Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalp Lambası, Güney Hindistan’ın mahrem avlularından yükselen, hem çok tanıdık hem de sarsıcı bir kadın öyküleri seçkisi. Yazar, ataerkilliğin sadece erkekler tarafından dayatılan bir iktidar değil, kadınlarca da sessizce taşınan ve aktarılan bir yük olduğunu "Dakhni" kültürünün çok katmanlı yapısıyla işler. Öykülerde ev içi hiyerarşi ve dinî ritüellerin ardına gizlenen ikiyüzlülükler ustaca sergilenir. "Kefen" öyküsünde, zengin Shaziya’nın yerine getiremediği bir söz yüzünden yaşadığı manevi çöküş, "Topuklu Ayakkabı"da bir kocanın estetik fantezisinin, hamile bir kadının bedensel gerçekliğiyle çarpışması ve kadının o topukları parçalayarak direnişi, aslında bir özgürleşme ânı sunar. Kitabın zirvesi ise "Ya Rabbi, Bir Kerecik de Kadın Ol!" adını taşıyan öykü. Bu bir yakarıştan öte, bir başkaldırıdır. Eser, Doğu'nun kaderciliğini değil, o kaderin içinde filizlenen direnişi hiç sönmeyen bir "kalp lambası" metaforuyla aydınlatır. Tam not aldı benden.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seçkide bir tanesi hariç (La Bella Lingua) hepsi Amerikan banliyösünde geçen 19 öykü var. Orjinali 1978’de basılmış, hikayeler de sanırım 1942 ile 1959 yılları arasında çoğunlukla New Yorker dergisinde yayınlanmış. O zamanların tipik Amerikan dünyası; bolca içki içiliyor, sadakatsizlik diz boyu. Adından da anlaşılacağı gibi evlilik ve boşanma (boşanamama demek daha doğru) öykülerin bazen merkezinde bazen de etrafında yer alıyor. En sevdiğim öyküler;
Umutsuz Aşk Şarkısı
Cinin Kederleri
Kırmızı Eşya Kamyonu
Müzik Öğretmeni
Sonuç olarak 50lerin Amerikan banliyösünden kesitler veren kurgusu güzel, dili yalın, çevirisi mükemmel (Roza Hakmen) bu öyküleri tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle muazzam bir kitaptı. İçeriği çok zengin, okudukça şaşırtan, temposu yüksek, çok öğretici bir kitaptı. Tarihi konu olarak zaman aralığı çok geniş bir kitap. Nuh peygamberin gemisinin nerede durduğu,Hz. Elyasa ve Zülkif as.mın mezarlarının nerede olduğu, ashabı kehf, Hz İsa döneminden kalan mendilin hikayesi ve daha birçok konu... kitapta anlatılan her bir konu zamanındaki devletlerin, milletlerin coğrafi konumları ve inançlarıyla öyle güzel bütünleşmiş bir şekilde anlatılıyor ki hiçbir boşluk bırakmadan aktarılıyor. Kitaptaki anlatılan her bir değerli şehri gezmek gerekiyor. Şırnak, Şanlıurfa, Kahramanmaraş daha birçok şehrimizde çok önemli yaşanmışlıklar anlatılıyor. Bu kitabı okuduktan sonra oraları gezmekten ayrı bir lezzet alacağımı düşünüyorum. Bilerek hissederek o şehirlerin havasını solumak herkese iyi gelecektir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Coşkun Aral’ın 70lerin sonlarından 90ların ortalarına dek bir savaş foto muhabiri olarak mesleğini icra ederken, dünyanın birbirinden farklı sorunlu köşelerinde başından geçen çarpıcı olayları ve insanları anlattığı anıları. Çarpıcı kısmının altını özellikle çiziyorum. Çok akıcı bir dille ve adeta bir sohbet havasında yazılmış, sanki Coşkun Aral anlatıyor ve siz de yanı başında dinliyorsunuz. Bahsi geçen kişi ve yerlerin fotoğraflarının olması da okuyucuyu anında o diyarlara götürüyor. Okudukça, savaş muhabirliğinin çok zor ve riskli bir meslek olduğunu da fark ettiriyor. Umarım yazmayı sürdürür.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  6
Bildir
Yanıtları Göster
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hindistan'da Türk Reformu: Din-i İlahi
On altıncı asır dünya tarihinde kolaylıkla Türk asrı olarak nitelendirilebilir. Zira batıdan doğuya dünyanın kalbi denilebilecek geniş bir sahada Türk devletleri hakimiyet kurarlar. En batıda Osmanlı Devleti saadet asırlarını yaşarken daha doğusunda Şah İsmail Türk Devleti İran’dan Türkistan’a doğru yayılır. En doğuda ise Babürler isimli Türk devleti Hindistan’ı kendisine mesken tutar. Üstelik Babürler kültür ve medeniyette çığır açan hamleler yapar. Hatta Babürlerin bu hamleleri dünya mirasının en kıymetli eserlerinden biri olarak sayılabilecek Taç Mahal ile günümüzden bile kolaylıkla gözlemlenebilir.

Fakat Babür Devleti dünya tarihindeki bu müstesna yerlerine rağmen Türk okuru ve akademisinin ilgisine mazhardır denilemez. Bu eksikliği gözden kaçırmayan H. Hilal Şahin Babürlere özellikle de en parlak dönemleri olan Ekber Şah dönemine dair “Hindistan’da Türk Rönesansı Ekber Şah ve Din-i İlahi’si” isimli kıymetli bir çalışmaya imza atarak alanda önemli bir eksikliği giderme çabasıyla hareket eder. Zira yazarın da ön söz kısmında vurguladığı gibi bu çalışma Türkiye’de ilk olma iddiasını taşır.

Kitap okunduğunda insanın aklına hemen bu döneme kadar Hindistan’a Türk araştırmacıların neden mesafeli olduğu fikri gelir. Zira bugün nüfus ve coğrafya olarak neredeyse dünyanın beşte birini kaplayan bir sahadaki Türk etkisinin üzerinde neden yeterince durulmadığı düşündürücüdür. Üstelik bunun çeşitli handikapları da yok değildir. Çünkü bölgeyi araştıran yabancı araştırmacıların yoğunluğu hakim anlatının da değişmesine sebep olur. Örneğin birçok Batılı kaynakta özbeöz Türk olan Babürler Moğol olarak isimlendirilir. Bilim sahasında Türk araştırmacılarının hakimiyet kuramamasına bağlı olarak Babürler üzerinde kalem oynatan bilim insanlarının kendi bildiklerince davranmalarının önü açılır. Oysaki Babür soyunun Türk Hakanı Timur ile akrabalığı kesin bir gerçek olup bu bilgiye ters biçimde isimlendirmeler yapmak yersizdir. Türk araştırmacısının bölgeye ilgisini yeterince vermemesinin sıkıntılarını müellif de yaşar. Misal bölge ile ilgili kaynaklarının çoğunun Türkçe olmaması araştırmacının çalışmasını zorlaştırır.

Eserde atıfta bulunulan kaynaklara dikkat edildiğinde yazarın çok büyük bir işin üstesinden geldiği gayet iyi anlaşılır. Zira farklı dil ve kültür sahasında kaleme alınmış bugün Türkçeye çevrilmemiş birçok kaynağa eserde başvurulur. Kaynak kullanımıyla beraber müellif olaylara bütüncül bir çerçeveden bakar. Her ne kadar eserin merkezi Babür Devleti’nin zirvesi Ekber Şah dönemiyse de Babürlere hatta Hindistan’a geniş açıdan bakmanın önemli olduğu yazarın metodolojisinden kolayca anlaşılır. Bu açıdan yazar beş bölümden oluşan eserinin ilk bölümünde ilk çağlardan Türk hakimiyeti dönemine kadar bölgeyi (Hindistan’ı) siyasi ve sosyo-kültürel olarak inceler.

