Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seri öyküler. İç içe geçmiş on yedi öykü. The Economist dergisi “öykü maskesi altına saklanmış bir roman” demiş. “Roman gibi” olduğu için filme de alınmış.

Öyküler yazarın gençlik yıllarını geçirdiği Albany kasabasında geçiyor. Albany, kitapta Angelus olmuş. Dokuz öyküde karşımıza çıkan Vic Lang karakteri büyük ölçüde Tim Winton. Yazar “Açık, Berrak Görüş” hikayesinde anlattıklarını anılarında da anlatmış.

Teknik anlamda kusursuz öyküler. Ama bu bir ciğer söken kitap. Çok sert.

Şiddet dolu merhametli bir adam. Şiddet dolu merhametli bir şair.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok akıcı, hem çook keder hem de neşe, umut ve mizah içeriyor.

"Benim Adın Ekin"de, Sultan abla, sevgili kızının ardından altında kaldığı dağın aralanışını anlattığı kadar; teslimiyeti, imanı, pozitifliği de gösteriyor bize. Evliliğe dair yapıcı bakış açıları; aşk, insanlık ve dostluk örnekleri, altı çizilesi onlarca şahane cümlesiyle Benim Adım Ekin'i okursanız sizin de seveceğinizden eminim.

Sevdiği biri(leri)ni asıl yurduna önden yollamış olan kalbi yaslı arkadaşlarıma ise özellikle öneriyorum. Hasret ve teslimiyet yüklü bu satırlar sizin kalplerinize de iyi gelecektir.

Anlatmasını sevdiğim sevgili Sultan Karaaslan sen hep yaz, Ekin cennette arkadaşlarına anlatsın.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Peter Kien, okurun aklında kalacak bir karakter. Ama kitap herkese uygun değil. Hem hacimli, hem sembolizmi ağır felsefi bir roman. Bilgiyle sağlıksız bir ilişki kuran bir karakteri işliyor. Sinoloji profesörü Kien'in kitap tutkusu onu nasıl bir körleşmeye düşürüyor, bunu okuyoruz. 3 ana bölüm var. Başta biraz komik, sonra trajikomik. Son bölümde ben çok zorlandım, kitabı bitirmem epey uzun sürdü. Zorlansam da, unutamayacağım eserler arasına girdi Körleşme. Öncesinde biraz araştırma yapıp, Canetti'yi tanırsanız, göndermeleri de yerli yerine oturur.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her zamanki gibi güncel bilim vb. Kitapları uygun fiyatlara bize ulaştıran koç üniversitesi yayınlarına teşekkürü bir borç bilerek başlayayım. Kitabın ana teması insanla, insanın etkileşime girdiği diğer canlılar üzerinden (ağırlıklı olarak hayvanlar) insan eylemlerini açıklamaya yönelik. Amacına tam olarak ulaşabildiğini de düşünüyorum.

Kitabın çevirisini bir hayali başarılı buldum ben, Türkçe yazılmış olsa bu denli anlaşılır olurdu, yazarın dili de gayet akıcı, esprili, örneklerle dolu ve açıklayıcı. Tüm bunlardan ziyade tarih öncesi döneme ait bilgi, bilimsel bilgi ve tarih bilgisiyle de bahsettiği konuları izah ediyor kitap. Şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Barış, Ekmek, Toprak!
Bu kitap, sadece bir tarih anlatısı değil; tarihin ta kendisinin soluk alıp verdiği, insanların, sokakların ve fikirlerin canlı bir organizma gibi çarpıştığı bir dönemin nabzını tutan bir şahitliktir. John Reed, bir gazeteci titizliği ve bir şairin duyarlılığıyla 1917 Ekim Devrimi'ni öyle bir anlatıyor ki, sayfaları çevirirken Petrograd'ın sisli caddelerinde yürüyor, fabrika işçilerinin ve askerlerin coşkulu mitinglerinde onlarla birlikte "Tüm İktidar Sovyetlere!" diye haykırıyorsunuz.

Reed'in eserini "birinci elden kaynak" yapan şey, olayların tam kalbinde, tarafsız bir gözlemci olarak değil, devrimin büyüsüne kapılmış, onun heyecanını ve kaosunu içten içe yaşayan bir katılımcı gibi yazmasıdır. O, devrimi yapan liderlerin nutuklarını aktarmakla yetinmez; sıradan bir askerin çektiği üniformadaki yırtığı, aç bir ailenin kuyrukta beklerken umudu ve öfkeyi bir arada taşıyan bakışlarını, karşıdevrimci fısıltıları da kaydeder. Bu, tarihi "yukarıdan" değil, "aşağıdan", sokaktan yazmaktır. Lenin'in de dikkat çektiği gibi, devrimin "olgularının doğru ve olağanüstü canlı bir tablosunu" çizer.

Kitap, devrimi salt bir siyasi darbeye indirgemez. I. Dünya Savaşı'nın yarattığı muazzam yıkımı, Çarlık rejiminin çöküşünü, Geçici Hükümet'in acizliğini, köylülerin toprak özlemini ve şehirlerdeki açlığı, Bolşeviklerin bu karmaşık ortamda nasıl bir sosyal patlamayı ustalıkla örgütleyebildiklerini gösterir. Reed, Bolşeviklerin "Barış, Ekmek, Toprak!" sloganının, soyut bir siyasi söylem değil, sokaktaki insanın gündelik hayatta hissettiği acil ihtiyaçların yankısı olduğunu çok iyi ortaya koyar.

Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, bizzat Vladimir Lenin tarafından yazılan önsözdür. Lenin'in bu kitabı "büyük bir ilgi ve hiç eksilmeyen bir dikkatle" okuduğunu ve "bütün ülkelerin işçilerine bütün kalbimle salık veririm" sözleri, esere sadece bir onay değil, evrensel bir misyon yükler. Lenin için bu kitap, proleter devriminin ve diktatörlüğünün doğasını anlamak için bir anahtardır. Onun bu tavsiyesi, kitabı siyasi bir metin olmanın ötesine taşır; adeta "resmi" ve "yaşanmış" tarih arasında bir köprü, devrimin kendi kendini anlattığı bir belge haline getirir.

"Dünyayı Sarsan On Gün"ü okurken, tarihin kritik anlarında "haber" ile "tarih"in nasıl iç içe geçebileceğine tanık oluyorsunuz. Reed, o anı yakalarken, aynı zamanda geleceğe de kalıcı bir kayıt düşüyor. Bugünün okuru için kitap, sadece 1917 Rusya'sını değil, tüm toplumsal devrimlerin temel dinamiğini anlamak için de kıymetli. İktidarın boşluktaki ani kayışını, kitlelerin bilincindeki dönüşümü ve bir dünyanın nasıl on günde sarsılıp yeniden şekillenebileceğini gösteriyor.

İyi Okumalar...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Acının bir sonraki acıya ev sahipliği yaptığı, yaşanan her acının aslında 'en acı' olmadığını, hayatta sevdiklerimizle vedalaşabilmenin en büyük şans olduğunu anlattı bize Fidan Hanım. Gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenerek yazılan bu kitabı her satırda ağlayarak, her satırda kader bu kadar kara yazılamaz diyerek şefkati de sevgiyi de öfkeyi de sitemi de hissederek okudum ilmek ilmek. Sevdiklerini bir bir uğurladı o. Hem de kendinden bir parçayla. Ablası, kardeşi...O kadar ağır bir veda ile gittiler de...Han geldi sonra. Eşi oldu her şeyi oldu...Ama bu mutluluk da uzun sürmedi. Olmasına ihtimal verilmeyen birçok olay...Ama en acısı yaşanan onca şeyden sonra Fidan'ın en sevdiğine "Artık bu dünyadan git" diye yalvarması idi. Geç kalmadan okuyun. Etkisinden kurtulamayacağınız bir eser.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yüzümde bir gülümseme... Geçici...

Her öyküde yenilenen. Sıradan belki de farkında olmadığımız ama fark ettiğimizde de bizi şaşkınlığa sevk eden bir nevi absürt komedi.

Tuhaf... Gerçekliğe meydan okuyan algılarla çevrilmiş dünyamıza, sıradanlığa, dar kalıplarda yaşarken kaybettiğimiz ya da o kalıplar içinde kalınca yaşadığımız kısır mutlulukların öyküye dönüşen halleri Hakan Bıçakcı öyküleri...

Bir sabah uyanırsın ve hayat her zaman olduğu gibi değildir; sesler daha net, gördüklerin daha karmaşık olabilir; bu kitap istikrarın kendisine ters; algına huzursuzluk verecek kadar sarsıcı.

Duru cümleler, özenli kelimeler ve seni sıkmayan kurgu böyle olunca da bitirmek istemeyeceğin bir öykü cenneti...

Hani aklımda bir şey kalmadı oysa kaç öykü okudum dersin ya bu kitap öyle değil, her karakter zihninin bir köşesine yer etmiş, bakışına zaferle farklılık katmıştır. Tüm öykülerde yaşattığını hafızana nakşeden bir eser.

Okunmalı.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap sizi kendine o kadar güzel bağlıyor ki. İçerik çok zengin. Kitabın içerisinde bulunan görseller anlatılanları kavramaya yardımcı oluyor. Çok büyük bir emek verilmiş okurken anlıyorsunuz. Kim bilir bu kitabın ortaya çıkması kaç yıl verilen emeğin sonucu. Kendimi bildim bileli Tarihe tutkunum. Daha çok bilmek, daha çok tarihi olaya vakıf olmak, tarihi şahsiyet öğrenmek... Bu heyecanım hep diriydi. Bu kitap sayesinde ortaokul, lise yıllarında okulda öğrendiğimiz mezopotamya uygarlıklarını daha yakından tanıyabildim içselleştirebildim. Hz. İbrahim Akadlar döneminde yaşamış ,Nemrut aslında kimmiş? öyle güzel bilgiler edindim ki. Okuyacakların heyecanını bozmamak için daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Ben bu kitapla kendi ülkemiz olan Türkiye'nin gerçekten çok büyük bir tarih taşıdığını hem maddi hem manevi anlamda daha iyi kavradım. İnşallah anlatılan yerleri gezmek bu tarihi atmosferi tatmak okuyan herkese nasip olur.
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  10
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dickens, 1789 Fransız Devrimi ve onu izleyen Terör Dönemi'nin başlangıcını Manette ailesi üzerinden anlatıyor.
O dönemin Fransa'sında fakirlerle zenginler arasındaki uçurumu; miras kalan aile kininin nasıl kişinin yakasını bırakmadığını ve isyan planının ilmek ilmek örülüşünü akıcı betimlemelerle okuruz. Bu süreçte yargı organının isyancılar tarafından nasıl hunharca kötüye kullanıldığına, dostluklar uğruna yapılan fedakârlıklara şahitlik ediyoruz.
Her ne kadar devrimin doğuşu tarihsel bir zorunluluk olsa da roman, Terör Dönemi'nin haklı bir öfkenin kontrolden çıkarak masumları da kör bir intikam düzenine nasıl kurban ettiğini çarpıcı biçimde gösteriyor.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kurgusuyla, tanımlamalarıyla, ayrıntıların iletilmesindeki kıvraklığıyla, zekice göndermeleriyle ve kolayca ve keyifle okunmasıyla çok beğendim bu yarı kurgu-yarı gerçek romanı. Yazar günümüz ile yüzyıl, hatta yüzyıllar öncesine çok güzel geçişler yaparak Galata ve çevresini ana eksene oturtup bir İstanbul fotoğrafı çekiyor. Yakın geçmişte dolaşırken şimdi olmayan bir çok yer veya şeyin (örneğin Haliç Unkapanı’ndaki su fıskiyesi) hatırlatılması gibi güzel sürprizlerle karşılaşıyorsunuz.

Kitabı okuyunca sadece Galata’yı değil tüm İstanbul’u gezdiğinizi hissedeceksiniz. İnsanın kendisiyle en çok göz göze geldiği yerin bir berber koltuğu olduğundan, madem her koyun kendi bacağından asılacak bırakılsın da her bacak kendi patikasını kendi seçsin felsefesine kadar etkileyici çok sayıda saptama kitaba derinlik katıyor.
Öneririm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir