm arasındaki ilişkinin, modern kurucu siyasi akılcılığın eleştirisi bağlamında en belirgin olduğu sonucudur. Başka bir deyişle, postmodernizmin temellerinin bir kısmı muhafazakârlık düşüncesinde bulunabilir. Ancak, bu bağlantı, hangi muhafazakârlık ve hangi postmodernizm türünden bahsedildiğine bağlı olarak güçlü veya zayıf olabilir.

Bununla birlikte, çalışmadan çıkan bir diğer önemli sonuç ise postmodern eleştirinin, Aydınlanma felsefesine yönelik, modernliğin kendisiyle zaten iç içe olduğudur.

Eser ele aldığı konuyu derinlemesine inceleyerek okuyucuya birçok filozofun görüşlerinden hareketle aydınlanma eleştirilerini ele almaktadır. Modern dünyada yükselen muhafazakarlığın kökenleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa ama etkileyici kitap
Etienne de La Boetie'nin klasik denilen ancak benim yeni karşılaştığım eseri "Diktatöre Karşı: Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev", her ne kadar siyasi bir metin olarak değerlendirilebilecek olsa da, esasında, düşünce tarihinin derinliklerine inen bir eser. de La Boetie'nin güçlü ve etkileyici dili, okuyucuyu sorgulamaya ve düşünmeye teşvik ediyor. de La Boetie’nin etkileyici ifade tarzından mı yoksa benim ruh halim yüzünden mi bilemiyorum, fikirlerin altını çizerek, tekrar tekrar okuyarak ve hemen her sayfada uzun uzun düşünerek özümsemeye çalıştım. Yaklaşık 500 yıl önce yazılmış bir metnin, -belki talihsizce- günümüze bu kadar net uyarlanabilir olmasına hayli şaşırıyorum. Üstelik bu 500 yılda, gerek toplumsal, gerek ekonomik, gerek bilimsel düzlemde insanlığın ilerlemesi açısından müthiş bir gelişim görülmüş, bu süreçte Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi ve iki Dünya Savaşı gibi sarsıcı olaylarla insanlığın olgulara ve kavramlara bakışı değişmişken… de La Boetie’nin zamansızlığı gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Kitap, insanların neden otoriter rejimlere boyun eğme eğiliminde olduklarını anlamaya çalışıp bu yöndeki tespitlerini ortaya koyuyor. Hemen sonra, boyun eğenin otoriteye karşı çıkışının, baskıdan kurtuluşun anahtarını veriyor: itaatsizlik. de La Boetie insanların kendi zincirlerini nasıl özgür iradeleriyle kabul ettiklerini ve bu zincirlerden nasıl kurtulabileceklerini derinlemesine inceliyor. Sadece siyasi düşüncenin değil, aynı zamanda insan psikolojisinin de derinliklerine inmekte. La Boetie'nin argümanları, insanların neden ve nasıl otoriteye boyun eğdiğini incelerken, diktatörü, boyun eğenleri ve bu sistemden kazanç elde edenleri kendi bakış açısıyla inceleyip tartışıyor. "Diktatöre Karşı: Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev", sadece tarihsel bir metin değil, aynı zamanda günümüz dünyasında yaşanan otoriter eğilimlerle başa çıkabilmek için, otoriteye karşı durabilmek ya da durmak gerekliliğini anlamak için önemli, rehber olabilecek bir eser. Otoriteyi ve gücü sorgulayan herkesin kendisinden hareket edebileceği bir başucu kitabı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı'nın Gözünden: Yabancıların İmparatorluğa Hizmeti
Eğer tarih ve kültürle ilgileniyorsanız ve Osmanlı İmparatorluğu'nun gizemli dünyasına bir yolculuk yapmak istiyorsanız, "Osmanlı Devleti Hizmetindeki Yabancılar" adlı kitabı kesinlikle tavsiye ederim! Bu kitap, Osmanlı'nın göz alıcı geçmişine farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak. İmparatorluğun yüzyıllar boyunca sınırlarını aşan ve çeşitli görevlerde hizmet eden yabancıların hikayeleri, sizi tarih sahnesinde unutulmaz bir yolculuğa çıkaracak. Kitap, akademik bir yaklaşımı popüler bir dille harmanlıyor. Osmanlı'nın karmaşık yapısını ve uluslararası ilişkilerini anlamak için derinlemesine bir inceleme sunarken, aynı zamanda akıcı ve ilgi çekici bir üslup kullanıyor. Her bir sayfada, Osmanlı'nın farklı dönemlerinde hizmet etmiş yabancıların yaşam hikayeleri ve Osmanlı'ya yaptıkları katkılarla ilgili ilginç detaylar bulacaksınız. Kitabın üç bölümü, farklı açılardan Osmanlı'ya hizmet etmiş yabancıların deneyimlerini ele alıyor. Genel katkılar, kurumsal etkiler ve bireysel yaşam hikayeleri gibi konuları kapsayan bu bölümler, Osmanlı tarihine dair yeni bir bakış açısı sunuyor. Murat Hanilçe ve Yunus Emre Tekinsoy'un editörlüğünde hazırlanan bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu'nun zengin ve çeşitli yapısını keşfetmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak. Bu yapıt, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok yönlü yapısını derinlemesine inceleyen önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor. Osmanlı bürokrasisinde görev yapmış yabancıların deneyimlerini titizlikle inceliyor ve onların Osmanlı toplumuyla etkileşimlerini anlamamıza katkıda bulunuyor. Kapsamlı araştırma ve akıcı üslup, okuyucuları Osmanlı İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısını keşfetmeye teşvik ediyor. Kitap, sadece Osmanlı'nın iç işleyişini değil, aynı zamanda dönemin uluslararası ilişkilerini de ele alarak okuyuculara geniş bir perspektif sunuyor. Özellikle Osmanlı'nın dönemindeki yabancıların rolünü anlamak isteyenler için bu kitap vazgeçilmez bir kaynak olabilir. Yazarın detaylı araştırması ve sağlam bir analitik çerçeve sunması, kitabı Osmanlı tarihine ilgi duyan herkes için değerli kılıyor. Osmanlı İmparatorluğu, tarih boyunca kendi iç dinamiklerinin yanı sıra dış dünyanın da etkisiyle şekillenmiştir. Bu etkileşim, imparatorluğun dönemsel olarak gelişimini ve dönüşümünü etkilemiştir. Özellikle Osmanlı'nın yükselme döneminde, imparatorluk dışındaki dünyanın dinamiklerinden yararlanmaya çalışması, onun uluslararası arenada güçlenmesine ve genişlemesine katkıda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim ve askeri yapıları, çeşitli uluslardan insanların hizmetine açık olmuştur. Yabancılar, imparatorluğun çeşitli kurumlarında görev alarak Osmanlı'nın yönetimine ve askeri gücüne katkıda bulunmuşlardır. Bunlar arasında devlet görevlileri, askeri komutanlar, danışmanlar, tüccarlar ve elçiler gibi çeşitli pozisyonlarda bulunan insanlar yer almıştır. Bugün bile, Osmanlı İmparatorluğu'nda hizmet etmiş yabancıların yaşam hikayeleri ve deneyimleri büyük ilgi görmektedir. Bu hikayeler, imparatorluğun çok kültürlü yapısını ve dönemin uluslararası ilişkilerini anlamak için önemli bir kaynak oluşturur. Yabancıların Osmanlı'daki varlığı, imparatorluğun sadece kendi iç dinamiklerinden değil, aynı zamanda dış dünyanın etkisiyle şekillendiğini gösteren önemli bir örnektir. Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreçte, farklı geçmişlere sahip yabancıları çeşitli devlet görevlerinde istihdam etmiştir. Bu çeşitlilik, imparatorluğun çok kültürlü yapısını ve esnek yönetim anlayışını yansıtırken, aynı zamanda Osmanlı'nın uluslararası ilişkilerdeki etkinliğini de göstermektedir. Murat Hanilçe ve Yunus Emre Tekinsoy'un editörlüğünde hazırlanan "Osmanlı Devleti Hizmetindeki Yabancılar" adlı çalışma, bu farklı geçmişlere ve deneyimlere sahip yabancıların hikâyelerini ele alarak Osmanlı bürokrasisinin ve toplumunun çok katmanlı yapısını aydınlatıyor. Editörlerin, alanlarında uzman araştırmacıların katkılarıyla hazırlanan bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihsel dokusunu derinlemesine inceleyerek okuyuculara benzersiz bir bakış açısı sunuyor. Kitap, farklı zaman dilimlerinde Osmanlı topraklarına ulaşan ve çeşitli devlet hizmetlerinde görev alan yabancıların hikâyelerine odaklanarak onların deneyimlerini ve etkileşimlerini detaylı bir şekilde inceliyor. Bu hikâyeler, hem Osmanlı'nın dönemindeki uluslararası ilişkileri hem de imparatorluğun iç dinamiklerini anlamak için önemli birer pencere sunuyor. Hanilçe ve Tekinsoy'un editörlüğünde derlenen bu eser, sadece Osmanlı tarihine ilgi duyanlar için değil, aynı zamanda tarih, kültür ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan araştırmacılar için de zengin bir kaynak niteliği taşıyor. Editörlerin titiz çalışması ve kitaba kazandırdıkları derinlik, bu çalışmanın akademik dünyada önemli bir yer edinmesini sağlıyor. Murat Hanilçe ve Yunus Emre Tekinsoy, Osmanlı tarihi ve kültürü alanında uzmanlaşmış akademisyenlerdir. İkisi de Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yönlerini ve dönemlerini derinlemesine inceleyerek, bu alanda önemli katkılarda bulunmuşlardır. Murat Hanilçe, Türk ve Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan bir akademisyendir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi ve toplumsal yapısı üzerine yaptığı araştırmalarla bilinir. Hanilçe, Osmanlı dönemi bürokrasisi, devlet yönetimi ve toplumsal değişim gibi konularda geniş kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Kitapları ve akademik makaleleriyle Osmanlı tarihi alanında saygın bir konuma sahiptir. Yunus Emre Tekinsoy ise Osmanlı tarihi ve kültürü üzerine yoğunlaşmış bir başka akademisyendir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel ve entelektüel geçmişiyle ilgili araştırmalarıyla tanınır. Tekinsoy'un çalışmaları, Osmanlı'nın edebiyatı, sanatı ve entelektüel yaşamı gibi alanlarda derinlemesine analizler sunar. Osmanlı'nın kültürel mirasını anlamak ve değerlendirmek için önemli bir kaynak teşkil eder. "Osmanlı Devleti Hizmetindeki Yabancılar" sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda genel okuyucular için de büyüleyici bir okuma sunuyor. Eğer Osmanlı'nın heyecan verici dünyasına bir adım atmak istiyorsanız, bu kitabı kaçırmamanızı öneririm!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yahudiliği ve Yahudileri anlamak için başlangıç kitabı!
Kurt Schubert'in "Yahudi Tarihi" adlı kitabı Yahudi tarihine ilişkin kapsamlı bir çalışmadır. Bu kitapta Yahudi halkının doğuşundan bu yana tarih boyunca yaşadığı önemli olaylar ve toplumsal değişimler vurgulanıyor.

Kitap Yahudi halkının kökenlerini ve eski tarihlerini araştırıyor. İbrani kabilelerinin ortaya çıkışı, Mısır'dan Çıkış'ın hikayesi ve İsrail Krallığı'nın kuruluşu gibi konulara odaklanıyor.

Schubert, Yahudiliğin kökenlerini, inançlarını ve ibadet uygulamalarını ayrıntılı olarak araştırıyor. Talmud ve diğer dini metinler de Tevrat'ın (İbranice İncil) rolünü vurgulamaktadır. Yahudilerin tarih boyunca toplumları ve dağılımlarına odaklanır. Yahudi topluluklarının farklı bölgelerdeki diaspora süreci, yaşamı ve etkileşimleri ele alınmaktadır.

Bu kitap aynı zamanda Yahudi halkının tarih boyunca karşılaştığı zorlukları, baskıları ve soykırımı da araştırıyor. Özellikle ortaçağ Avrupa'sındaki zulümler ve Holokost gibi önemli olaylarla ilgileniyor. Schubert ayrıca Yahudi tarihinin modern dönemine de odaklanıyor. Siyonist hareket ve İsrail Devleti'nin kuruluşu gibi önemli gelişmelere değiniliyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir