Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar
Faucault, deliliğin, orta çağdan bu yana toplum içindeki yerini belirleyerek başlamış, felsefi yönünü ele alarak sürdürmüş ve psikiyatrik incelemesini yaparak bitirmiş.
İlk zamanlarda delilerden kurtulmak için, onları uzak yerlere gemilerle taşımayı tercih eden toplum, zamanla onları tedavi etmeye yönelmiş. Fakat tedavi döneminde epeyce bir kafa karışıklığı yaşanmış. Her farklı olan, deli olarak kabul edilmiş ve pek çok zaman da kapatma yoluna gidilmiş. Öyle ki bazen kapatanların mı yoksa kapatılanların mı deli olduğunu anlamak güçleşmiş.
Deliliğin, akıllılığın ne demek olduğunu bilimsel bir analiz içinde okuyabilmek için güzel bir eser. Kitap hacim olarak biraz fazla kalın olabilir ama kısa sürede bitirmek için çaba harcamaya da gerek yok. Hergün belli ölçüde okuma ile bitirebilir ve sonuçta güzel bir eseri baştan sona okumuş olabilirsiniz.
Ali İhsan Paşa, Osmanlı ordusunda bir ordu komutanıydı. Bu kitaptaki anıları, 1. Dünya savaşına giriş öncesindeki yaşanan gelişmeleri kapsıyor. Savaşa girişimiz öncesinde Türk ordusu zaten Alman ordusunun elindeydi. Eğitim ve ıslah amacıyla tüm ordumuz Alman genel kurmayına teslim edilmişti. Her türlü askeri sırlarımızı da vakıftılar. A.İhsan Paşa, 1.Dünya savaşına Enver Paşa'nın tek başına aldığı kararla ve Almanların teşviki ile girildiğini, savaş öncesi hiç bir hazırlığın bulunmadığını, Savaş sürecinde yaşanacak gelişmelerle ilgili hiç bir plan, proğram yapılmadan savaşa aceleyle girildiğini acı örneklerle anlatıyor. Aylar sonra Irak cephesinden evine izinli olarak döndüğünde, yanında getirdiği bir torba un ve tereyağını çocukları gördüğünde göz yaşı döküp torbaları öptüklerini anlatan cümleleri okumak, yokluğun, yoksulluğun boyutlarını anlatmaya ve bu gün bile okuyanları duygulandırmaya yeterli sanırım. A.İhsan Paşa'nın bu kitaptaki hatıraları, Kazım Karabekir Paşa'nın Cihan Harbine Nasıl Girdik adlı anı kitabında anlatıkları ile de birebir örtüşüyor. Her ikisinin de anılarına göre, Almanya ile birlikte derhal savaşa girilmesine karşı çıkan paşalar, bire birer uzak bölgelere gönderilerek muhalefet önlenmiş. Ayrıca Alman subayların Türk subaylara karşı çok hırçın davrandıkları ve hakir baktıkları da anılarda yer alan konular arasında.
Gerçek tarihin anılardan tüm çıplaklığı ile öğrenilebildiğine inandığımdan, okunmasını önemle tavsiye ederim.
İsrailli muhalif kimya profesörü Israel Shahak'tan, İsrail'in tüm kirli çamaşırlarını görebileceğiniz güzel bir eser. Yazarın diğer üç kitabını okumuş olan okuyucular, daha önceki kitapların bazı bölümleriyle burada yeniden karşılaşabilirler. ABD'nin kendi elini bulaştırmak istemediği pis işleri İsrail vasıtasıyla yaptığını ileri süren Shahak, ilginç tesbitlerde bulunuyor. İsrail'in ırkçı bir devlet olduğunu da sık sık öne süren yazar, çeşitli örneklerle bunu isbata çalışıyor. Türkiye'nin açıkça İran'a cephe almadığı sürece PKK derdinden asla kurtulamayacağını da öne sürüyor yazar.
Artık hangi kitapların çok ilgi gördüğü anlaşıldı. Biraz buğulu ortamda kalmış tarihi konuların üzerine komplo teorilerini ekleyip, bugüne uyarlandı mı tamamdır. Gelsin baskı üstüne baskı. Bu kadar zaman alıcı bir çalışmayı insanların faydalanacağı bir halde kitaplaştırmaktansa, sansasyon yaratıp, dedikodu biçiminde okuyucuya sunmayı tercih etmiş yazar. Kendi tercihidir, bir şey diyemeyiz. Ancak ben okuyuculara şunu hatırlatmak isterim ki, bilgi haznenizi geliştirmek, yeni ufuklar kazanmak için değil de; kim nereden gelmiş, hangi dergaha şeyh olmuş, o dergahtakiler kimlerle oturup kalkmış türünden dedikodulara meraklı iseniz bu kitap ilginizi çekebilir. Asla kaynak olarak kullanılabilecek bir kitap değil, sadece hoş vakit geçirebilirsiniz bu kitap ile. İsimleri yeterince aklınızda tutup birbirine karıştırmazsanız tabii.
Yalçın Küçük'ten son zamanlarda okuduğum en ciddi kitap. Bizdeki tarihçiliğin masallardan ibaret olduğundan yola çıkmış yazar. Tarih diye, masallarla uyutulduğumuzu çeşitli örneklerle ortaya koymuş. Mesela, Çanakkale muharebelerinde, M.Kemal'in göğsündeki saate şarapner parçası isabet etmesi ve bu şekilde ölümden kurtulmasından sonra M.Kemal'in, bu saatin manevi değerinin ileride Türkiye için önemini kavrayamayarak Alman General Liman Von Sandarse hediye etmesini, Liman Paşanın da bunu bir müzeye vermek yerine evinde saklamasını, Liman paşanın evine giren bir hırsızın da bu saati çalması yazarın dikkatini çekmiş ve "şarapner parçası isabet ederek yılık yamuk olan bir saate de hırsızlar çok önem verirler ya" diyerek, konunun mantıki temelden yoksun bulunduğuna dikkat çekmiş. Buna benzer pek çok konu Yalçın Küçük tarafından masaya yatırılmış. Zevkle okunan bir kitap olmuş.