Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

tosmakangel Tarafından Yapılan Yorumlar

16.04.2022

İngiliz asıllı Amerikalı tarihçi Bernard Lewis, İslam tarihi ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzmanlaşmıştır. Kitapta, Ortaçağ'da bilimde ileri olan İslam dünyasının, sonradan nasıl olup da Batı dünyasından her konuda geri kalmış olmasının nedenleri irdelenmektedir. Ben ne Lewis'i ne de kitabı eleştirmeden bakış açımıza bir katkısı olması açısından eseri olumlu buluyorum. "Hata Neredeydi?" Elbette bundan sonra hata Mustafa Kemal Atatürk'ün; "... Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz; çünkü mecburuz. Millet açıkça bilmelidir, medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır." sözlerini unutmak olacaktır.
16.04.2022

Sanırım Montaigne'i ve "Denemeler"ini bilmeyen yoktur. Yazar, başta insan sevgisi olmak üzere iyimserlik, dayanışma, özgürlük ve okuma alışkanlığı üzerine çok özgün yazılar kaleme almıştır.

Montaigne insanlarla hayvanların doğasının aslında birbirlerine benzer olduğunu ileri sürmüş. Çünkü hayvanlarda olan duygular ve yetenekler insanlarda da vardır. Hatta bazı hayvanlar ona göre insanlardan çok daha ileri yeteneğe sahiptir. "Hayvanlara Övgü" adlı bu eseri hayvanseverler mutlaka okumalı.

"Kibir, asli ve ezeli hastalığımızdır bizim. Tüm yaratıkların en bahtsızı ve en zayıfı insan olmakla birlikte Plinius'un dediği gibi en mağruru da odur..." s. 9

"Bize garip gelen, akıl erdiremediğimiz ne varsa kınarız. Hayvanlara dair yargılarımızda da aynısı geçerli. Onların bize benzer pek çok özellikleri vardır ve bunlar üzerinden karşılaştırma yaparak bazı varsayımlarda bulunabiliriz ama özgün nitelikleri hakkında hangi bilgiye sahibiz ki?" s. 36
Macar yazar Ferenc Molnar'ın, 30 yaşında yazdığı ve ünlenmesine büyük katkı sağlayan bu çocuk romanını neden küçükken okumadım diye hayıflananlar arasına ben de girdim sonunda. Tabii okumanın yaşı yoktur. O yüzden pişman olmadan, geç de olsa okuduğum bu eser, yani "Pal Sokağı Çocukları" bence ebeveynlerin mutlaka çocuklarına okutması gereken bir kitap diye düşünüyorum.

Dünyanın içinden geçtiği zor dönemlerin hiç bitmediği, savaşların sona ermediği ve hastalıkların yaşamı daha zor hale getirdiği bir gerçekle yüzleşirken, okuduğunuz bir çocuk romanıyla kendinizi birden büyülü bir dünyada hissedebiliyorsunuz. Bu bağlamda oldukça gerçekçi bir kurgu olan "Pal Sokağı Çocukları", benim gibi sizleri de çocukların büyülü dünyasına sokmayı başarabilir.

Çocuk gözüyle görebilmeyi bilmek, o dürüst kalplerin hissettiklerini hissedebilmeyi başarmak aslında hiç de zor değil. Dönem dönem siyasi ve toplumsal çalkantıların yaşandığı şu zavallı dünyanın oldukça başarılı şekilde yansıtıldığı böyle bir eseri bence herkes okuyabilmeli. Kim bilir belki katılaşmış yürekler çocukken hissettiklerini hatırlar ve dünya daha iyi bir yer olur.

Sayfa 103'ten paylaştığım alıntı her ne kadar 'vatan, millet, sakarya' tarzını yansıtsa da, bence artık 'hep ben' demeyi bırakmalı ve bu dünyanın hepimizin vatanı olduğunu unutmamalıyız.

"Arsa'daki çocukların hiçbir şeyden haberleri yoktu. Bu Arsa'nın, bu bir avuç toprak parçasının belki artık ellerinden alınacağını da bilmiyorlardı. Onlar için sabahları Amerikan bozkırı, öğleden sonra Macar ovası olan, yağmur yağarken deniz, kış aylarında kuzey kutbu haline gelen, onların çocuk ruhları için sonsuzlukla, özgürlükle, coşkuyla eşanlamlı olan, onları eğlendirmek için kılıktan kılığa giren bu dost toprak parçasını, yani iki evin arasına sıkışan bu ufacık engebeli Arsa'yı belki artık sonsuza dek yitirmişlerdi."
Klasikleşmiş yazarlarımızı ve eserlerini okumaya bayılıyorum. Hele günümüzde yazılan kitapları ve cidden yazmayın diye yüzlerine yüzlerine bağırmak istediğim yazarımsıları gördükçe eski edebi eserlerimize daha bir bağlanmaktayım. Nitekim Ahmet Hamdi Tanpınar da bu değeri sonuna kadar hak ediyor. Kendisi Cumhuriyet tarihinin ilk öğretmenlerinden ve şiir, hikaye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi birçok türde eser vermiş nadide edebiyatçılarımızdandır.

Tanpınar'ın Huzur'u bir aşk romanı gibi görünse de, aslında bir dönem tüm dünyanın huzurunu bozan 2. Dünya Savaşı'nın yarattığı buhran dönemi Türkiyesi'nin tam bir yansımasıydı diyebilirim. Bu minvalde doğu-batı çatışması ve bireysel özgürlüklerimizi kullanamayışımızın, içsel çatışmalarımızın hayatımızı nasıl zindan edebileceğini okuduğumuz eser; aslında bizi huzursuz etmeliydi. Ancak, Tanpınar'ın çarpıcı bir dille bize aksettirdiği cümlelerin içinde insan kendini hiç bitmesini istemediği bir müzik bestesini dinler gibi hissediyor. Ki eserde musiki özellikler ağır basıyor ve Mahur Beste'ye yapılan vurgular insanı derinden etkiliyor.

Genelde kitap okurken beni etkileyen ve dikkatimi çeken noktalardan biri de yalnızca yazıldığı dönemi değil, çağının çok ilerisini aydınlatabilmesidir. Sayfa 254'teki alıntı ile bunu size açıklayabilirim:

"Birtakım mekteplerimiz var; birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak... O zaman ne olacak? Kriz..."

Umberto Eco'nun ilk romanı. "Ortaçağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarından olan yazarın yapıtı 'Gülün Adı'"nı çocukluğumdan beri okumak istiyordum. Hatta bu sebepten sinemasever biri olmama rağmen, 1986 yapımı olan ve başrollerini Sean Connery ve Christian Slater' ın paylaştığı kült filmi hala izlememişimdir. Çünkü bir film asla kitabının ruhunu veremez. Bu kararımda haklı olduğumu bir kez daha teyit ettim.

Eco, "Gülün Adı" ile bizi Ortaçağ'a götürüyor. Hem de yozlaşmış kilisenin acımasız uygulamalarının, insanların güce boyun eğmediklerinde nasıl cadılıkla suçlandıklarının, esas yakılması gerekenlerin gücü elinde tutanlar olması gerekirken masum ve zavallı insanların hunharca katledilmesinin çok çok iyi bir şekilde aktarıldığı bu eser, ciddi manada günümüz polisiyelerine de taş çıkartır. Gerilimin dozunu düşürmeden ve hiç sıkılmadan 700 sayfalık bir eseri okutabilmek bence büyük bir başarıdır.

Benim gibi tarihe tutkunsanız, e bir de kitaplara hayransanız bu muhteşem eseri mutlaka okumalısınız. O sebeple affınıza sığınarak kitaptan bir alıntıyla sözlerimi noktalarken, kitap sevgimi de biraz sergileyeyim istedim.

"Kitaplar çoğu kez başka kitaplardan söz ederler. Çoğu kez bir kitap, tehlikeli bir kitapta çiçeklenen zararsız bir tohum gibidir; ya da tam tersine, acı bir tohumun tatlı meyvesidir." (s.402)