oktay sinanoğlu hocanın dil yolunda sarfettiği gayreti takdir etmemek olası değil.dil konusuna iki görüş zaviyesinden bakıyor yazar:birincisi saf ve öz bir türkçe diye yola çıkanlar, ikincisi ise osmanlıcayı yeni bir hüviyet yeni bir anlayış ve muhtemelen belirli b,ir fikir muhitinde yeniden oluşturmaya,konuşmaya ve yazmaya başlayan zümre.ve bu iki açıdan bakılınca da tek dil bahsinde eleştirilmesi gereken tek mania dilimize giren yabancı sözcükler oluyor..osmanlıcayı savunan gruba göre yabancı=avrupa.öztürkçeyi savunan gruba göre ise garamatik açıdan türkçe olmayan her kelime yabancı.ingilizce fransızca farsça arapça hepsi yabancı kategorisinde..oktay hoca ise farklı bir bakış açısı geliştirmiş:öztürkçe ve osmanlıcaya evet avrupa elsinesine hayır..ilk bakışta ideal bir görüş olarak algılansa da aslında iki grup ve oktay hoca bir konuyu gözden kaçırıyor:türkçeleşme..ilk önce öztrükçe zümresini ele alalım..bu grubun görüşüne göre bir kelimenin türkçe olmasının tek ölçüsü vardır:gramer..bu durumda halk ağzına yerleşmiş olmsası, geniş bir kullanım alanına sahip olması bir sözcüğü yabancı yaftasından kurtaramıyor..dil öz olamlıdır deniyor..aslında öz keklimesi ele alınarakbu konu çözülebilir:öz kelimesi halk arasında tyoğunluk kesafet anlamlarında kullanılan bir söz..özleştirme kelimesi özden türetilmiştir ve yoğunlaştırma, kesif hale getirme zenginleştirme anlmalrında kulanılır..buna bakarak, bir dilin her türlü yabancı ya da türkçeleşmiş unsurdan arındırılarak nasıl yoğun v zengin bir hale getirileceği merak konusu tabi..ikinci grup osmanlıcacılar ise en az öztürkçe hayranalr kadar marjinal ve tehlikeli..türk dilinin son 80 yılda katetttiği mesafeyi ve kazandığı zenginlikleri inkar hiç de akıl karı değil..oktay hocada ise hiç de tasvip etmediğim bir şekilde batı dillerinden dilimize geçmiş özcüklere karşı müthiş bir düşmanlık var..kuşkusuz bu durum da türkçeleşmeyi inkar ediyor..üniversite, terörist, okul, banka, internet vb kelimeler artık dilimizwe yerleşmiş, yabancılığı sezilmeyen tükçeleşmiş kelimler..bu kelimelerin tasfiyesi bize kaybettirir..görüldüğü üzere her üç görüş de kendi doğrularının yanında çelişkiler ve yanlışlar da taşıyor..olması gereken, bizce, adil bir ölçü olarak halk dilini ve halk dilinin yanında türkçeleşme gerçek ve temayülünü kullanmaktır..ayrıca her üç görüşünde züppe lisanına karşı gösterdiği sert tepkiyi de gerekli ve faydalı bir açılım olarak görmek makul bir duruş..üstelik züppe lisanının sadece avrupa dilleriyle sınırlı kalmayıp, osmanlıcanın da kendine göre bir züppe grup oluşturduğu düşünülürse bu çabayı takdir etmek çok daha anlam kazanıyor..bununla beraber az önce belirtmeye çalıştığımız dil görüşünün de yavaş yavaş yeni savunucular kazandığını belirtmek gerek.örneğin alev alatlının bu konuda gerçekten yapıcı eleştiri ve görüşleri var..hem zaten eski öztürkçecilerin yavaş yavaş bu görüşlerinde vazgeçmesi de doğrunun yavaş yavaş hakim olmaya başladığını gösteriyor.can yücel(toğrağı bol olsun) ve selim ileriyi buna örnek gösterebiliriz..zaten hepimiz de biliyoruz ki atatürk de dil devriminin de bir sınırı ve alanı olması gerektiğini ta o zamandan görmüş ve takdir etmişti..inşaallah ileriki dönemlerde dilimiz kendini tam anlamıyla bulur ve tüm bu tartışmlar da bir son bulur..