Toplam yorum: 3.285.220
Bu ayki yorum: 6.746

E-Dergi

tosmakangel Tarafından Yapılan Yorumlar

27.01.2023

1950 Şavşat-Artvin doğumlu yazar Selçuk Altun'un kitaplarını ne zamandır okumak istiyordum. Çünkü kendisini azıcık araştırdığımda Orta öğretimini Samsun Maarif Koleji'nde tamamladığını, üstelik sıkı bir bibliyofil olarak kapsamlı bir kütüphanesi olduğunu öğrendim. Tabi kendisine hayranlığım artınca, kitaplarını hemen edinip, ilkini okuyup bitirdim.

2000’den itibaren 8 roman, 2 kısa roman ve 5 deneme kitabı yayımlanan Altun'un, romanları 14 yabancı dile çevrilmiş ve özellikle Anglo-Amerikan ülkelerinde ilgi görmüştür. Türkçe ve yabancı dildeki kitapları dünyanın önemli kütüphanelerinde bulunmaktadır.

Yazarın okuduğum ve ilk kitabı olan 'Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir' romanı adını, Oktay Rıfat 'ın "Karıma" adlı şiirinin son mısrasından almıştır. Kitapta beni en çok büyüleyen, onlarca yazar ve kitapları ile karşılaşmak oldu. Mecburen alınacak kitap listesi oluştu yine. Bibliyofil olmak çok güzel, tavsiye ederim.
Fransız Sinolog ve Çin üzerine önemli çalışmalar yapan bilim insanı Edouard Chavannes, 1889-1893 yılları arasında Çin'de geziler yapmış, yurduna dönmüş, arkeoloji çalışmaları yapmak için yeniden Çin'e gitmiş (1907) ve Çin kaynaklarını tarayarak Türklerle ilgili bilgiler toplamıştır. Böylece yanlış bilinen 'On İki Hayvanlı Türk Takvimi'nin kime ait olduğu konusuna açıklık getirmiştir.

Çin topraklarından bu takvimin kullanımı ile ilgili örnekler veren Chavannes, Moğolların yılları tarihlendirmek için on iki hayvanlı takvimi kullandığını, Kazakistan’daki Semiretchie yöresinde meskûn Nesturilerin ise Selevkoslar sonrası dönemde mezar taşlarına Türk yılını gösteren işaretleri eklediğini belirtmiştir. Tibetlilerin 11. yüzyıldan beri bu takvimi bildiği ve kullandığını belirten yazar, Türkler ve Kırgızların ise bu takvimi iyi bildiğini ve takvimle ilgili en eski kaynakların Türklere ait olan Orhon yazıtları olduğunu ifade etmektedir.

Elbette, bu kitap bir inceleme ve araştırma eseridir. Dipnotlar fazla yer tutmakta ve pek çok okuyucunun sıkılmasına neden olmaktadır. Ancak, bir Türk olarak okunmasının gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Chavannes'in dediği gibi, 'daha fazla veri elde edilinceye kadar, bu icadın Türklere atfedilmesinin uygun olacağına inanıyorum', kısmına özellikle sahip çıkalım.
Merhaba sayın okurlar. Özellikle benim gibi kitap okumayı tutku haline getirmiş kişiler için Orhan Pamuk'un ses getirmiş eseri 'Masumiyet Müzesi' yorumuyla karşınızdayım. Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü kitaptaki tutku derecesi, bizim içimizde barınan bazı tutkuları da hatırlamamıza vesile oluyor.

İki kez 'Masumiyet Müzesi'ni ziyaret etmiş biri olarak, artık kitabı da okumanın zamanı gelmişti. Şimdi bir daha ziyaret edeceğim ki müzeyi, bu kez gezmek okuduklarımın ışığında daha anlamlı olacaktır.

Romanımızın konusuna değinecek olursak, 1970'li yılların İstanbul'unda başlayan 1990'lara kadar devam eden saplantılı bir aşk kurgusu diyebilirim. Zengin çocuğu Kemal'in düzenli bir ilişkisi, güzel ve eğitimli nişanlısı Sibel ile planları varken, uzak akrabalarının fakir kızı Füsun'a aşık oluyor. Başta küçük bir kaçamak gibi başlayan bu ilişki saplantılı bir tutkuya dönüşüyor. Tıpkı izlediğimiz eski Yeşilçam filmleri tadını veren kitapta, 'zengin erkek fakir kız' klişesi öyle bir işlenmiş ki, bazen bu kadar uzamasına sinir olacağınız sayfaları yine de bitirmek hevesine kapılıyorsunuz.

Roman “hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.” cümlesiyle başlar ve “herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.“ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında Kemal mutsuz bir hayat yaşadığını düşünenlere gerekli cevabı da vermiştir.

Normalde ben de bazı yazarlarımızı ve kitapları acımasızca eleştirebiliyorum. Müze aşkımdan mıdır nedir bilemiyorum ama bu kitaba kötü eleştiri yapasım gelmedi. Önyargılı olanlar isterlerse yine okumasınlar bu kitabı. Halbuki bir kitabı bazen üslubu ve yoğun duyguları hissettirebilmesi hatırına, kalıplarımızın dışına çıkıp okuyabilmeliyiz. Harry Potter'ları okuyup, pazarlama taktiklerine kananların bizim ülkemizde de çoğunlukta olduğuna bakın ve bizim kitabımızın da müzesi olduğu için gururlanalım.

Sayın Orhan Pamuk'u böyle bir projesi olduğu ve bunu hayata geçirebildiği için tebrik ediyorum. Kitabın sonlarına doğru olan ve benim de duygularıma değen bir alıntıyı da paylaşmadan duramayacağım.
"Masumiyet Müzesi'ne gelecek kalabalıklar, inşallah geçici sergilerimizi de gezecekler ve o zaman çöp evlerde, dernek toplantılarında tanıştığım İstanbullu gariban kardeşlerimin, gemi fotoğrafı, gazoz kapağı, kibrit kutusu, mandal, kartpostal, artist ve ünlü resmi ve küpe toplayan takıntılı koleksiyoncularımızın biriktirdiklerini görecekler. Bu sergilerin, koleksiyonların hikayeleri de kataloglarda, romanlarda anlatılsın. O günlerde eşyaları seyrederek Füsun ile Kemal'in aşkını huşu ve saygı ile anan ziyaretçiler hikayenin Leyla ile Mecnun gibi, Hüsn ile Aşk gibi, yalnızca aşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul'un hikayesi olduğunu da anlayacaklardır."

Not: İki kez müzeyi gezdiğimi söylemiştim. Bu kez 'Masumiyet Müzesi'ne kitabın içindeki biletle girmeyi ve daha anlamlı bir ziyaret yapmayı planlıyorum. Umarım bilet hala geçerlidir. :)
28.04.2022

Arjantinli yazar Alberto Manguel'in okuma üzerine olan denemeleri hep ilgimi çekmiştir. Zaten kendisine Türk dostu olduğu için ayrı bir hayranlığım var. Bu eseri kitap okurlarının üç farklı kategoride işlediğini okuyoruz.

İlk bölümde bir gezgin olarak okuru görüyoruz. Tıpkı benim gibi dünyayı tanımak için okuyor. Aaaa tabi ben gezerken de okuyorum. O da ayrı bir zevk, tavsiye ederim.

Fildişi kulesinde okur, dünyaya yabancılaşmış, kendini sadece kitaplarda arıyor. Bu bayağı sorunlu bir durum. Aklıma eski klişeler geldi. "Sanat sanat için mi, sanat toplum için midir?"

Son kısımda artık Kafka'lar, Gramsci'ler, Flaubert'ler uçuşuyor ve onların kitap sevgisi üzerine düşünceleri ile haşır neşir oluyoruz. Kitapkurdu olarak çok okunası, haberiniz olsun.
16.04.2022

Hadiye Hümeyra adlı meçhul bir edebiyatçının 21. yüzyılda kitabının basılması ve nadide bir eseri okuyabilmenin zevki ile karşınızdayım. Meğer bilinmeyen ne yazarlar varmış.1922 yılında tefrika edilen eserimiz 'Yıkık Gönüller' dönemin toplumsal yaşamını başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Hele karakterlerin nezdinde, bir kadının mesleğinin olmaması ve başkalarına bağımlı yaşaması eleştirilerine yer verilmesi gibi vurgular eserin önemini arttırmaktadır. Bu dikkat çekici dönem eserini edebi değeri açısından okumayı unutmayın derim