Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Sahilde Defne Tarafından Yapılan Yorumlar
İlk bölümde hasta karısına çok düşkün Amerikalı zengin bir adamın sermaye piyasasındaki yükselişi ve sonunda Zürih'te ki bir klinikte karısının ölümü.
İkinci bölümde ilk hikayein biraz farklı bir versiyonu, yine zengin Amerikalı, o da karısına düşkün ve onun da karısı hasta. O da Zürih'te bir klinikte ölüyor. İkinci hikaye biraz roman aslağı gibi kurgulanmış.
Ve üçüncü bölüm... İşte bu iki farklı hikayenin aslında ne olduğunu İda adlı genç bir yazarın zengin bir adamın anılarını yazmakla işe başladığında öğreniyoruz.
Ben kurguyu beğendim ama muhteşem bulmadım, ne var ki anlatım dili, sözcük zenginliği gerçekten şahane. Çeviri de çok iyi, hatta çevirmen cümlelere bize has deyimlerle resmen ruh katmış, o kadar başarılı.
Okunması gereken iyi bir edebiyat eseri. Her türlü edebiyatsevere hitap edebilir.
Çok rahat okunan, duygu geçişi kolay sade bir romandı.
Mübadele sonrası Ege sahillerinden geçen konusuyla bir dönemin insanlarını ve o günlerin sosyal hayatını anlatıyor. Karakterler empati yaptıracak kadar gerçekçiydi. Bir iki yerde ağlattı.
İngiliz asilzadelerin Uzak Doğu'da gayrımeşru ilişkiler kurup doğan çocuklarını belirli bir yaşa kadar orada eğitip sonra İngiltere'ye getirerek Oxford'da çeviri bölümünde uzmanlaşmalarını sağlayan Batı'nın sömürgeci düzeninin aklı zorlayan kurgusunu 'vay be' diyerek okudum.
Fazla detay vardı, gereksiz uzatılan bölümler de vardı ama bütünüyle ufuk açıcı bir kitaptı.
Bu yorumu Tanpınar'ın Türk tarihinin en iyi edebiyatçılarından biri olduğu gerçeğinden bağımsız yazıyorum.
Roman bir gazete tefrikası olarak yayımlandığını o kadar belli ediyor ki. özellikle bütünüyle çok dağınık. İkinci bölüme kadar olan ilk 73 sayfa oradan oraya koşturan bir yılkı atı gibi, anlamak zor, takip etmek zor. Yazar da farkında, ilk bölümün bir yerinde, "Hikayeyi niçin bu uzak hatıralarla ağırlaştırdım?" diye sorup açıklamaya çalışıyor.
İkinci bölümde nihayet hikaye bir kahraman etrafında şekillenmeye başlıyor. İşin toparlanmasına rağmen dağınıklık hissi kaybolmuyor. Bu noktada eski Türkçe sözcüklerin de etkisi olduğunu göz ardı edemiyorum ama bence romanın en büyük noksanı okurun dikkatini bütünüyle konuya, anlatıma ve karaktere odaklayamaması oluyor. Ve kendi kendime şunu soruyorum; acaba bu eseri günümüz yazarlarından biri yazsaydı bunca övgüyü alır mıydı?
Daha evvel yazarın Sahtekar adlı romanını okumuş çok beğenmiştim. Bunu da beğendim, tıpkı ilk okuduğum romanındaki gibi yazarın coğrafik özellikleri kullanarak kurguladığı ortamları cazip buluyorum. Eğer farklı şehirler, farklı ülkeler, dağlar, denizler, trenler, otobüsler, uçuşlar ilginizi çekiyorsa bu roman size göre.