Bağdat’tan Kalan Miras & Yunan Bilimi Nasıl Korundu ve Geliştirildi? Hakkındaki Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Mutlu ADAK
12.12.2022
Bilimin evrendeki yolculuğu...
İskenderiye’den Şam, Cündişapur’a ve Bağdat’a, Bağdat’tan Endülüs Kurtuba'sına ve Avrupa’ya bilimin yolculuğunu bir solukta okuyacağınız bir kitap. Elinizden bırakamayacağınız bu eser ile bilimlerin ve bilim adamlarının cazibe merkezlerinin, kütüphanelerin tarihi yolculuğunu bulacaksınız. İslam dünyasının antik bilim ve felsefe kaynaklarını nasıl kendi dillerine çevirip sonrasında yorumlayıp, tenkit ederek geliştirdiğini Hikmet Evlerinin kuruluşunu, el-Cahiz, el-Kindi, Farabi, İbn Sina, el-Razi, et-Taberi, Biruni gibi nice bilim adamlarının serüvenlerini, kağıt fabrikalarının kuruluşunu ve bilimlerin Endülüs’e ve Avrupa’ya yolculuğunu zevkle okuyacaksınız.

Çevirisini yapan Ufuk Çoksürer’in değerli katkıları ile bilim tarihi ve İslam dünyasındaki filozof ve bilim adamlarının hayatını daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız.

Özellikle, Endülüs’e iki bölüm ayıran yazarın değerli yorumları ile İslam Medeniyeti havzası içinde olan Endülüs’ün kendine özgü karakteri ile farklı bir İspanya kültürünün doğuşuna önemli katkılar sunduğunu, Yahudilerin ve Hristiyanların uzun bir süre İberya’da barış içerisinde yan yana yaşadıklarını görülmektedir.

Bilimin tekrar Avrupa’ya ulaşmasını anlatan bu eserin özetini, din adamı Lupitus 984 yılında bir yazısında şu şekilde vermektedir:

“Dua saatlerini bilmek, paskalyayı doğru zamanda kutlamak ve kıyamet alametleri hakkında yorumda bulunmak istiyorsanız usturlap kullanmanız elzemdir. Biz Hristiyanlar eskilerin hikmetini unuttuk; Tanrı şimdi bize Araplar aracılığıyla bu hikmeti tekrar bahşediyor.” (s. 122)

Bilime meraklı ya da bilim tarihine ilgi duyan herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri...


Bu yoruma katılıyor musunuz?
Evet (3)
Hayır (0)
Bu Yorumu Yanıtla
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bir Batılı Gözüyle Müslümanların Bilimi Koruması ve Geliştirerek Aktarması
Yazar Ingmar Karlsson, İsveçli üst düzey bir diplomat. Yıllarını verdiği diplomasi ve uluslararası ilişkiler dışında kendisini, dinler tarihi konusunda uzmanlaştırmış biri. Bu yönü, Lund Üniversitesi tarafından teoloji alanında aldığı fahri doktora ünvânıyla taçlandırılmış (2002). Türkiye’de 2001-2008 yılları arasında İstanbul Başkonsolosu olarak görev yapmış. Orta Doğu ve İslam coğrafyalarında başkaca diplomatik görevlerde de bulunmuş.

Bağdat’tan Kalan Miras’ın takdimi, asırlardır Arap ve İslam karşıtı retoriğin tekrar eden iki miti üzerine kurgulanmış: İlki, İskenderiye Kütüphanesi’nin 642’de şehri ele geçiren Müslümanlar tarafından tahrip edilmesi; Diğeri, 732’de Poitiers Savaşı’nda Müslümanlara karşı galip gelen Kral Charles Martel’in batı dünyasını büyük bir çöküşten kurtarması. Her iki mit hakkında da yazar, Müslümanlar lehine tespitlerde bulunuyor:

“Kadim Yunan mirasımız ‘iptidai Müslümanlar’ tarafından tahrip edilmemiştir, bilakis 8. yüzyılın sonları ile 9. yüzyıl boyunca klasik Yunan eserlerini Müslüman ve Hristiyan münevverlerine Arapçaya tercüme ettirdikleri için Abbâsî Hanedanlığına minnet borçluyuz… Oysaki Avrupalı güçler savaştan (Poitiers’ten) galip ayrılmalarına rağmen, ‘Serazen’ adı verdikleri Müslümanları Avrupa’dan çıkarmak bir yana dursun, Pirenelerin öte yanına sürmeye bile layıkıyla muvaffak olamamışlardı…” (s. 16)

Yazar, kitabı yazma amaçlarını, klasik Yunan kültür mirasının Müslümanlarca nasıl korunup günümüze aktarıldığını göstermek, “Batı medeniyeti, İslam medeniyetinden üstündür” gibi ısrarcı mitleri çürütmek ve Avrupa ülkelerinde yayılan İslamofobik ve Arap karşıtı propagandaların tarihsizliğine ışık tutmak olarak sıralıyor.

Esere, tarihi bir arka plan ile başlanıyor. Hristiyanlığın ortaya çıkışından itibaren yaşananlar, Roma’da resmi bir din olarak kabul ve yayılma süreci, İznik’te yapılan toplantı (325) gibi temel noktalar kısaca anlatılarak konu Nusaybin, Musul ve Cündişâbur şehirlerinin öğrenim merkezleri haline gelmesine getiriliyor. İslam dininin ortaya çıkması ve Müslümanların kısa sürede Bizans sınırlarına ulaşması ile sağlanan temaslar ile Orta Doğu çehresindeki değişim süreci, Bağdat şehrinin kurulmasıyla başka bir boyuta taşınıyor (762). Abbasi Halifesi Mansur’un sıfırdan bir başkent inşa etme süreci, sadece duvarlar yükseltmekten daha fazlasını ifade ediyordu: “… Böylece 9. yüzyılda Bağdat, İtalya Rönesansı’na mümasil bir şekilde bilim hamilerinin finanse ettiği ve insanların entelektüel prestij kazanmak için rekabete giriştikleri bir yer oldu." (s. 34) Halife Harun Reşit’in oğlu Me’mun dönemindeki çeviri çalışmalarının, Hikmet Evi’nin (Beyt-ül Hikme) kurulmasıyla akademik bir çatı altına alınması, kütüphane haricinde oluşturulan irfan meclislerinde yapılan entelektüel tartışmalar, çeviri işiyle uğraşanlara ödenen yüksek meblağlar ilgi çekici alt başlıklardan sadece birkaçı.

“Benî Mûsa ailesi en iyisi için 500 dinar maaş ödüyordu. O zamanlar bir dinar 4,25 gram saf altın değerindeydi. Bugünkü parasal değeriyle aylık yaklaşık 25 bin dolarlık bir maaşa karşılık geliyordu. Bu, en yetenekli ve haris mütercimlerin Bağdat’a gelmelerinin önünü açtı." (s. 41)

İzleyen sayfalarda Tıp, Astronomi, Doğa Bilimleri ve Coğrafya gibi başlıklarla bilimler ve bilim insanları hakkında önemli detaylar sıralanıyor. Mesela İbn-i Sina’nın tıp alanına, Câbir bin Hayyân’ın kimya alanına, Harezmî’nin matematik alanına katkıları bunlardan sadece bir kısmı. Hemen ardından nasıl bir gerileme yaşandığı da açıklanmış: “… İslam dünyasında filozoflara, bilim adamlarına ve şairlere ilahi düzene karşı çıktıkları için zulmedildi. Kur’an’ın özgürce yorumlanması yasaklanarak ‘taklit’ prensibi benimsendi. Bunun yerine bilinmesi gereken her şeyin zaten bilindiği ve zamanla gün ışığına çıkacak olan bilgiler için vahyin yegâne güvenilir kaynak olduğu tezi kabul edildi…" (s. 83)

Eserde Endülüs konusu ayrı başlıklarla işlenmiş. Endülüs’teki bilimsel faaliyetler, bilim insanları ve bilginin sonraki kuşaklara ne surette aktarıldığı konuları unutulmamış. Tarihsel süreci detaylıca verilen Endülüs için nihayetinde Müslüman İspanya’nın bir mit mi yoksa gerçek mi olduğu konusu da tartışılmış: “Endülüs’deki dini müsamaha ve serbestiyet, bugünün standartlarıyla kıyaslandığında eksik sayılabilse de Orta Çağ’ın kendine özgü şartları göz önünde bulundurulduğunda olağanüstüydü. Yaşam, kişinin kendi kültürünü rahatlıkla başkaları ile yüzleşerek yaşayabilmesi şeklinde karakterize edildi…" (s. 116)

Yazar, ana konuyla bağlantılı olmasına rağmen, genel olarak üzerinde pek durulmayan, dolayısıyla dikkatlerden uzak olan Sicilya hakkında mesai harcamış. Son olarak da işlerin ne zaman ve neden yanlış gittiğini irdeleyip eserini noktalamış.

Eser çevirisine değinmemek emeğe saygısızlık olur. Oldukça başarılı olmuş. Dipnotlar, atıflar, adeta ayrı bir kitap olacak titizlikte hazırlanmış. Çevirmenin dipnotlarda kullandığı kaynakların, yazarın atıf yaptığı kaynaklardan katbekat fazla olması sanırım fikir vermede yeterli olacaktır. Bu durum, ilave araştırma yapmak isteyen okur için de normal okur için de avantajlı bir zemin oluşturmuş görünüyor.

Meraklıları için kıymetli bir eser.

İyi Okumalar!
Bu yoruma katılıyor musunuz?
Evet (7)
Hayır (0)
Bu Yorumu Yanıtla
Ahborges
14.01.2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap,İslam bilginlerinin klâsik Yunan kültür mirasını nasıl sahiplenip geliştirdiklerini ve bu mirasın Avrupa’ya nasıl intikal ettiğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Bu yoruma katılıyor musunuz?
Evet (2)
Hayır (0)
Bu Yorumu Yanıtla
OTTOMAN13
03.02.2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Daha önceden Türkiyede İcveç Büyükelçiliği yapımış olan Ingmar Karlsson tarafından yazılan kitap, Ufuk Çoksürer tarafından çok güzel tercüme edilmiş.
Bu yoruma katılıyor musunuz?
Evet (2)
Hayır (0)
Bu Yorumu Yanıtla