Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

28.11.2020

“Emine çıktı; beş, altı senelik ömründe ne acı zamanlar geçirmişti... İşte bu da onlardan biriydi; bu da elbette geçecekti.”(s.25)

Elinizdeki Memleket Hikayeleri ve Gurbet Hikayeleri dışında okumuyoruz sanırım Refik Halid’i.

Oysa ‘romanları, hikayeleri, gezi ve 18 ciltlik gazete yazılarıyla’ muazzam ürünler vermiş büyük kalem. Islah olmaz-olamaz bir muhalif.

1919’da yayımlanıyor Memleket Hikayeleri. Genel itibariyle yazarın 1913-1918 Sinop, Çorum, Ankara, Bilecik sürgünlerinde şahit olduğu Anadolu’yu kaleme aldığı 18 hikaye yer alıyor.

Yatık Emine, Şeftali Bahçeleri, Koca Öküz başlıklı hikayeleri; Agah Bey, Hacı Mustafa, Vehbi Efendi, Küs Ömer gibi yarattığı karakterlerle hafızalarımıza ilmek ilmek işliyor Anadolu’yu.

Duru Türkçesi, dolu içeriği, yoğun mesajı ve İstanbul dışını anlatışıyla tekrar tekrar okunası hikayeler bunlar. Buyurun.
24.11.2020

David Lurie. 52 yaşında. Cape Town’da Modern Diller ve İletişim profesörü. İki evlilik yapıp ayrılıyor. Bu evliliklerin ilkinden olan kızı Lucy.

David’in kendinden oldukça ufak kadınlarla yaşadığı ilişkilerinin sonuncusunda bir soruna şahitlik ediyoruz.

Melanie Isaacs. 20 yaşında ve David’in üniversiteden öğrencisi. Zorlama ve taciz içerikli bir ilişki olmasa da bir şekilde David onu elde ediyor. Ve tam da burada hikaye bambaşka bir yere sürükleniyor:

“Bir hafta önce Melanie, sınıftaki kızlardan biriydi yalnızca. Şimdiyse David’in yaşamının bir parçası, canlı bir parçası.”(s.34)

Üniversitedeki işinden ve bulunduğu şehirden ayrılıp kızı Lucy’nin yanına sığınan bir profesör okuyoruz artık satırlarda.

Profesör David ve kızı Lucy.

Çiftlikte başlarına gelen ‘olay’ sonrası daha da zor bir insan olan kızı Lucy ile yaşadıklarına şahit olacağız.

Bir utanç, bir utançla mı devam edecek?

Ya da bir utancı silmenin yolu bir utancı silebilmekten mi geçecek?
22.11.2020

“ Ben tarihçi değilim. Ben bir yazarım, Amerika’nın belleğine saplantısı olan, özellikle de Latin Amerika’nın, belleksizliğe mahkum edilmiş şefkatli toprakların belleğine saplantısı olan bir yazar. “ (s.15)

Bu şekilde ifade ediyor kendini Galeano. Özellikle Latin Amerika ile Dünya’nın vicdanı ve sesi.

1967-2006 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan 26’sının yer aldığı bir seçki bu. Her birinin teması farklı olsa da özende hep insanı, ezilen ya da ezilmeye mahkum edilen insanı yazacak.

Bir yandan eli kanlı ülkeleri yazarken diğer yandan da yaslı bıraktıkları ülkeleri konu edinecek.

Sayfalarına Borges’ten Marquez’e, Onetti’den Rulfo’ya, Carpentier’den Llosa’ya dek birçok yazar da misafir olacak.

“Biz korkuya hayır diyoruz. Söyleme korkusuna, yapma korkusuna, olma korkusuna hayır.”(s.194)

Korku ve baskıya, sömürü ve talan düzenine her satırında karşı çıkan bir söz ustası O. Buyurun.
20.11.2020

“Nasıl yazabilirim?” ya da “Ne yazabilirim?”

1997 tarihli eseri bu sorunun üzerine temellendirilmiş durumda aslında.

Edebiyatın temel sorunlarından bahsi açıp ‘olay, kurgu, inandırıcılık, anlatıcı, zaman ve mekan’ gibi birçok konuya parmak basacak. Öneriler sunacak.

“Edebiyat mesleği bir hobi, bir spor veya boş vakitlerde icra edilen kibar bir oyun değildir.

Ayrıcalıklı ve ayırıcı bir fedakarlık, önüne başka bir şeyin geçemeyeceği bir öncelik, kurbanlarını (kutlu kurbanlarını) köleye dönüştüren özgürce tercih edilmiş bir uşaklıktır.” (s.18-19)

Edebiyata dair düşüncelerini bir bir yazarken Cervantes, Hugo, Kafka, Faulkner, Borges, Camus, Marquez ve Cortazar gibi tanınmış yazarlara değinirken;

Ambrese Bierce, Isak Dinesen, Aleja Carpentier ve Onetti gibi isimlerine çok da denk gelemediğimiz yazarlara da değinecek.
15.11.2020

“Peki ama sonuçta umudunuz nedir? Ne bekliyorsunuz? Toprağın baharda yeniden canlanmasını mı?

Denizin ve nehirlerin yeniden balıkla dolmasını mı? Sizin gibi budalalar için gökyüzünden nimet yağmasını mı?”(s.53)

Absürdizm. Bir tarafta Sartre, Camus; bir tarafta Beckett. Onlar bireyin ‘eylem yapabilirliğine’ inansın, Beckett bunu inkar etsin.

“... onun insanları içine fırlatıldıkları dünyada değer üretebilme olanağından yoksundurlar; bu nedenle, birey bile değildirler.”(s.10)

1953. Godot’yu Beklerken.
1957. Oyun Sonu.

Kelimelerin ‘sıfır noktasına’ yaklaştığı o iki büyük tiyatro metni.

Hamm. Kör ve kötürüm.

Clov. Hastalığından ayakta kalmak zorunda. Belki de Hamm’ın hizmetçisi. Belki.

Nell ve Nagg. Anne ve Baba. Sadece!

Hamm ve Clov’unki sevgisiz ve zorunlu bir birliktelik. Bir süreliğine. Ne kadar? Bilemeyeceğiz.

Cümleler olmayacak. Bol bol sayıklayacaklar. Sonu gelmeyen.

Sevecek misiniz? Bilmiyorum. Belki de sanmıyorum. Beckett her metniyle okunası bir adam.