Arapça Zâhir “görünen, var olan ve görmezden gelinemeyen” anlamına geliyor. Yaşantımız içinde bir an için var olan canlı ya da cansız bir varlık, birden bizim için tek bir amaç, düşünebileceğimiz tek imge haline bürünüyor. Zihnimizde onu kutsal bir yere koyuyoruz. Asla değişmeyecek ve sürekli artan bir bağlılıkla bütün benliğimizi ve düşüncemizi kaplamasına izin veriyoruz. İşte ‘Zâhir’, aynı biçimde başlayan ve bütün benliğimizi kaplayan bir öyküyle gerçekliğin ve dürüstlüğün aşkın içindeki yerine ayna tutuyor. ‘Zâhir’deki roman kahramanı, Fransa’da yaşayan uluslararası üne sahip bir yazardır. 10 yıldır evli olduğu karısı Esther bir savaş muhabiridir. Tanınmış, başarılı bir kariyeri olan ve bağımsız bir kadındır. Esther, arkadaşı Mikhail ile birlikte bir gün ortadan kaybolur. Mikhail’in Esther’ın sevgilisi olup olmadığı belli değildir. Yazar sorguya alınır. Esther kaçırıldı ya da öldürüldü mü yoksa her evlilikte olabilecek türden bir terk etme olayı mıdır yaşanan? Bir gün, Esther’ın en son birlikte görüldüğü Mikhail ortaya çıkar, yazarı bulur ve onu karısına götürmeye söz verir. Böylelikle yazarın Paris’ten Kazakistan’a uzanan büyülü yolculuğu başlar. Mikhail’in doğduğu yere, trajik bir öyküsü olan kasabaya uzanan yolculuk sırasında yazar, kendisi ve evliliği hakkında şaşırtıcı keşifler yapacak, yaşamına yeniden değer biçmek zorunda kalacaktır.