Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Çocuğun Kaleminden "Allah'la Tanışma Defteri"
Kitabın yazarı Hatice Kübra Tongar; Çocuk Gelişimi, Sosyoloji ve Psikoloji alanlarında almış olduğu eğitimleri ve yaşadığı tecrübelerini çeşitli sosyal medya araçları, seminer ve söyleşiler ile takipçileri ile paylaşmakta, anne babalara, çocuk ve gençlere yönelik yazdığı çok sayıda kitabı bulunmaktadır.

Allah’la Tanışma Defteri kitabı, 10 Yaşlarında olup şehirde yaşayan Nedim Sorayımdedim isimli meraklı ve bi o kadar da duyarlı bir çocuğun, yazları çok sevdiği köyde dedesi ve ninesiyle birlikte geçirdiği günlerde yaşadığı güzel anılarının anlatıldığı bir kitap. Nedim köyde geçirdiği yaz günlerinden birinde, Allah ile ilgili meraklı konuşmalarının ardından, ninesinin hediye ettiği deftere “Allah’la Tanışma Defteri” ismini vererek o günden sonra öğrendiği bilgileri bu deftere not etmeye başlar ve bu kitap çıkar ortaya...

Kitap, çocukların duygu ve düşünce yapısına uygun bir şekilde hitap eden, komik ve eğlenceli olayların arasında verilmek istenen mesajları sıkmadan okuyucuya ulaştıran bir dille yazılmış. Çocukların güle eğlene okuyacakları, içinden espriler edinecekleri, hatta (ailelerin dikkat etmesi gereken) bazı deneyler öğrenebilecekleri bir kitap.

Kitapta Nedim ile dedesi arasında geçen bi konuşmadan örnekle;

Nedim : “Ama bu haksızlık değil mi dede? Ağaçlar da canlı sonuçta! Biz gözleme yerken onlar neden Sarıkız’ın gübresini yiyor? Yazık değil mi onlara?”

Dedesi : “N’edelim Nedim’im? Onların rızkı böyle yaratılmış. İnan olsun senin ııyyyy dediğin bu koku onlar için en lezzetli keşkekten bile daha lezzetlidir gari. Hayvanlar ve bitkiler rızıklarına hiç itiraz etmezler. Bir biz insanoğlu söyleniveririz rızkımıza”

Dede ve ninelerinin tonton, sevimli, merhametli yaklaşımları, çocuklarla olan samimi ilişkileri ve vermek istedikleri mesajları doğadan, bazı olaylardan yola çıkarak ilgi çekici bir şekilde anlatmaları takdire şayandı. Ancak insan üzülerek şunu düşünmeden edemiyor, “Nerede şimdi böyle tonton, bilge nineler dedeler...” Eskiden çocukların ahlak gelişiminde önemli bir payı olan böyle aile büyüklerinin yerini maalesef günümüzde çocukları gönüllerini hediyelerle, abur cuburla, maddi doyumlarla almaya çalışan, nine dede sıfatını da pek beğenmeyen :) anneanne, babaanneler, dedeler almış... Elbette ki sözümüz konumunun hakkını verenlerden uzaktır...

Netice olarak kitap, çocukların severek okuyacağı, anne babaların hatta dede ve ninelerin de çocuklarla birlikte okuyabileceği, eğitimcilerin de miniklerin meraklı sorularına karşı verilecek cevaplar edinmek adına göz atabilecekleri bir kitap kanımca...

Keyifli, istifadeli okumalar…
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sosyobiyoloji'ye giriş mahiyetinde referans bir kitap!
Franz M. Wuketits'in "Sosyobiyoloji Nedir?” kitabı konuyu derinlemesine inceliyor ve okuyuculara kapsamlı bir anlayış sağlıyor.

Bu kitap sosyobiyolojinin temellerini anlamak isteyenler için mükemmel bir referanstır. Öncelikle sosyobiyolojinin ne olduğunu, neden önemli olduğunu ve nasıl geliştiğini açıklıyor. Biyolojinin evrim ilkelerini sosyal organizasyon ve davranışa nasıl bağladığını gösterin. Daha sonra insan davranışının genetik temeli ve evrimsel kökenleri incelenir. Evrimsel süreçlerin sosyal davranışı nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı olarak tartışıyor. Doğal seçilimin sosyal organizasyonlar ve bireyler üzerindeki etkilerini tartışırken insan gruplarının ve toplumlarının nasıl evrimsel avantajlar sağladığını açıklayın. Aynı zamanda genetik ve biyolojik faktörlerin sosyal davranışları nasıl etkilediğini ve insanların kültürleri ve çevreleriyle etkileşimlerini nasıl şekillendirdiğini de vurguluyor.

Wuketits, ayrıca sosyobiyolojinin çağdaş uygulamalarını da tartışıyor. Toplumların karmaşık yapısını ve sosyal organizasyonunu anlamak için biyolojik bir bakış açısının nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Bu, sosyal bilimler ve biyoloji alanındaki araştırmacılar, öğrenciler ve meraklılar için son derece değerli bir kaynaktır.

Özetle "Sosyobiyoloji Nedir?" adlı kitabı, sosyal davranışları anlamada biyolojik yöntemlerin önemini vurguluyor. Biyolojik temellerin sosyal organizasyon ve insan davranışı üzerindeki etkisini açıklarken sosyal ve doğa bilimleri arasındaki bağlantıları ortaya çıkarır. Okuyuculara sosyobiyolojiye dair derinlemesine bir yolculuk sunuyor ve alandaki temel kavramları kavramalarına yardımcı oluyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sayfa sayısı az fikri önemi çok olan önemli eser!
Türk Kavimleri Tarihi; Hasan Ata Abeşi tarafından kaleme alınan ve kitap/yazar tanıtımı, önsöz, giriş dahil olmak üzere otuz sekiz bölüm yüz altmış dört sayfadan oluşan eserdir. Çevirisini Ahsen BATUR hocamız yapmıştır ki bu ayrıca önemlidir.

Türk Kavimleri Tarihi; Osmanlı Türkleri dahil olmak üzere birçok Türk kavminin hangi boydan olduğunu, tarih sahnesine çıkışlarını, sahnedeki yaşanmışlıkları, sahneden geri çekilişlerini okuyucusunu sıkmadan anlatmıştır. Bu eseri kıymetli kılan diğer hususlardan birisi de sosyal medya çeşitliliğinin ve kullanıcı sayısının bir hayli fazla olduğu günümüzde aynı oranda yanlış bilginin veyahut gerçeği saptırmanın da artmasıdır. Bu noktada böyle eserler sayesinde tarihe ilgi duyan, geçmişin büyülü dünyasında gezmek isteyen gençlerimiz yalana/iftiraya karşı tarihimizi/atalarımızı zırh gibi kuşandıkları bilgileriyle savunabileceklerdir. Bahsettiğimiz bilgi zırhını kuşanmanın en kolay yolu ise Türk Kavimleri Tarihi gibi eserleri okumak, not almak ve tarihi gerçeklerde daha da derinlere ulaşabilmek adına atılacak ilk adım saymaktan geçer. Okuyucusundan istirhamımız eseri acele etmeden, çabucak bitirme çabasına girmeden, eser sahibinin anlattığı kavmi/dönemi gözünde canlandırarak okumasıdır. Böylelikle tarihi okumanın daha da güzelleşeceği ve merak uyandıracağı kanaatindeyim. İftihar etmekte haklı olduğu ve gurur duyacağı tarihe sahip olan gençlerimize tarih yolculuklarında başarılar dilerim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gizemli hazine…
Yazarın sade ve anlaşılır bir dil kullandığı bu kitap, okuyucuları gizemli bir hazinenin peşinden sürüklüyor. Yazar, tarih ve bugün arasında gidip gelen ama hâlâ gizemi çözülememiş Kutsal Ahit Sandığı’nı anlatıyor. Bunu yaparken kafa karıştırmak yerine bazı sorulara cevap vermeye çalışan yazar, anlatım tarzı ve konuyu işleyiş şekliyle okuyucuların merakını diri tutuyor. Bu da okuyucuların kitabı bir solukta bitirmesini sağlıyor.

Kitap tarihten çok fazla bilgi barındırıyor. Tarihi sevenler ya da ‘‘Tarihi çok merak ediyorum ama nereden başlasam bilemiyorum.’’ diyenler için geçmişe ve günümüze ışık tutan bu kitap tıpkı bir hazine gibi.

Sizleri geçmişe götüren sonra da alıp günümüzde sorularınızı cevaplamaya çalışan bu kitabı çok seveceğinize eminim. Şimdiden keyifli okumalar.
Yanıtla
10
2
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Şeyler Yap Boka!
Bu romanı bugüne dek 2 kez okudum. İlk okuyuşumda 9 yaşındaydım; tabi o zaman daha sadeleştirilmiş ve kısaltılmış olan bir versiyonunu okumuştum. Böylesine yalın bir dille yazılmış bir romanı sırf kitap hacmini küçültmek için sadeleştirmeye gerçekten gerek var mı tartışılır ama çocukken o sade halinden bile epey büyülenmiştim. Her ne kadar edebiyatta çok başarılı sadeleştirmeler mümkün olsa da her eserin bu türden budamalarda ruhundan bir parça kaybettiğini düşünürüm; büyük ya da küçük. Dünya edebiyatının haşmetli klasiklerini sırf çocuklar da bir şekilde okuyabilsin diye sadeleştirmeyi çok doğru bulmuyorum. Behçet Necatigil'in bir dizesinde: "Çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları" şeklinde ifade ettiği gibi kitapların da insanın "bazı yaşlarını" beklediği kanaatindeyim.

Çocuğa fikri sorulacak olursa aslında bunların çok da bir önemi yoktur. Genelde sınıf kitaplığında ne varsa, öğretmen ne önerdiyse hepimiz aşağı yukarı onu okuruz çünkü. Okurluğa ilk adımlarımız böyledir. Bizim de sınıf kitaplığımızda Pal Sokağı'nın o sadeleştirilmiş hali vardı. Adında bir kere "çocuk" ifadesi geçiyordu ve bu bile tek başına onu bir çocuk için cazip kılmaya yeterdi. Çocukluğu konu alan romanlar, filmler, oyunlar ve hasılı her şeyin çocukların gönlünde ayrı bir yeri vardır. Yetişkin halimde bile bu böyle diyebilirim. Çocukken bir kurguya kapılıp gitmeye başladığımızda yetişkin halimizden çok daha fazla o kurguya ait olurduk. Kitapta seyreden sokak savaşları hemen gözümüzün önünde olurdu sanki. Maç yaparken kendimize taktığımız futbolcu isimleri gibi kitabın karakterlerini lakap edindiğimiz olurdu; şayet o kitabı çok sevebilmişsek, kitap bizi kendi evrenine çekip alabilmişse bu böyleydi. Pal Sokağı o yıllarda bir çocuk olan ben için ve o kitabı o yıllarda okumuş birçok arkadaşım için böyleydi. Nemeçsek'i gönülden sevip Boka'nın karizmasına hayranlık duyardık. Bir anda Pal Sokağı bizim de evimize giden sokağın adı oluverir; evin yakınlarındaki boş arsayı (şimdilerde büyük şehirlerde olmayan boş arsalar) karargah olarak hayal etmeye durur, romanın zihnimizdeki gerçekliğine o romanı okumamış arkadaşlarımızı bile davet ederdik. Aynı bilinçte olmak isterdik. Bilirsiniz: çocuklukta aynı bilinçte olunabilen bir arkadaşlık çocuk için her şeydir.

Gelgelelim romanı 27 yaşımda ömrümde ikinci kez okumuş oldum. Hayatta deneyimin getirdiği "olmakta olana kayıtsızlık" ya da "özdeşleşirken filtreleme, her şeyle özdeşleşmeme" halleri bile romanın kurgusuna kapılmama, o çocuksu şölenle özdeşleşmeme mani olamadı. Yetişkince birçok şeyin; hırsın, kavganın, dostluğun, aptallığın, ihanetin, diğerkamlığın çocukluk potasında eritilebildiğini bu romanda görüyoruz. Belki "evrensel" ifadesine en çok uyabilecek yapıtlardan biri Pal Sokağı Çocukları: coğrafya evrenselliği bir yana; yaş evrenselliğini yakalamak becerilmesi çok zor bir şeydir romancı için. Molnar'ın bunu başarabildiğini görüyoruz. Üstelik romanın çıkış hikayesinde de; aslında çok da özenilmeyebilecek bir durumdan bu romanın ortaya çıktığını; buna rağmen ününün tüm dünyaya yayıldığı ve bugünlere kadar geldiğini görmekteyiz. Romanı okumuş olan birçok kişi için Macaristan dendiğinde ilk akla gelenin Ferenc Molnar ve onun bu ölümsüz eseri olduğuna neredeyse eminim.

Bu romandan derinlikli çözümlemeler, felsefi sorular, betimlemeler veya cezbedici bir üslup beklemeyin. Romanların bu önemli unsurlarının alıcısı olan bir okur için veya bir okur olarak boşa geçen zamana tahammülü olmayanlar için bu roman belki çok tatmin edici olmayacaktır. Ama olaya konusu Macaristan'da geçen bir çocukluk kurgusu deneyimlemek olarak bakarsanız ve romanın sizi geçirdiğiniz çocukluktan yakalamasına ve içine katıştırmasına müsaade ederseniz güzel bir roman deneyimi yaşayabileceğinize ve bu tür bir çocukluk romanından bile çokça şey öğrenebileceğinize kaniyim. Nitekim iyi okur, en alelade şeylerden bile hisse almasını bilendir...
Yanıtla
14
1
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Girişimci olmak isteyenler için baş ucu kitabı!
Alice Bentinck ve Matt Clifford tarafından yazılan "Nasıl Girişimci Olunur? & Girişimci Kimdir, Nasıl Fon Toplar ve Fikirlerini Nasıl Hayata Geçirir?" adlı kitap, girişimcilere en iyi fikirlerini belirleme, finanse etme ve başlatma konusunda rehberlik etmeyi amaçlıyor. Bir girişimcinin başarılı bir şekilde bir iş kurmasına yardımcı olmak için kitap, girişimciliğin temel unsurlarını ve aşamalarını ele alıyor.

Yazarlar, girişimcilik yolculuğunun her aşamasında karşılaşabilecek zorlukları ve fırsatları ele alıyorlar. Kitap, fikir geliştirme sürecinden yatırım bulmaya, iş modeli geliştirmeye, ürünü pazara sürmeye kadar çeşitli konuları ele alıyor.

Potansiyel girişimcilerin cesaretlerini ve yeteneklerini artırmalarına yardımcı olan kitap, girişimcilerin karşılaştıkları zorlukları aşmalarına yardımcı olacak pratik ipuçları ve teknikler sunmakta.

Bu kitap, girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmelerine yardımcı olmak için kapsamlı bir kılavuz olarak öne çıkıyor. Ayrıca, kitap, girişimcilik ekosistemindeki değişen dinamikleri ve yatırım olanaklarını da ele alarak, okuyucuları sektördeki güncel gelişmeler hakkında bilgilendiriyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakın Tarihe Işık Tutan Bir Roman...
Sema Çelebi'nin "Kumdan Kaleler - Dalgalara Müptela" romanı, 1975'ten 2023'e kadar uzanan bir zaman diliminde, bir ailenin inişli çıkışlı hikâyesini anlatıyor. Roman, farklı karakterlerin bakış açılarından ilerliyor ve bu sayede okuyucu, olaylara çok yönlü bir perspektiften tanıklık ediyor.

Romanın en güçlü yönlerinden biri, karakterlerinin derinliği ve gerçekçiliği. Her karakterin kendine özgü bir hikâyesi, hayalleri ve korkuları var. Okuyucu, karakterlerle empati kuruyor ve onların yaşadıkları zorluklar karşısında verdikleri mücadeleleri birebir yaşıyor.

Romanda, Türkiye'nin yakın tarihine de ışık tutuluyor. Siyasi ve toplumsal olaylar, karakterlerin hayatlarını derinden etkiliyor. Roman, bu olayları sadece arka plan olarak kullanmak yerine, karakterlerin hayatlarına nasıl etki ettiğini göstererek, okuyucuya daha derin bir anlayış sunuyor.

Sonuç olarak roman, sürükleyici hikâyesi, derin karakterleri ve tarihsel arka planıyla okuyucuya keyifli ve düşündürücü bir deneyim sunuyor.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En kapsamlı William S. Burroughs biyografisi!
William S. Burroughs Amerikalı bir yazardı ve deneysel edebiyatın öncülerinden biriydi. Özellikle Çıplak Öğle Yemeği romanıyla ünlüdür. Eserin yapısı cinsiyet, uyuşturucu kullanımı, toplumsal eleştiri ve 'Deneysel Edebiyat'ın öncüsü olarak geleneksel yazı biçimlerini sorguladı ve dilin sınırlarını zorladı.

Kendisi "Beat Kuşağı"nın temsilcisiydi ve toplumsal normlara meydan okuyan bir yaklaşım benimsemişti. Özellikle uyuşturucu kullanımı ve cinsellik gibi konuları ele alarak, çalışmalarına sıklıkla sosyal eleştiri ve alternatif kültürel yapıların incelenmesini önceliyordu. Postmodern edebiyat ve çağdaş edebiyatın yanı sıra müzik, film, sanat ve diğer alanlar üzerinde de derin bir etkisi oldu. Burroughs edebiyatta ve kültürde deneyi, özgünlüğü ve sosyal eleştiriyi harmanlayan bir isimdi ve eserleri okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyordu.

Bu biyografi, Burroughs'un duygusal yaşamı ve önemli dostluklarına detaylı bir bakış sunuyor. Yazarın hayatını daha derinlemesine anlamak isteyenler için bu kitap önemli bir okuma deneyimi sunuyor. Burroughs, 20. yüzyılın en tartışmalı figürlerinden biridir. Yakın tarihi, edebiyatı ve sanatı anlamak için de bu eser oldukça değerli.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ruslar ve Bozkırlılar
Günümüzde Asya’nın siyasi haritasına bakıldığında, deyim yerindeyse sınırları dünyaya sığmayan bir ülke, Rusya, kıtanın büyük kısmını kaplar. Aktüel siyasette de etkili olan bu kadim ülkenin tarihinin ise Türk okuru için fazlasıyla aşikar olduğu söylenemez. Osmanlı döneminden itibaren artık klişeleşmiş sıcak denizlere ulaşma hayaliyle Devlet-i Aliye sınırlarında arz-ı endam eden Çarlık, artık kadim düşman sıfatını kazanır. Buna rağmen kadim düşmanı tanımak için cephenin gerisine uzanıldığı görülmez. Oysaki Türklerin kök vatanı Asya bozkırlarının batı sınırında Ruslar vardır. Hatta öyle ki Türkler çoğu zaman batıya doğru uzandıklarında Slav kökenlilerle karşılaşırlar. Tam bu noktada Bozkır’ın Rusya ile nasıl bir ilişkisi olduğu merak edilir. Aslında Bozkır’ın Türklüğü simgelediği üzerinden Türkler ile Rusların ilişkisi Osmanlı öncesi döneme uzanır. Büyük Rus Tarihçi Lev Nikolayeviç Gumilev “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları” isimli iki ciltlik eseri ile Bozkır-Rus temaslarında ortaya çıkan denklemleri çözmeye çalışır.

Bilindiği üzere Gumilev denilince akla ilk olarak meşhur teorisi etnogenez gelir. Tarihi, halkların şekillenişi, üzerinden anlatan Rus tarihçinin, diğer eserlerinde olduğu gibi, bu eserinde de etnogenez çözümsüz sorulara mantıklı cevaplar verecek şekilde gündeme getirilir. Diğer eserlerinde Bozkır’ın Ruslarla ilişkisine dair önemli değiniler vermesine karşın bu eserinde Bozkır-Rus ilişkilerini merkeze alarak, ezber bozan bir teori ortaya atmayı amaç edinir. Bu teoriye göre Bozkır-Rus münasebetleri tarihçilerin genelinin savunduğu gibi değildir.

Öncelikle Rus tarihçiliğinin hakim fikirlerini veren Gumilev, Rusya’nın Bozkır’la Avrupa arasında bir bariyer olduğu fikrine şiddetle karşı çıkar. Hakim görüşlere göre bu set, güçlü bir sel şeklinde akan Bozkır kavimlerinin önünü keser ve Avrupa’nın sular altında kalmasına mani olur. Bu indirgemeci yaklaşımı tümden değiştirmeye niyetlenen Gumilev, neredeyse her satırda Ruslar ile Asyalı diğer kavimlerin ilişkilerinin girift noktalarını ortaya koyar. Üstelik sadece kaynaklara da bağlı kalmaz. Kaynakların açıkta kalan noktalarında kendi teorisi etnogenezi çimento niyetine kullanarak rekonstrüktif adımlar atarak Rus tarihinin ilk dönemlerini adeta yeniden inşa eder.

Gumilev, sadece Rus tarihçilerinin genel kabullerini çürütmeyi hedeflemez. Batılı tarihçilerin Bozkır etnik sistemini tamamen Barbar diye etiketlemelerine de karşı çıkar. Etnogenezle Batılı jargonun Doğu’ya karşı iptidailik yakıştırmasını temelden yıkar. Bazı Rus tarihçilerin kendilerini Batı sistemine dahil etmek adına geliştirdikleri teorileri umursamadan Ruslar ile Bozkırlıların nasıl kaynaştığını aşama aşama anlatır. Rusların milletleşme sürecinin ilk anından itibaren bozkır kavimlerinin idari, sosyal ve kültürel etkilerini dile getirir. Gumilev eserinin yazıldığı dönemin baskısından dolayı Türk etkisini tam olarak belirtemese de üstü kapalı şekilde demek istediklerini pekala yerine getirir.

Ele alacağımız eserinin 2. cildinde ise genel olarak Moğol intişarı ele alınır. Moğolların Cengiz Han yönetiminde Asya’dan Avrupa’ya doğru uzanan hikayesi başından sonuna kadar anlatılır. Aslında vurgulanmak istenen Moğol istilasının Avrupa ayağının arka planına yerleşen Rus knezlikleridir. Rusların yeni düşmanla olan ilişkileri “devletlerin dostları yoktur çıkarları vardır” sözüne nazire yapacak derecededir. Bu tarz menfaat ilişkilerinin bulunduğu bir sistemde Moğollara isnat edilen tamamen imha için yola çıkan bir barbar sürüsü yakıştırması doğal olarak ortadan kalkmaktadır. Gumilev yazdıklarıyla Moğolları bir nebze aklarken, Asya’daki Rus faktörünün de ehemmiyet derecesini arttırır.

Eserde Ruslara biçilen önemin yazarın aidiyetine bağlı olmakla birlikte yazılanlardan zor da olsa eser sahibinin başka yönleri de fark edilir. Aslında muhtevayı ideolojik düşüncelerden temizlemek pek olası değildir. Zira Gumilev aktarım ve nakilden ziyade yorumla tarihi yeniden inşa ettiği için fikri kimliğini de yer yer aşikar eder. Bir kere bütün metin dikkatle incelendiğinde Gumilev’in hasım düşüncelere ilk aşamada “Burjuva” yakıştırmasını yaptığı görülür. Sosyalist jargonda çokça geçen bu kelimenin müellif tarafından tahkir, önemsememe, küçümseme anlamlarında kullanıldığı fark edilir. Tabii buna nazaran sosyalist yazımın merkezinde yerleşen ekonomik ilişkilerin de metinde çok fazla baskın olduğu söylenemez. Zira etnogenez tezi o kadar güçlü bir şekilde yer alır ki başka fikirlerin terminolojisi silikleşir.

Etnogenez tezinin anlatımdaki yoğunluğu yazarın tarzına alışkın olanlar için pek bir anlam ifade etmez. Ama bazı satırların müellifin diğer eserlerinden izler taşıdığı akla gelebilir. Hatta bu makalenin yazarı Gumilev’in eserini okurken bir yerde tekrar olduğunu fark eder ve derkenara “diğer eserlerinde benzer konu tekrar edilmiş” diye not düşer. İzleyen sayfada Gumilev okurunun dikkatine not düşmek ve kendini temize çıkarmak kabilinden: “Binaenaleyh mezkur kitap (Muhayyel Hükümdarlığın İzinde) ile elinizdeki eserin bu bölümü, kronoloji prensibine göre konulmuştur ve tekrar değil, aksine birbirinin mütemmimidir (s.25)” diyerek adeta okuruyla eserinde konuşur.

Okurla bu kadar hemhal olmanın haricinde Gumilev yazılan metni adeta gergef gibi işler. Tarihin kaynaklarla yazıldığı malumdur. Ama Gumilev için kaynaklar ilk aşamada eleştirilmesi gereken metinlerdir. Onun tenkit usulü, inanılmaz derecede ayrıntı içerir. Misal elde kaynak olmamasına istinaden Moğolların tarihine ilişkin birincil bir kaynak olan “Moğolların Gizli Tarihi” Gumilev tarafından en ince ayrıntısına kadar tahlil edilir. Merhum çevirmen Ahsen Batur’un da vurguladığı gibi bazı tarihçiler tarafından sadece nakledilen bir cümle Rus tarihçi tarafından iki üç sayfa boyunca detaylı analiz edilir. Üstelik ortaya çıkan sonuçlar çarpıcıdır.

Bazen cümle tahlili kelime seviyesine iner. Aslında müellif nerede detaya inip, nerede genel anlatım yolunu izleyeceğini çok iyi bilir. Bazen diğer eserlerinde konuyu detaylı anlattığı için kısaca geçer. Bazen de kelimenin etimolojisine dair derin tespitler yapar. Bu tespitlerde çok sıra dışı yorumların olduğunu da belirtmekte fayda var. Örneğin; Kızılderili kabilelerin kullandığı Dakota dilindeki “Wakan” ile “Hakan” kelimesi arasındaki benzerliği anlamlı bulan Gumilev, Bering Boğazı’ndan geçiş teorisine destek verir.

Bu şekilde çarpıcı fikirlerle beraber bazen katılmanın güç olduğu yorumlarını da öne sürer. Aslında Rus milletiyle diğer milletleri karakterize eden anlatımı dikkate alınırsa yazarın aidiyeti tekrar gündeme gelir. Misal Rusların Kıpçaklarla olan ilişkisine genel intibanın dışında barışçıl bir perspektiften yaklaşır. Amerika’yı istila eden yabancı kavimlerin soykırımı önceleyen yanlarına karşın Rusların Kıpçakları benimsediklerini, onlarla evlilik bağı kurduklarını ve dostluk ettiklerini savunur. Rus kanıyla Türk kanının karıştığı bu olağan tablonun hissettirdiği iyi niyete ve barışçıl arka plana karşın, Osmanlı’nın Balkanlardaki ilerleyişini savaşan unsurların (Devşirme Yeniçeriler, Korsanlar, Bizanslı Akritler, Anadolu Gaziler-i/Gaziyan-ı Rum) etkisine dayandırır. Hatta ön yargılı olarak nitelendirilebilecek bu durum ilerleyen satırlarda Merhum Çevirmen Ahsen Batur’un da dikkatini çekmiş olacak ki Türklerin-Müslümanların din siyasetinde kullanılan “Kılıç Zoru” deyimine Batur dipnotla karşı çıkar.

Bu arada eserin çevirmeni Merhum Ahsen Batur hakkında da birkaç söz söylemek uygun olur. Gumilev’in bu tarz eserlerini literatüre kazandırması yetmezmiş gibi merhumun çeviriye sadece basit bir aktarım gibi davranmadığı da aşikardır. Böylesine zor, anlaşılması güç, etnogeneze ve Rus tarih anlatımına ait onlarca terminoloji içeren bir eseri tercüme ederek anlaşılır kılmak başlı başına bir başarıdır. Üstelik bazen Gumilev’in kullanım hataları ve kaynaklarına dair yanlışları bile gösterilir.

Sonuçta, kim ne derse desin, Gumilev, büyük bir tarihçidir. Onun tarihin yöntemine dair savundukları ders verilecek kadar mühimdir. Fikirlerinin bütününe katılmak mümkün olmasa da savunduğu düşünceyi yüceltmede ve okurunu kendi fikri yörüngesine oturtmakta ustadır. Tarihin bilinmezlerine getirdiği yorumlar genç tarihçiler için bir yaklaşım modeli oluşturabilir. Ayrıca yazarın bazen savunduklarıyla okurun fikri yapısını Gumilev öncesi ve sonrası diye ayıracak derecede güçlü tezler öne sürdüğü de malumdur. Üstelik Rus tarihçi sadece düşünceye yeni boyutlar kazandırmakla da kalmayıp, tarihe yardımcı ilimleri- özellikle fiziki coğrafyayı- en efektif şekillerde kullanır. Her tarihçi bu etkiyi yaratamaz.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuklar, İstanbul’un serçelerine başka bakacak…
Hayvanlarla kurduğu dostluklar ve hayal gücüyle büyüyen bir çocuk, ileride veteriner bir anne olursa… Bu şekilde bir hayat öyküsü, şimdilerde bir kitap olarak karşımıza çıktı. 'İstanbul'un Serçesi'.

Zeynep Küçük, İstanbul’un cıvıl cıvıl kuş seslerini eserine taşımış. Ağabey Serçe ve Minik Serçe’nin İstanbul semalarındaki masalsı macerasını kaleme almış. İstanbul’un simgesi sayılacak mekânlardan da görseller mevcut. Kitabın sonundaki boyama sayfaları da çocukların ilgisini bir hayli çekecek.

Kitap, ebeveynler için de yardımcı rol de üstleniyor. Çocukların hayata nasıl hazırlanabileceğini örneklemiş yazarımız. Aynı zamanda kuş fobisi olan ya da hayvanlarla yakın ilişki kuramayan çocuklar için de bir adım niteliğinde. Muhtemelen kitabı okuyan çocuklarımız için artık İstanbul’un serçeleri bir başka görünecek.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir