Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu muhteşem kitapta Gabo'nun gazeteci yönüyle hemhal olduk. O aslında öncelikle bir gazeteci ve ömrü boyunca gazetecilik onun için  aslında bir adım önde olmuş. 

Bütün Latin Amerika ülkelerinin diktatörlük boyunduruğu altında olduğu dönemde yazar kaldığı üniversite yurdunun yanmasıyla ilk aşkı olan gazeteciliğe ilk adımı atar. 

Marquez'in 1950-1984 yılları arasında kaleme aldığı ,gazete ve dergilerde yayımlanan 50 metin bu muhteşem seçkide bizlerle buluştu. 

Yazarın kurgu kitaplarına hayran olan biz okuyucular, eserlerine temel oluşturan yazılarıyla tanışmış olduk. 

Seçkiyi meydana getiren metinler arasında haber makaleleri, köşe yazıları, yorumlar, kronikler, röportajlar, görüş yazıları ve profiller bulunmaktadır. Ayrıca paralel olarak gazetelerde ya da edebiyat dergilerinde yayınlanan kimi edebi metinlerde  bu okuma şöleninde biz okurlara leziz bir okuma deneyimi yaşattı. 
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gürcü edebiyatından ilk okuduğum ve hayran kaldığım bir eser. Zuriko'nun ninesi Olga ve komşuları İlarion ve İliko'yla olan ilişkilerinin anlatıldığı şahane bir başyapıt. Eserde, Zuriko'nun çocukluğundan başlayarak gençliğine kadar uzanan serüvende yaşanan olayları kahkahalar ile okuyorsunuz. En son "Aslan Asker Şvayk" okurken bu kadar güldüğümü hatırlıyorum. Nodar Dumbadze, eseri, o kadar yalın ve güzel bir dille yazmış ki eminim herkes kitabı okurken benim gibi çocukluğumuz aklımıza gelmiştir. O sıcak komşulukları, aile bağlarını, bir ninenin torununa olan sevgisini ve afacan bir çocuğun hayata atılma hikayesi ancak bu kadar anlatılabilirdi. Ve kitabı okurken aklımın bir köşesinde Gürcü sinemasının büyük filmlerinden olan "Mandalina Bahçesi" geçti, durdu. Herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Tarihinde Türkmenler
Türk tarihi üzerine yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında önemli bir kısmının makalelerden mürekkep olduğu görülür. Bu bilimsel külliyatın mühim bir bölümünün ise yabancılar tarafından kaleme alındığı yadsınamaz. Fakat bu birbirinden önemli çalışmaların çok az bir oranının dilimize çevrildiği gözden kaçmaz. Uzun yıllar akademik olarak belirli bir konu üzerinde dirsek çürütenler dahi çalışmalarını nihayete erdirirken Türkçeye kısmen çevirdikleri makaleleri bilim dünyasıyla paylaşmazlar. Ama bunun istisnası yok denilemez. Resul Kürşat Şahsi Türkmenler üzerine çalışırken literatürde önemli yer kaplayan makaleleri dilimize çevirerek, tarih disiplini için önemli bir eseri dilimize kazandırır.

Türk tarihi üzerine kısa bakış atıldığında Türkmenlerin tarihimizdeki ehemmiyetli yeri ilk bakışta anlaşılır. Çin Seddi’nden Anadolu’ya kadar uzanan farklı boy ve kabile isimleriyle tarihte yer eden bu kalabalık insan grubunun siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi vb. etkileri ise halen tam manasıyla deşifre edilmiş değildir. Bazen emsaline az rastlanır, alanında tek ve özgün olarak nitelendirilebilecek çalışmaların dahi dilimize tercüme edilmediği bir dönemde kaleme alınmış mühim makaleleri fark eden müellif bu yöndeki eksikliği gidermek kastıyla Türkmenler hakkındaki on makaleyi dilimize kazandırmıştır.

Makalelere ana hatlarıyla bakıldığında spesifik konulara yönelimin olduğu fark edilir. Özel bilgi konusunda detaylı açılım beklentisinde olanların bilimsel ihtiyacına bazı makalelerin değil; daha detaylı tasarlanmış kitapların bile cevap verdiğini söylemek mümkün değildir. Bu açıdan düşünüldüğünde belirli konular üzerine yoğunlaşmış ve fazla ayrıntı barındıran makaleler daha ufuk açıcıdır. İlmi kaygısı olan okuru doyuran bu spesifik odaklanmayla birlikte ortaya koyulan özgün yapının tekraren ulaşılabilecek bir unsur olduğu da şüphelidir. Bilim dünyasına ifşa edilen ve yeni bir teorik söylemi ön plana çıkaran bu yaklaşımın da birçok çalışmayı çağının ötesine taşıdığı görülür. Bu nedenle eserde tercüme edilen bazı makalelerin yazımından bu yana onlarca yıl geçmesine karşın taşıdığı kıymetin azalmadığı fark edilir.

Özgünlüğün öncelendiği, emsallerinin oluşturulmasının belirli bir güçlüğü de beraberinde getirdiği bazı makalelerin bu nedenle yüksek önemi haizdir. Misal geçmişteki kabile ve boy yapısının ya da sosyal özelliklerin zamanla aşındığı, ekseriyetle metamorfoza uğradığı bir dönem düşünülürse araştırmacıların başarısı daha iyi anlaşılır. Kırsal yaşamın şehirleşmeyle etkisini yitirmesiyle beraber bazı insan gruplarını geçmişteki özellikleriyle değerlendirmek artık pek mümkün değildir. Farklılaşan boy ve kabile yapılarıyla beraber kendine has karakterleri bulunan bazı insan gruplarının günümüzde tamamen kaybolduğu hesap edilirse, çalışmaların müstesnalığı daha iyi anlaşılır.

Sosyal özelliklerden bahsetmişken makalelerin içtimai merkezin çevresine yerleşen konulardan seçildiği dikkatten kaçmaz. Asya denildiği zaman ilk akla gelen göçebelik mevzuu ise Türkmenlerin özelinde detaylı bir biçimde makalelere konu edilir. Asya menşeili Türkmen gruplarının göçebe ve yerleşiklik mevzusunun sosyal yönüne ilişkin anlatım ise birçok yeni bilginin temayüz etmesinin önünü açar. Misal kendi siyasi örgütlenmeleri içinde anlamlı bir düzenle yerleşen Yomut Türkmen boylarının organizasyonuna dair anlatılanları her yerde bulmaya imkan yoktur. Yine bozkır yaşamını deşifre edecek tespitlerin ehil ellerle yetkin bir biçimde yapılması, günümüze değin uzanan yanlış algıların yıkılmasını sağlar. Bozkır yaşamına ve kültürüne hor bakışları çürüten bu satırların sosyal açıdan küçümsenen bir topluluğun gerçek manada ne kadar güçlü olduğu gerçeğini okurun karşına çıkarır.

Bir sosyal grup üzerinde tespitler yapılacaksa bunun dışarıdan sadece eldeki yazılı kaynaklar üzerinden etütle yapılması, değerlendirmeleri kimi zaman geçersiz ve mesnetsiz hale getirir. Oysaki Türkmenler üzerinde kalem oynatan makale yazarları uzun süre Türkmenler arasında kalarak gözlemlerini yansıtırlar. Gözlemle birleşen ilmi tespitin tarih disiplininin laboratuvarına yapılan ziyaret olduğunu kabul etmek gerekir. Böylelikle sadece tarih için değil, sosyoloji için de önemli bilgiler ortaya çıkar ki eserin akademik kapsamı bu sayede daha da genişler. Üstelik eldeki deliller kanıtlanabilirlik açısından daha güçlü bir referans statüsüne yükselir.

Göçebelik ve yerleşiklik, bilim camiasında çok işlenen bir konu olmakla birlikte bu konunun alt başlıkları altına girebilecek bazı mevzular vardır ki öyle her zaman araştırmacıların ilgisini çekmez. Bazen tek satır ve paragrafla geçilen bazı bilgilendirmeler kendi içinde açımlandığında başka bir dünya okur önünde arzı endam eder. Misal P. A. Andrews’in “ Horasan’ın Beyaz Evleri” makalesinde görülen budur. Göçebelerin barınakları olan çadırların Türkçede derme-çatma ikilemesiyle ifade edildiği malumdur. Fakat Türkmen çadırının dışarıdan görüldüğü gibi derme-çatma basit bir barınak olmadığı Andrews’in detaylı makalesi sayesinde açığa çıkar. Ayrıntılı bilgilendirmeler sayesinde mimari bir şaheser seviyesine yükselen bu çadırlar hakkındaki emsalsiz bilgilendirmeler ile göçebe kültürünün üstün yönleri görünür kılınır. Böylelikle eski kaynaklarda geçen göçebelerin yerleşikleri yerdiği anlatılar manidar hale gelir. Zira çadır yapmak ve onun transferini sağlamak altından kalkılması zor işlerdir. Ayrıca ilgili makalenin resimlerle desteklenmesi çadır yapımının aşamalarını adeta seyirlik bir belgesele dönüştürür.

Her ne kadar ağırlıkla sosyal meseleleri içeren makaleler çevirmen tarafından derlenmişse de bölgenin siyasi yapısının ahvalini gösteren çalışmalar da eserdeki yerini alır. Bölgenin İngiltere ve Rusya arasında emperyal paylaşım alanı olmasından mütevellit ortaya çıkan sorunlarla beraber, bölgeyi sömürmeye hazırlanan güçlü siyasi yapılara karşı Türkmenlerin gösterdiği direnç farklı makalelerle ele alınır. Türkmenlerin bağımsızlık anlayışının baskın olmasına karşın tüfeğin kılıca galip gelmesinin hikayesi ise Hernan Cortes’in Meksika işgalini akla getirir. Misal Ron Sela’nın “Rusların Hive’yi İşgali ve Yomut Türkmenlerinin Katliamı” makalesinde, tanıklıklara da yer verdiği için, emperyalizmin maskesinin indirildiği görülür. Misal Yomut Türkmenlerinin bu söylemi durumu izah etmeye muktedirdir: “Eğer Ruslarla karşılaşacak olursak onları kılıçlarımızla karşılamamız evladır. Yaşlı kadınlarımız ve çocuklarımız boğazlandıktan sonra Rusya'ya isyan etmek bizim için mecburiyettir. Dünyada böyle bir hayat sürmektense ölmek daha iyidir." (s.268)

Günümüzde yüzünü Türk tarihinin doğusuna yani Türkistan’a çeviren araştırmacıların ilk aşamada oryantalistlerin yazdığı kaynaklara yöneldiğine şüphe yoktur. Çağın gerisinde kalan bu kaynaklar her ne kadar eskidiyse de değerlerinden bir şey kaybettikleri tartışılır. Bu tarz kaynaklar ilk başvuru kaynağı hükmünde olmalarına rağmen tamamının Türkçeye kazandırıldığı söylenemez. Bununla birlikte geçtiğimiz yüzyıl içinde birçok bilim adamı 18. yüzyılda hız kazanan Şark’ı çözümleme işini devam ettirerek durmaksızın bölgeye dair birçok çalışma kaleme alırlar. Öyle ki bunların Türkçeye kazandırılması için enstitülerin kurulması bile düşünülebilir. Bu açıdan bakıldığında her türlü çeviri faaliyetinin Türk tarihinin aydınlatılmasında önemli bir aşama olacağı aşikardır. Ayrıca makalelerin tercümesinin onların referans olarak kullanımlarını arttırmakla birlikte benzer çalışmaların yapılması hususunda Türk araştırmacıları da motive eder.

Sonuçta, Türklerin büyük bir tarihi ve geniş coğrafyaları olduğu malumdur. Ama bu büyük coğrafya ve tarihin hakkının tam manasıyla verildiği şaibelidir. Asya’nın en doğusundan batısına doğru uzanan bu hikayenin gerçekleştiği kompartımanlardan biri terkedilip batıya doğru her geçildiğinde doğuda kalan unutulmuş gibi bir algıyla tarihe yaklaşmak köklerin unutulmasına ve kurumasına neden olur. Yabancılaşmanın önüne geçmek için dönemin tüm kaynaklarına hakimiyet ve bütüncül bir değerlendirme şarttır. Bu nedenle Türk coğrafyasındaki her birim tam tekmil bütün unsurlarıyla beraber irdelenmeli kayda alınmalıdır. Bu minvalde bizi bize anlatma iddiasına sahip her yabancı metin dilimize kazandırmalıdır. Oluşan külliyata ne kadar hakim olursak, bu yönde ne kadar çaba sarf edersek, Türk tarihine ve kültürüne o oranda hizmet etmiş oluruz. Şahsi’nin çevirdiği on makale bu yüzden dikkatten kaçırılmamalıdır.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar N. Şahinler'in Ankebut suresi üzerine yapmış olduğu incelemeleri havi bu kitap, ismini Latrodectus mactans/Karadul olarak bilinen ve ihanetin remzi olarak görülen bir örümcekten almakta
“Allah’tan başka [varlıkları ve güçleri] sığınak kabul edenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumuna benzer...” ayetinden yola çıkan eser, günümüz insanın içinde bulunduğu açmazları ve sorunları derinlemesine irdeliyor. Kitap bir kuran tefsiri özelliğine sahip olmasının yanısıra, birçok sosyolojik ve psikolojik tahlili de içinde barındırmakta.
İnançları, belirli güç ve iktidar odakları tarafından sömürülen, dünyevi arzuları sebebiyle baştan çıkarılan, kişisel çıkarlar, hesaplar uğruna zehirlenerek heder edilen ve özünden koparılan insanlığa bir çağrı niteliğindeki bu çalışma sığınacak güvenli bir liman arayan gönüller için nadide tavsiyeler içermekte. Dili ve muhtevası gayet başarılı ve dikkat çekici bir eser. Necmettin Bey'e özel teşekkürler.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bozkırda Altmışaltı kitabıyla tanışmıştım Mustafa Çiftçiyle. O kadar sıcak samimi gelmişti ki hikayeleri...Bir çok ödüle de layık görülen öykü kitaplarından sonra ilk defa bir roman ile devam ediyor edebiyat yolculuğuna. Aynı yalın, sıcacık üslupla, yine bozkır in ortasında Yozgat hikayesi. 

Edebiyata ilgisi olan, Kendine özgü hikayeler yazan Servet'in sayısal derslerle bir türlü yıldızı barışmaz. Onun tek isteği edebiyat öğretmeni olup çocukların yüreklerine dokunmaktır tıpkı Belgin öğretmeni gibi Satır aralarında eğitim sisteminin çarpıklığına da dem duran Çiftçi, "Gariplik İnsanı tedirgin yapar" diyerek taşradaki yoksulluğun, garipliğin resmini nakış gibi işlemiş. Okuyuculara da kafa dağıtmalık bir kitap çıkmış
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öyle yalnız hisseder ki insan kendini bazen. Ne sesinden anlayan vardır, ne de sessizliğinden...
“Kırgın Bir Gezgin” okuru hem yaşamın zorlu akışına hem de benliğin girift dehlizlerine davet ediyor. Bu şiirlerde terk edilmiş çocukluğun silinmeyen izlerine, hiç şefkat görmemiş bir ruhun derin yaralarına tanık oluyoruz.
 
Özlem Yıldırım’ın şiirleri, içimizde açılan boşluklarda kaybolmanın tedirginliğini ve bağ kurmaktan çekinen, yalnız bir kalbin çığlıklarını taşıyor. Aşk, beklenmedik bir kesişmeyle başlasa da bazen sivriltilmiş bir kalem gibi kaderimize saplanan bir ana, bazen de içimizde yankılanan derin bir kuyunun sesine dönüşüyor.
 
Mevsimlerin döngüsü, doğanın farklı hâlleri, bir yaz günü, eylül dinginliği, sonbahar yaprakları, denizin esintisi bu içsel fırtınalara eşlik ederken Kırgın Gezgin kendini bulma ve yeniden var olma umudunu da içinde taşıyor. Bu arayış, sahteliklere ve kabullere karşı duran keskin bir dille bazen bir meydan okuma, bazen de acı bir veda oluyor.
 
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
* Evrende her şey zıttı ile yaratılmıştır. Cennet cehennem, ying-yang, eril dişil vb. Yaratılan karşıt madde, evrende hem iyilik (elektrik, petrol, çevre dostu) hem de kötülük (s*lahlar, patlamalar) için kullanılabilecek bir keşiftir. Bu keşfin çalınması ile olaya tabiki yine simgebilimci Robert Langdon dahil olur. Çünkü ces*din üzerinde İlimünati sembolü dağlanmıştır.
* Robert Langdon ve Vitoria gizemli sırrı çözmek için kendini Vatikan’da bulur. Kardinaller, Papalar, sanat eserleri, semboller , şifreler diğer kitabında da olduğu gibi bol bol işlenmiş.
* Kitabın sonu ters köşe hiç beklemiyordum. Genel olarak baktığımızda her iyiliğin içerisinde bir kötülük, her kötülüğün içerisinde bir iyilik saklıdır. Bilim insanları da, din adamları da kendi doğru bildiğini (yada çıkarları doğrultusunda) yapmakta fakat karşı taraf bunu kötü algılamakta. Sonuç olarak; gerçek ve kurgunun iç içe geçtiği bir eser. Her okuduğunuz bilgide, doğru bildiklerinizi sorguluyorsunuz .
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurunu bir uyanışa tanıklığa çağıran bir kitap olduğunu anlıyorsunuz. Bilimsel terimlerle kurduğu ikna edici üslubuyla başlıyor; ancak bu yalnızca bir inceleme değil, aynı zamanda felsefî bir sorgu. Evrimsel süreci aşk, içgüdü, zaman ve bilinç ekseninde ele alarak insanın sadece biyolojik bir varlık değil, bilinçli bir aktarım mekanizması olduğunu savunuyor. Kodlarla örülü bir varoluşun peşine düşüyor ve bunun anlaşılması için sorgulamayı şart koşuyor. Kitabın en etkileyici yanlarından biri, aşkı, ebeveynliği ve tanrı inancını evrimsel bir stratejinin parçası olarak yorumlaması; aşkı üremenin estetiği, tanrıyı ise mistik bir figür değil, evrimin ulaşmak istediği bilinç aşaması olarak sunması. Zamanı ölçüm değil ilişki olarak ele alması, “başlangıç” fikrini tartışmaya açması kışkırtıcı. Ruh kavrayışı da dikkat çekici. Evreni ve bilinci anlamaya meraklı okur için güçlü bir kaynak; evrim ve felsefeyle ilgilenenlere bir başucu niteliğinde.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  3
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dem, bir serinin devamı; üstelik son olmadığı da hissediliyor. Sevilen bir dizinin yeni sezonu gibi, her kitap bir sezon finali etkisi yaratıyor. Bu romanda, önceki kitapta ölen başkarakterin ardından oluşan boşluğun ve bitmek bilmeyen iyileşememe hâlinin izini sürüyoruz. Yüzleşmeler, yalnızlık, kendini cezalandırma, muhatapsız mektuplar… Bazı hakikatlerin ortaya çıkmasıyla toparlanmaya çalışan bir âşığın hikâyesi bu. Bir dizide başrol ölürse ya dizi biter ya da hikâye yön değiştirir; burada da tam olarak böyle oluyor. Ölüm son olmuyor, geride kalanın hayatta kalma mücadelesi yeni romanı kuruyor. Yedi yıl süren acının ardından kendini yeni bir başkarakter olarak var eden anlatıcı, yeniden âşık olabileceğini hiç düşünmezken âşık oluyor, gülemeyeceğini sanırken gülüyor, hayata geri dönüyor. Eskiyle bağını koparmadan iyileşemeyeceğine inandığı için uzun yas döneminin ardından o bağı bırakıyor ve gerçek normale böyle kavuşuyor. Seriyi bilenler için akıcı ve merak uyandıran bir okuma.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir mevsimi karşılayacak üç ayda her güne not edilen şiirsel yazılardan oluşan bir kitap. Her küçük yazıda bir günün tarihi var, bu da kitaba bir lirik günlük havası katıyor. Aynı kalıpla başlıyor her günün notu. Yazarın amacı ne hikâye ne şiir yazmak. Okur kitabı kapatırken hüzünlü bir tebessüm bırakmak amacı. Yapay bir duygusallık yok. Dille yaptığı oyunlar dili iyi bildiğini gösteriyor. Bu, kısacık metinleri şaşırtıcı yapıyor. Aşkın da içinde olduğunu düşünürsek keyif almamam mümkün değildi. Okuması kolay ama yer yer ironide duraklatan bu metinler çok okurun dikkatini çekecektir. Temmuz, ağustos, eylül. “Benim sonramda sen yokken” ifadesi kitabın nakaratı gibi, yinelemesi olmuş. Sonuç olarak, hüzünlü ama aynı zamanda samimi, ironik bir dille yazılmış, kısa ve iz bırakan bir kitap. Tebessüm ettirdi mi, evet. İddialı olmamak ve bunu dile getirmek de iddia sayılır, belki. Ben sevdim. Sevenlerini bulacaktır. Böyle bir dil köşede kalmaz. Sesi duyulur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir