Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sistem bize aynadaki aksimizi yaratmamız zorunluluğu mu getiriyor yoksa biz kaçtıklarımızı aynadaki aksimizin yaptığı ortaya atıp gerçekten mi kaçıyoruz .

Gerçek ne, dünya ne , biz kimiz? Bunca benzer içinde hangisi gerçek olan?

Yazarımız Naomi’nin Wolf olanının benzerliğinden başlayarak küresel sorunlar ( covid , iklim değişikliği ,ekonomik eşitsizlik ve her daim geçer akçe siyasi kutuplaşma) ile ilgili görüşlerini sunarken bu kadar ciddi konuda bile zaman zaman gülümsetiyor.

Değişen dünyaya uyum mu sağlamalıyız yoksa çatışmalı mıyız ? Çatışırsak eğer ne tarafta yer alacağız . Yürüyen düzen mi insanın iyiliğine olmayan düzenin karşısında mı ?

Peki bu hacimli kitapta ne gibi çözümler var Gücümüz kadar karşı durabileceğimiz sosyal adaletsizliğe karşı durabileceğimiz kadar!

Yazara kulak verip , onun kadar umutlu bir bakış açımız olabilir mi?

Herkes kendi kültürü ,sosyal statüsü, maddi gücü kadar karşı durabilir !
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın gerçekten içine girebilmem 100. sayfadan sonra oldu ama kitap bittiğinde buna hiç üzülmedim. Her okurun deneyimi farklı olacaktır tabii ama benim karakterle bağ kurabilmem biraz zaman aldı…

Medya danışmanlığı veren bir şirketin ortağı olan eski gazeteci bir kadın, art arda gelen sonlarla yüzleşirken; kendi hayatında da taş kesilmiş halde olduğunun farkına varıyor.

Üstüne, zorunlulukla yüklenen yeni projesi gün geçtikçe açılıyor. Hayata, ailesine, ilişkisine ve işine bağlanabilmesi için bir araç haline geliyor.

Kitap bittiğinde, kitabın başındaki o soğukluk yerini sıcaklığa bırakıyor; okuduğuma memnunum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yayımlandıktan sonra unutulmuş ve yaklaşık seksen yıl sonra ortaya çıkmış bu kitap. kayıp zamanın izinde'yi okuyup proust'a özlem duyan okurlar için büyük bir müjde olsa gerek. ben kayıp zamanın izinde'den önce proust'un üslubuna biraz aşina olabilmek için alıp okudum ve şükür ki şansım yaver gitti.
sosyeteden seçkin bir hanımefendinin; kendi sınıfından, önceleri özel bir ilgi duymadığı bir adamın uzun bir yolculuğa çıkacağını öğrendiğinde birdenbire ona aşık olduğunu fark etmesini konu alıyor bu 28 sayfalık öykü. kadının aşkını fark etmesini de daha önce hiç nefessizlik deneyimi yaşamayan bir çocuğun havasız kaldığında nefesin ne kadar hayati bir şey olduğunu fark etmesine benzetmiş proust. çiçekler, aşk ve kadınlar arasında sıkı bir bağ kurmuş ve metne hep bunun izlerini serpiştirmiş. bu kısacık öyküyü öyle bir söyleyiş güzelliğiyle yazmış ki tadı damağımda kaldı.
öykü hakkında yazılmış oldukça kapsamlı önsözü öyküyü bitirdikten sonra okursanız öykünün sürprizi bozulmayacaktır.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük bir kitap halinde gelen eserin içerisinde Çiftlik, Park, Ev ve Cami'den oluşan 4 minik kitap bulunmakta.Her kitapta 22 tane resim bulunmakta.Minik kitapların hepsinin toplandığı büyük ana kitap içerisinde bulunan cırt cırtlar sayesinde kitaplar özenli bir şekilde durmakta.Ayrica büyük kitabın içerisinde Okul, Kitapçı,Hastane, Market, Cafe gibi yerlerden ve yollardan oluşan bir harita da bulunmakta.Bir de bu yolda kullanılabilecek minik bir araba bulunmakta.Bebeklerin ilgisini çekecek bu eserin kalitesi ise oldukça iyi.Kitaplar kalın karton kapaktan oluşuyor. Kolay kolay aşınma, yıpranma yapmayacak bir ürün.Bebeğim 3 aylıkken satın almış olduğumuz bu ürünü severek, ilgiyle inceliyor.Resimlerin güzel ve kaliteli olması da ayrıca dikkatini çekiyor.Özellikle çiftlik kitabındaki hayvanlar bebeklerin heyecanını artıyor.Çok memnun kaldığım bu kaliteli ve güzel bir içeriğe sahip bu eseri almak isteyenlere gönül rahatlığıyla ile tavsiye ederim güzel günler dilerim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın adı Böyle Küçük Şeyler olsa da, ele aldığı konu itibariyle pek de öyle sayılmaz. İrlanda' da Katolik Kilisesi ve devlet işbirliği ile kurulan, toplum tarafından dışlanmış, ötekileştirilmiş kadınların ve kız çocuklarının ücretsiz olarak çalıştırıldığı ve işkence gördüğü sözüm ona ıslahevleri olan Magdelene çamaşırhanelerinin hikayesini okuyoruz Claire Keegan' ın 86 sayfalık novellasında. Küçük bir İrlanda kasabasında yaşayan Bill Furlong adındaki kömür tacirinin Noel arifesinde kiliseye kömür götürmesiyle karşılaştığı bir durum karşısında takındığı tavır etrafında geziniyor hikaye. Kitabı bir çırpıda okudum ama filmini henüz izlemedim; ilk fırsatta izleyeceğim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikâyelerin her biri farklı olaylardan ve nesnelerden bahsediyor. Kitabı okurken “yazarın bu kitabı yazma amacı ne?” sorusunu kendime sordum ve cevabı bize yazar ölüm gerçeğini düşündürtmeye çalıştığı kanısına vardım.
Bu kitabı size anlatmak o kadar zor ki! Çünkü okuduğunuz ve ya okuyacağınız hiç bir kitaba benzemiyor. Kitap tamamen orijinal.
Kendimi vererek hikâyeleri okuduğum zaman, hikâyelerde bilmediğim ne kadar çok kelimenin olduğunu anladım.
Hikâyelerin her birindeki tanrı farklı dinlerdeki tanrılar. Tanrılara hep insanı motifler yüklemiş ve hikâyelerin çoğunda tanrıların canı sıkılıyor.
“Ölüm sonrası yaşamda Tanrı’yla karşılaşırsınız. Şaşkınlık ve sevinçle fark edersiniz ki O insanın tasavvur ettiğinden çok farklıdır. Tüm dinlerin sözünü ettiği nitelikleri taşır ama hiçbirinin yakalayamadık ilahi bir ihtişama sahiptir. Kör adamın tasvir ettiği fildir o: bütünü hiç anlamadan tarif edilmiş parçalardan oluşur.”
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Geçmişi bir yük gibi sırtında taşıyanlarımızın defteri çok ağır..." diyor yazar.
Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra beni etkileyen aklıma takılı kalan şey şuydu biz hiç fark etmesek de istemesek de  geçmişte aldığımız yaraların etkisinden kurtulamıyor muyuz? Zamanında beğenmediğimiz eleştirdiğimiz anne babamızın özelliklerini yıllar sonra hiç fark etmeden biz de mi uygulamaya başlıyoruz ya da biz istemeden de olsa  çok küçükken aldığımız yaraların izleri büyürken de tüm hayatımızı mı şekillendiriyor ? Bu döngüyü kırmak elimizdeyken sırf geçmiş yaşantılarımızdan ötürü bu döngüyü kırmaktan mutlu olacakken olmaktan mı kaçıyoruz?
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eserin hem kronolojik olarak yazılmış olması hem de görsel materyallerle desteklenmiş olması okuyucu için olayları zihninde canlandırmak açısından oldukça faydalı olmaktadır. Yazarın eserinde kullandığı kaynakçanın çok çeşitli olması ve sadece yerli kaynaklar olarak değil yabancı resmi kaynaklara da dayanmasından ötürü eserin objektifliğini ve güvenilirliği artırmaktadır. Ayrıca eserde Gelibolu savaşında yer alanların (hem dost hem de düşmanların) anılarından faydalanılmış olması ve olaylarda yaşanılanların tarafsız bir şekilde ayrı bir başlık altında işlenilmiş olması ve o günün şartlarının göz önünde bulundurulması esere bir ayrıcalık katmaktadır. Atatürk'ün sezgisiyle birlikte savaşın seyrinin nasıl değiştiğini eserde açık bir şekilde görmekteyiz. Çanakkale'nin geçilmez olması sebebinin verilen şehitler olduğunu açık bir şekilde görmekteyiz. Herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar, eserinde toplumsal gerçekleri muazzam bir dil kullanarak ortaya dökmüştür. Ayrıca yazar kadınların yaşamış olduğu acı ve ızdırabı iliklerinize kadar işleyecek bir akıcılıkla ele almıştır. Eser de geçen olayların hala günümüzde yaşanıyor olması aslında kadınlar açısından hayatın ne kadar zor olduğunu göstermektedir. Eser mülayim bir hanımefendinin evlendikten sonra kocasının evinde ve sonrasında yaşamış olduklarını anlatmaktadır. Küçük bir kentten büyükşehire göçmek zorunda kalan ve hayatının geri kalanında hayatını idame ettirebilmek için zor anlar yaşayan Nazan'ın hayatını dokunaklı ve akıcı bir dille kaleme alan yazarın bu eserini tek oturuşta bitirmek isteyeceksiniz. Resmen sosyolojik bir şaheser olan bu eseri gençlerin okumasını tavsiye etmekteyim. Ayrıca eserde kadının düşmanının bir kadın olduğunu da göreceksiniz. Türkiye'de özellikle kadın olmanın vermiş olduğu zorluğu hissedeceksiniz.
Yanıtla
8
3
Destekliyorum  16
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Siberpunk'ın kutsal kitabı
William Gibson’un, yazıldığı zaman (1984) düşünüldüğünde insanı şaşkınlığa uğratan vizyonu ile kendinden sıklıkla söz ettiren kitabı neuromancer (ya da kitaptaki çevirisiyle nöromansçı) siberpunk akımı ile özdeşleştirilmiş dikkat çekici bir yapıt. Bu etiketten de anlaşılabileceği üzere odağına siber dünyayı alan kitap; insan yaşamının ve hatta bedeninin bilgisayarlar ve yapay zekâ ile bütünleşmesi, siber dünyanın öngörülemezliği ve sınır tanımazlığına dair kehanetleri ile gördüğü saygıyı kuşkusuz hak ediyor. Henüz internetin ortada olmadığı ve bilgisayarların sıradan insanın kişisel kullanımına girmediği bir çağda internet ve yapay zekânın geleceğine dair öngörüleri ile şaşırtıcı olduğu kadar, bilimkurguda kendine özgü bir alan açmasıyla da ilginç Neuromancer. Kuşkusuz giderek makineleşen insan ve yapay zekâ bilimkurgu dünyası için yeni temalar sayılmaz ve Asimov ve Heinlein gibi çeşitli yazarlar tarafından çeşitli şekillerde üzerinde durulmuş konular. O halde kitabı sıra dışı kılan ve hak ettiği üne kavuşturan şeylerin neler olduğunu sorabiliriz. Bunun için hikâyeye geçmeden de bir miktar bilgi vermek gerekiyor.

Öncelikle kitabın yarattığı matris (siber uzay) dünyası ve insanın sanal dünyaya entegre olması fikrinden bahsedebiliriz. Evet, kitap matrix filminden on beş yıl kadar önce bu filmdeki bazı fikirlerin çekirdeğini ortaya atmış ve büyük olasılıkla filme de etki etmiş. Kısaca; bağlanarak duyularımızla algılayabileceğimiz bir sanal dünya söz konusu. Elbette durum filmdekinden biraz daha farklı ve bu sanal dünya insanların içinde yaşamasından çok ticari faaliyet amaçlı yapılmış, bir çeşit grafik ara yüzlü internet sistemi; her şeyin bağlı olduğu bir ağ. İnternetten farkı içine ekran yerine duyu organları ile girilebilmesi. İkinci olarak; yine yazıldığı tarih açısından sıra dışılığı ile göze çarpan birkaç fikre özellikle vurgu yapmak gerekir. Bunlar; insan bilincinin tamamen bilgisayar ortamına aktarılabilmesi; insanların beyin implantları aracılığı ile yapay zeka tarafından yönlendirilebilmesi ve başka bir insana bağlanabilmemiz (onun gibi görüp hissetmemiz) olarak ifade edilebilir. Bilinç aktarımı, bir insanı tanımlayan tüm özelliklerin bilgisayar ortamında simüle edilebilmesi anlamına geliyor. Tüm becerileri, zayıflıkları iyi ve kötü yanlarıyla insanı “ben” yapan şey beyinde kodlanmış bilgiler ise bunların bilgisayara aktarılması ve orada tekrar hayata kavuşabilmesi neden mümkün olmasın diye soruyor Gibson. Tabi, aynı nedenlerle insan beyninin yapay zekâyla kontrolü de mümkün oluyor (yapay zekâ için bile zor bir iş olsa da). Yine yaşayan birisinin bedenine girip onunla aynı anda aynı hisleri yaşamak da çipler ve iletişimin halledemeyeceği bir şey değil.

Kitabın gelecek vizyonu burada bitmiyor; İnsan vücudunun modifikasyonu; organların mekanik organlarla değiştirilmesi-geliştirilmesi, yaşlanmanın durdurulması, vücuda takılan implantlar sayesinde ekstra özellikler (parmaklara bıçak takabilme, görüş kabiliyetini arttırma vb.) kazanma, sinir sisteminin modifikasyonu (daha hızlı tepki verme, iş yapabilme becerisini arttırma vb) gibi olaylar (Örneğin terminatörün görüşü gibi bir ekran) geleceğin siber dünyasına dair bir tablo çiziyor. Dahası kriyojeni yani insan dondurmanın ilginç sonuçları ile karşılaşıyor ve yapay zekânın “sınırsızlığına sınır çizmek” için kurulu bir polis birimi olan “Turing” ile karşılaşıyoruz.

Tüm bu fikirlerin bazıları; istediğimiz yere götürebildiğimiz iletişim araçları ile tüm dünya ile bağlantı kurabilen ve bilinçleri evlerindeki film platformları tarafından bilimkurgu-aksiyon filmleri ile tekrar tekrar doldurulan bizler için çok sıra dışı olmayabilir. Ancak 1984’ün dünyasında bunların ne kadar uzakta olduğunu düşünerek Gibson’un öncülüğünü anlayabiliriz. Kaldı ki Gibson’un fikirleri günümüz açısından bile ilginç ve yaratıcı.

Kitabın yarattığı ve adına siberpunk dünyası dediğimiz şey işte tüm bu teknoloji, implant, sanal bağlantı, yazılım, modifikasyon, yapay zeka, hologramlar, teknolojik korsanlık, hırsızlık, virüsler, bilinç nakli, uyuşturucular, Ninjalar, yakuzalar, arka sokaklar, suç, kara para, teröristler, eğlence, ticaret, uzayda yaşam, büyük şirketler ve uluslararası güç mücadelelerinin bileşiminde oluşan bir kaos. Şimdi bu kaostan nasıl bir öykü çıktığına bakabiliriz (bilgi kısmı).

Gökyüzü karlı ekran grisi ve bladerunner (1982) filminden çıkmış bir sahneyi andırır Çiba kentinde başlayan öykümüz, hackerların siber dünyadaki karşılığı olan konsol kovboyluğu (beyni ile bağlantı yapan) yapan Case’in başına gelenler çerçevesinde ilerler. Case Siber dünyada korsanlık yaparak adından bahsettirmişse de açgözlülüğü yüzünden sinir hasarına uğratılmış ve bu sebeple yetilerini kaybetmiş eski bir kovboydur. Geçinmek için cinayet dâhil her işi yapmakta ve giderek tükendiğini hissederek birinin kendisini ortadan kaldırmasını ummaktadır. Sevgilisi Linda ile tabut denilen daracık odalı otellerde, arka sokaklarda ve uyuşturucu çemberinde geçen sefil bir hayat sürmektedirler. Bir gün peşine düşen bir fedai olan Molly onu patronu Armitage ile görüşmeye zorlar. Armitage, Case’e onarılmaz kabul edilen sinir hasarını onarma (ve eski işine geri dönebilme) karşılığında bir iş teklif eder. İşi açıklamasa da bu gökten gelmiş bir mucize gibi teklif Case için bulunmaz nimettir. Böylece tedavi için ameliyatı kabul eder. Gelecekte kara klinik denilen yasal olmayan modifikasyon ve tedavi ameliyatları için merkezler bulunmaktadır. Ameliyat Case’i eski haline getirse de Armitage’ın ona bir sürprizi olacaktır. Öte yandan Molly de aslında Armitage’a şüphe ile yaklaşmaktadır ve Case ile giderek yakınlaşırlar. Armitage’ın kimliğini araştırırlar ve yaralanmış eski bir asker olduğunu öğrenirler. Yine de o hikâye çeşitli sürprizlere gebedir.

Patronları esas hedefini açıklanmaz. İlk işleri bir “inşa” çalmaktır. İnşa, bir insanın bilgisayar dünyasına aktarılmış halidir ve çalacakları inşa, Case’in ölmüş arkadaşı Düzçizgi dixie’ye aittir. Bu işte radikal bir gruptan yardım alırlar. Bu sırada kendisine kışdilsizi diyen birinden mesaj alırlar. Kışdilsizi bir AI yani yapay zekâdır ve sahipleri yörüngedeki şehirde (serbestaraf) yaşayan çok zengin bir şirket olan T-A’nın malıdır.

Kitabın bu noktasında bizim için şaşırtıcı sayılabilecek bir sürprizle karşılaşırız ve siberpunkla özleşmiş öykümüzde geleceğin dünyasında karşımıza neler çıkacağını beklerken bir anda İstanbul’da dolaşmaya başlarız. Kahramanlarımız sonraki görevleri için Beyoğlu'nda gezer, kapalı çarşı, mısır çarşısı, tünel Topkapı derken tuborgları bile gördükleri kısa bir İstanbul turu yaparlar. İstanbul’a hologramlar ile karşısındakinin gözünde istediği sahneyi yaratabilen tekinsiz bir kişi olan Rivieara için gelmişlerdir. Bir Ermeni olan terzibaşçıyan sayesinde ona ulaşırlar.

Operasyonun son halkası, yörünge şehri olan Serbestaraftadır. T-A şirketinin ve yörüngedeki şehrin sahibi olan, kendi içinde üreyen, dondurucuya yatan, dışa kapalı tuhaf bir aile, onların gizemli konakları ve sahibi oldukları yapay zekâlar ile ilgili planları beklediklerinden farklı gelişecektir. Öykü sona yaklaştıkça Armitage’ın şaşırtıcı öyküsü, Molly’nin geçmişi, kışdilsizinin gizeminin arkasında yatanlar ve sona kadar adını bile duymadığımız nöromansçının öyküdeki yeri de anlaşılmaya başlanacaktır.

Neuromancer, ilginç konusu ve geniş vizyonu ile etkileyici bir yapıt olarak görülmekle birlikte bunları sunuş tarzı açısından eleştirilebilir görülür. Metin, yazarın yarattığı terimlerin altını doldurmak, matrisin grafik halini gözümüzde canlandırmak ve öyküdeki muğlak kısımları anlamaya çalışmak açısından yer yer zorlayıcıdır. Olaylar arasındaki ilişkiler çok sıkı kurulmadığından, bazı şeyleri hatırlamak için geriye dönmek de gerekebilir. Sürükleyiciliği sona doğru artsa da genel olarak temposu yavaştır. Öte yandan Gibson’un önsözde de belirttiği üzere bu kadar vizyon sahibi bir eserde halen ankesörlü telefonlar ve kablolu bağlantılar ve eski teknolojiye özgü öğeler görmek de biraz uygunsuz kalır. Her şeye rağmen yalnızca İngilizce baskısı dünyada bir milyon satmış olan ve birçok dile çevrilmiş eser, öncüsü olduğu akımın takipçileri arasındaki “kutsal” yerini günümüzde de muhafaza etmekte ve okuyucusuna alışılmadık bir deneyim sunmaktadır. Bilimkurguya siber dünya cephesinden bakmak isteyenler, etkileri ve esinleri günümüzde de varlığını sürdüren yapıtın önemini takdir edecektir. Keyifli okumalar.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir