Kitabın uzun hikayesi “Cezaevi Günleri”nde -anlatıcının Harp Okulu ve subaylık günleri, Kore Savaşı etrafında gelişen duyguları, komünistlikle suçlanması, askeri cezaevine düşmesi, sivil hayata geçişi gibi olaylar, okuyucuyu Vüsat O.Bener’in hayat hikayesine gönderiveriyor. “Siyah-Beyaz”daki diğer hikayelerde de rastladığımız bu türden otobiyografik motifler, üçlemenin öteki kitaplarında da çıkıyor karşımıza. Zaten Bener de anlatılarındaki yaşanmışlıkları yadsımıyor. Bir söyleşisinde “ciddi biçimde vakanüvislik için gerekli notlarım yok, ama belleğime oldukça güveniyorum” demişti yazar; “pek vurucu noktalar vardır, onları notlarımda olduğu için kullanmışımdır, ama geri kalanı büyük ölçüde yaşanmışlığa dayalıdır. Yaşayamadığım, bir bakıma yaşamayı tasarlayamadığım şeyleri kolayca yazıya dökemedim. Yaşamadığım şeyleri pek iyi yazamıyorum galiba. Şimdi vakanüvislik derken de, tabii tanık olduğum şeyleri de ilginç noktalarda, belli nirengi noktaları olarak yazılarımda, öykülerimde kullanmışımdır.”
Dedik ya, yaşlı ve yorgun bir anlatıcısı var hikayelerin. Dostlarını birer birer kaybetmenin üzüntülerini bir suçluluğa, bir öfkeye dönüştürmüş zihninde. Anlatıcının bilincinde geçmişten şimdiye bütün zamanlar tek bir anlatı anında bütünleşirken zaman, bütün ağırlığıyla çöküyor üzerimize. Bir yandan geçmişe dair renkli, coşkulu ve canlı anılarla aydınlanıyor anlatı, hemen ardından o aydınlık grisi olmayan bir karanlığa bırakıyor yerini. İlerde bir gün benzer bir hesaplaşmayı yaparsak eğer nasıl bir ruh hali taşıyacağımız düşünmeden, düşünürken ürpermeden edemiyoruz.
Vüsat O.Bener’in süssüz, sade, anlatmak istediklerini eksiksiz anlatırken gevezeliğe hiç kaçmayan ekonomik bir dili var. Sadelik, yazarın dile ilişkin titizliği ile ilgili. Hiç bir fazlalığa tahammülü yok sanki; öyle ki, bazen bir kelimeyi bir cümle genişliğinde kullanıyor Bener. Bir alıntı ile örnekleyeyim;
“Dışkapı’ya giden caddeye döndük. Soğuk, ama güneşli bir gün. Konuşmuyoruz. Arada asker kişileri selamlıyorum, inzibat subayıyla birlikte. Anladım. Asker Cezaevi’ne kapatılacağım. Ana kapıda haz’rola geçti nöbetçiler. Avlu. Birkaç basamaklı merdiven. Kırmızı blok harflerle ‘KOMUTAN’ yazılı bir oda kapısı. Donakaldım. Tahsin! Tahsin Cırlavuk. Asker lisesinden sınıf arkadaşım. Demek cezaevi komutanı olmuş. O da fırlar gibi kalktı koltuğundan, duraladı. İnzibat subayı uzattı dosyamı. Kapağını çevirip baktı kağıtlara şöylece. Olacak iş değil! Teslim Alındım.”
Klasik anlatım geleneğinin dışına kaçan, bir anlatıcının zihnine odaklanan ama bireyi öne koyduğu hikayelerinde toplum ve birey arasındaki çatışmayı yakalamayı da bilen Bener, trajediyle komiği, komikle trajediyi ironik anlatımıyla birleştiren bir yazar. Özellikle anlatıcının kadınlarla ilişkilerini yansıttığı sahnelerde komikle trajik mükemmel bir uyum sergiliyorlar.