Bazı kitaplarla, kişilerle, olaylarla ilgili yazı yazmak, fikir ileri sürmek o kitabı, kişiyi yüceltmez, bilakis kırık dökük ifadeler o değerli eseri, kişiyi bilmeyenlerin nazarında küçültebilir de. Hani bir zat peygamberimizle(s.a.v) ilgili bir yazı yazdıktan sonra, ''Ben sözlerimle Hz. Muhammed'i(s.a.v.) yüceltmedim, belki O'nun(s.a.v.)adını kullanarak yazımı güzelleştirdim.'' demiş ya, işte Karamazov Kardeşler'le ilgili yazmak da aynen böyledir. Sakın ola ki birisi çıkıp da benim üç beş cümleyle ifadeye çalıştığım veya daha doğru ifadeyle tanıtımını, siz bunu reklam olarak da okuyabilirsiniz, yapmaya çalıştığım eser hakkında, ''Bu kadar mı yani?'' deyip okumaktan vazgeçmesin. Unutulmamalıdır ki her kitap kişisel bir serüvendir ve kişiye özeldir. Bazen öyle olur ki dünyanın gıptayla baktığı bir esere birisi çıkıp farklı bir yorum getirir ve kafası karışıkları ve kitap dünyasının emin mürşitlerini tanımayanları yoldan çıkarabilir. Burdan eleştirileri dikkate almayın manası da çıkmasın, lütfen. İyi de kitap, dediğinizi duyar gibiyim.
Gelelim kitaba... Efendim, at izinin it izine karıştığı, kavramların içinin boşaltılıp tepetaklak edildiğini bilerek ve düşünerek diyebilirim ki kitap kelimenin gerçek ve aslî anlamıyla tam bir klasik, tam bir baş yapıt. Neden diyenlere, işte öyle; demek de vardı fakat... Hayat nedir sorusu tevcih edilse ne deriz? (En güzeli bence sayın M. Kutlu'nun, ''Zafer yahut Hiç'' cevabıdır.) Ya uzun uzun konuşur hiçbir şey söylemeyiz, bu yazı gibi tıpkı, veya susar çok şey söyleriz. İşte Dostoyevski'nin bu kitabı da öyledir. Hayatın ta kendisidir; yani her şeydir veya hiçbir şey değildir. Mesele buysa bu gevezeliğin alemi nedir öyleyse, diye haklı olarak sorabilirsiniz. Ben de şunu derim: Bizim ki kendisi bir hiç olduğu halde ve alamayacağını bile bile, dünyalar güzeli ve paha biçilmez Hz. Yusuf'a köle pazarında talip olan ''şanslı'' kocakarı vefasıdır: ''Bilinsin ki ben de bu güzelliğin farkındayım.'' Vesselam.