Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

09.12.2020

Baskıcı bir baba, din okuluna gitmek istemeyip gitmeyen bir oğul Hesse.

Küçük yaşlarda doğduğu topraklardan ayrılıp İsviçre’ye göçen bir çocuk Hesse.

İntihar düşüncelerini eyleme döken ve devamında Jung’un öğrencisinden tedavi alan da bir adam Hesse.

Bu birikmelerin peşine 1911’de gelen Hindistan gezisi. Budizm ve Doğu kültürü keşfi.

İşte bu yılların ürünü Rosshalde. 1914.

Ressam Johan Veraguth.
Eşi piyanist Adele Veraguth.

Çocukları küçük Pierre, asi Albert.

Ve elbette göl kenarında, geniş alana yayılmış huzursuz malikane Rosshalde.

Spoiler vermeyeyim diyorum ama zaten kitap arka kapağında konuya dair her şey yer alıyor.

Evet eserin temelinde orada okuduklarınız mevcut; fakat iş bu konunun ‘nasıl’ anlatıldığına gelince orada Hermann Hesse çıkıyor ortaya.

Yalnız bir sanatçı Bay Veraguth.
Mutsuz bir evlilik mi yoksa anlaşılamayan bir ruh mu?

Sorun küçük çocuğunun bir hastalıkla boğuşması mı yoksa bir adamın boşa çırpınışları mı?

Buyurun.
07.12.2020

Hayat ve Anlam. Buraya odaklanıyor Eagleton. Bunu öyle basit fikirlere indirgeyip ‘pozitif olun’ tarzı saçmalıklarla yapmıyor.

Aristoteles, Schopenhauer, Nietzsche, Wittgenstein gibi filozoflar ve Shakespeare, Conrad, Joyce, Kafka, Beckett gibi edebiyatçılar aracılığıyla açıklama gayretine giriyor.

Çeşitli soru ve sorunlarla açıyor ilk bölümü.

Devamında ‘anlam’ kelimesine odaklanıp alıntı ve fikirlerle burayı sorguluyor.

Tutulma diyeceği bölümde ise ‘modernizm ve postmodernizm’ başlıklarını kendine yardımcı kılıyor.

“Genel olarak insanlık tarihi bir uygarlık ve aydınlanma masalından çok bir kıtlık, ıstırap ve sömürü hikayesi olageldi.”(s.78)

İnsanlık tarihine parmak basıp mutluluk nedir aslında diyerek insanlığın ‘ortak anlam bulamama’ sorununa değinecek mesela.

Terry Eagleton. Britanyalı büyük eleştirmen ve düşünür. Hayatın Anlamı başlığı onun kaleminde çok da kolay anlaşılır bir şekilde vücut bulmuyor.

Biraz felsefe, biraz sosyoloji ve biraz edebiyat. Buyurun.
02.12.2020

Sahiplendiriyor çoğu zaman kahramanlarını, haklılıklarını kabul ediyorsunuz onların. Yaşamın bir köşesinden tutunmaya çalışan kahramanları oluyorsunuz.

Dokuz hikaye okuyacaksınız. 1978 Sait Faik Hikaye Armağanı’na da değer görülmüş hikayeleri bunlar.

Hikayeciliğimizin bir köşesinde kurulup okunmayı bekleyen ‘nahif ve kırılgan’ kalemi Selçuk Baran.

Yapı Kredi Yayınları böyle tek tek basıyorken eserlerini bir yerden başlayın olur mu...

“Şimdi hayat denen o büyülü uzaklığın kendi payına düşen parçasını, bütün açıklığı ve sınırlarıyla görüyordu.

Bu sınırların içine sığabilenler pek küçük ve önemsizdiler gerçi. Ama onundular.”(s.12)
01.12.2020

“ ve ölüler... Sırtımda çoktan değerini yitirmiş ölülerden oluşan koca bir ordu var.

Bu geçen zamanda kimleri yitirmedim ki? Akrabalar, arkadaşlar, çocuklar, kadınlar... Binlerce yüz beliriyor gözlerimde.”(s.35)

2005 Milliyet Haldun Taner Öykü Ödülü. Biliyorsunuz Haldun Taner ödülleri sadece yayımlanmış değil, yayımlanmamış; ama yazım aşamasında olan öykülere de verilebiliyor.

2007 yılında yayımladığı eseri böyle bir kitap Yavuz Ekinci’nin.

Benim onunla tanışma eserim. Hem ödüllü hem de öykü türünde olması beni ona çeken.

Yaz güneşi, romantik baharlar, gülen yüzler ne bileyim neşe saçanları arayanlar buraya adım atmasın derim.

Mezarlıklar, mezarlık kadar odalar;
umutsuzlar, umutsuzlukla gelen korkular; karanlıklar, karanlıklarla davetkar ölümler var burada çünkü.

Kasvetli hikayeler; ama etkileyici bir üslupla. Öyküye susayanlar buyursun.
01.12.2020

YEGAH.

Kalın Musa’yla başladı.
Bir ‘parada pulda gözü yok(s.18)’ deyip; bir ‘eli cebine varmayan(s.24)’ deyip koydu imzasını.

Hani o “kusur benim imzamdır” diyerek paylaştığımız alıntısına gönderme yapar gibi.

Anlattı sonra. Veysel, Davut, Muhayyer Hüseyin ve elbette Eflatun. Makamları aralayan Eflatun.

.DÜGAH.

Birleştireceğiz dünyaları.
.SEGAH.

Aşk. Neva, Rafael, Hacı İskender, Neyzen, Bayram.
Kan? Akacak elbette. Musikiye, güzele inat kan da akacak.

Osmanlı, tarih, dervişler, eflatun renkli, suskunlar.
İstanbul, coğrafya, günahlar, kan kırmızı.

Keşke ‘eserlerini yazıp da bir köşeye çekilmese’ Bizlerde onun ifadelerini paylaşabilsek burada.

Ama hep ‘daha az yazsın’ Suskunlar gibi.