Sonrasında ise Hindistan’da Türk asırlarına geçilir. Hindistan’da Türklerin hakimiyetinin Babürlerle başladığını düşünenleri yanıltacak şekilde bölgede Türklerin ilk görülmeleri Kuşanların Hindistan’da zuhur ettiği döneme (MS 1. yüzyıla) kadar götürülür. Bu bir gerçeği daha ortaya çıkarır ki Kuşanlar, Ak Hunlar, Gazneliler, Gurlar, Delhi Sultanlığı, Kalaçlar, Tuğluklar, Seyyidler, Ludiler son olarak Timurlar derken aslında Hindistan’ın Türk devletleri için kadim bir coğrafya olduğu ortaya çıkar. Eserin ikinci bölümündeki bu anlatım ile Türk devlet sözlüğünün güzel bir cüzü de okura sunulur.

Üçüncü bölümde ise; Ekber Şah’ın meşhur dedesi Babür Şah ve ondan geri kalmayan babası Hümayun Şah’ın dönemleri ele alınır. Bir devletin doğuşuna şahit olunan bu bölüm sayesinde Ekber Şah’ın nasıl bir dünyaya gözlerini açtığı daha belirgin kılınır. Aslında Hindistan kültür medeniyetinde Türk tohumunun filizlendiği bu dönemde Türk medeniyetinin dallanıp budaklanmasında devlet adamının rolü daha iyi anlaşılır. Zira Babür Şah’ın eli kalem ve kılıç tutmasını iyi bilir. Türk devlet geleneğinde bilge kelimesinin altını layıkla dolduran Babür Devleti’nin kurucusunu anlamak dolaylı olarak torunu Ekber Şah’ı anlamak olacağından bu bölümde bani üzerinde durulması müspettir.

Dördüncü bölümde ise; esas konu olan Ekber Şah dönemine geçilir. Dönemin tüm yönleriyle derinlemesine ele alınması, satırlar arasında birçok bilginin zuhur etmesini sağlar. Ekber Şah döneminin siyasi, sosyal, idari, kültürel tahlili sayesinde Ekber Şah’ın dini devriminden önceki mevcut tablo daha iyi anlaşılır. Ayrıca bu bölüm sayesinde Hint toplumunu ve Hintlilere ait kadim kültürel ritüelleri de tanımak mümkündür. Hint kültürünün kadim geleneklerinin Ekber Şah reformlarının hedefine alınmasının hikayesi de ilgi çekicidir. Misal dul kalan eşin kocasıyla beraber öldürülmesi uygulaması olan Sathi geleneğinin Ekber Şah tarafından kaldırılması kadim gelenekselliğin akılla sınanması anlamına gelir ki bahsedilen çağ için bir devrimdir.

Eserin son bölümü olan beşinci bölümde ise; Ekber Şah’ın görülmemiş dini reformu mercek altına alınır. Entelektüel birikimini yönetim mekanizmasında uygulamak isteyen Ekber Şah Hindistan gibi dil, din ve kültür yönünden zengin bir coğrafyayı tek din altında uzlaştırmaya çalışır. Yeni icat ettiği Din-i İlahi ile ilgili bütün bilgiler bu kısımda verilir. İşin açıkçası Din-i İlahi’den çok bu sıra dışı fikrin oluştuğu zemin daha çok ilgi çeker. Bu dini reformu oluşturan zihin üzerine yapılan farklı tasavvurlar ise dini sorgulamaların ulaşabileceği yeri gösterir. Kadim Hint medeniyetini dönüştürmekle başlayıp dini yapıyı reformist hamlelerle pragmatik değer sisteminin raylarına oturtarak dünya medeniyetine şekil verme düşüncesi akıllara ziyan bir hedeftir. Bu açıdan düşünülürse eserin Din-i İlahi’yi içeren kısmı başlı başına bir kitap olarak telakki edilebilir. Hatta eserin ismine her ne kadar da bir nevi yeniden doğma anlamına gelen Rönesans kelimesi layık görülse de aslında Hindistan’da yapılan bir Türk Reformudur. Zira aynı yüzyılda Avrupa’da Hristiyanlığa verilen şekillendirmeler reform olarak isimlendirilmektedir. Türk reformunu Avrupa’dan ayıran ise şartlar gereği akim kalmasıdır.

Eserin birinci el kaynakların, Oryantalistlerin ilk çalışmalarının ve günümüz bilim insanlarının araştırmalarının senteziyle ve örnek bir kaynak kullanımıyla tecessüm ettiği aşikardır. Bir nebze de olsa Hint coğrafyası üzerine çalışacakların Türkçe kaynak ihtiyacının eserle giderildiği de söylenebilir. Ek olarak eser Türk araştırmacıların kadim Hint coğrafyasına yönlenmelerini sağlayacak güdüleyici içeriğe sahiptir. Bu motivasyondan ilham alarak, bölge üzerinde ne kadar çok çalışılırsa bölgedeki Türk izi o kadar çok belirgin olacaktır. İlk aşamada bu hedefin gerçekleştirilmesi bile önemlidir.

Yazarın duru ve açık anlatımının yalnızca Türk akademik camiasını değil, sıradan meraklı Türk okurunu da Hindistan coğrafyasına yönlendireceğini düşünmek olasıdır. Eserde anlatılan olayların, savaşların, siyasi manevraların, sosyal hayata dair nadir bulunan anekdotların yeni bir okuma macerasını tetikleyeceği savunulabilir. Batı’da bu alanda araştırma enstitülerinin kurulduğunu, birinci el kaynakların hızla tercüme edildiği düşünülürse en azından okuma ödevini yerine getirme konusunda üstümüze düşenin yapılması beklenti dahilindedir. Taç Mahal’e bir turist gözüyle değil, onu vücuda getiren neslin bir ferdi olarak bakmak isteniyorsa en azından Hilal Şahin’in yaptığı yapılmalıdır. Dünya üzerindeki her coğrafyada Türk izlerinin silinmek istediği malumdur. Ama Hindistan’daki Türk izleri silinmeyecek, silinmeye kıyılamayacak kadar güçlüdür. Bu gücün bilincine Türk okurunun varabilmesi dileğiyle…


Yanıtla
5
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir toplumun inkirazı!
Irina Paperno'nun bu kitabını okuduğumda, yazarın 19. yüzyıl Rusya'sında intihar olgusuna dair çok katmanlı ve derinlikli bir analiz sunduğunu düşündüm. Paperno, intiharı yalnızca psikolojik veya ahlaki bir mesele olarak değil, toplumsal dönüşüm, felsefi tartışmalar ve kültürel temsillerle iç içe geçmiş bir "kurum" olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, konuya taze ve güçlü bir perspektif getiriyor.

Kitapta beni en çok etkileyen, intiharın Rus entelektüel hayatında bir "anlam arayışına" dönüşmesiydi. Paperno, Dostoyevski, Tolstoy gibi yazarların eserlerinin yanı sıra, gazete haberleri, mahkeme kayıtları, tıbbi raporlar ve intihar notları gibi sıradan insanların izlerini taşıyan belgeleri de kullanarak, intiharın nasıl kamusal bir dil ve tartışma nesnesi haline geldiğini gösteriyor. Özellikle 1860'lar sonrası Rusya'sında, hızlı modernleşme, geleneksel değerlerin sarsılması ve nihilist akımlarla birlikte, intiharın bireyin özerkliğinin radikal bir ifadesi ya da anlamsız bir dünyaya tepki olarak yorumlandığını vurguluyor.

Paperno'nun "kültürel bir kurum" tanımı çok yerinde. İntihar, dönemin Rusya'sında sadece bir "sosyal sorun" değil, aynı zamanda felsefi (özgür irade vs. determinizm), dini (ruhun ölümsüzlüğü) ve siyasi (birey-toplum çatışması) mücadelelerin sembolik bir sahnesi olmuş. Yazar, istatistiklerin ötesine geçip, bu eylemin toplumsal zihniyette nasıl kodlandığını ve edebiyatın bu kodu nasıl şekillendirdiğini inceliyor.

Eleştirel olarak söylemek gerekirse, kitap bazen akademik ağırlığı nedeniyle genel okuyucuya ağır gelebilir. Ancak, Paperno'nun disiplinlerarası yaklaşımı (edebiyat eleştirisi, kültür tarihi, sosyoloji) ve detaylı örneklemesi, dönemi anlamak isteyenler için paha biçilmez bir kaynak sunuyor.

Sonuç olarak, bu kitap sadece Rusya'nın 19. yüzyıl ruh halini değil, modernleşme sancıları çeken her toplumda intiharın nasıl bir "anlam yüklü eylem" haline gelebileceğini anlamak açısından da çok değerli. Dostoyevski'nin karakterlerindeki varoluşsal bunalımların, aslında gazete sayfalarındaki intihar haberleriyle nasıl yankılandığını görmek, edebiyatın toplumsal gerçeklikle olan güçlü bağını bir kez daha hatırlatıyor. Paperno, intiharı, bir çağın tanıklığı ve kendini yorumlama biçimi olarak okuyarak unutulmaz bir çalışmaya imza atmış.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
2025’te okuduğum kitaplar arasında en çok etkilendiğim, en geç okuduğum ama en uzun süre içimde kalacak olan kitabın, yılın sonunda karşıma çıkacağını gerçekten bilmiyordum. Masumlar Mezatı benim için bir okumadan ziyade acıya tanıklık etme deneyimi oldu. Cevdet karakteri üzerinden anlatılan hikaye, bireysel bir yaşamdan ziyade Kıbrıs’ta yaşananların insan ruhunda bıraktığı derin ve onarılmaz izlerini gösteriyor. Kanlı Noel olayları ve Binbaşı Nihat İlhan’ın eşiyle çocuklarının banyoda katledilişi, kitapta okuduğum bir sahne olmaktan çıkıp vicdanıma dokunan gerçeklere dönüştü. Arda Karani, yaşanan vahşeti ajitasyona kaçmadan, sade ama çok sarsıcı bir dille aktarmış. Cevdet’in akıl ile hayatta kalma arasında sıkışıp kalışı, okurken beni de aynı çaresizliğin içine çekti. Masumlar Mezatı, masumiyetin, insanlığın ve hafızanın nasıl acımasızca örselendiğini anlatan çok güçlü bir roman olarak bende yerini aldı.

Ve masumiyet, burada hayatta kalanların vicdanına bırakıldı...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırıldığını, üzüldüğünü, hayallerini kaybettiğinde gelen yıkımı hissetmemek için sevgiyi, heyecanı, mutluluğu feda eder miydiniz. Bu eseri okurken arkadaşlarıma sordum bir tanesi beni ben yapan duygularım dedi, bir tanesi hayat hem acı hem tatlı olduğu için güzel. Fantastik bir içeriğe sahip olan eser kalbini aldırsan bile yaşayabileceğin bir dünyada bir bilginin keşfettiği bir ameliyat tipi ile başlıyor. Kahramanımız ise herşeye direniyor ve bunun yanlış olduğunu söylüyor. Hayat onu zor bir maceranın içine soksa da bilginin bozduğunu düzeltme gücüne sahip olduğu inancı ile heyecanlı ve düşündüren bir hikayeye girmemizi sağlıyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihte "Kayıp Aydınlama"nın yaşandığı İslam'ın kadim yurdu, yok edilmek istenen Doğu Türkistan toprakları ve müslüman Uygur Türkleri... Modern dönemin tarihine not düşecek resimlerle, haritalarla, tarihi bilgiler ve etkin kahramanların kısa hayat anlatıları ile yazılmış, tamamen şahitliğe dayalı karşılaştırmalı bir seyahatname. Gulca, Kaşgar, Artış, Opal, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turhan şehirlerinde Çinlileştirilerek yok edilmeye çalışılan Müslüman bir gelenek ve kadim bir topluluk. Camisiz, ezansız, Kur'ansız, tesettürsüz, tarihsizleştirilmiş, distopya benzeri bir yok ediş çabası. Terörden arındırma bahanesi ve turizme kazandırma projeleri ile hapishane kamplarına doldurulmuş beyin yıkama seansları. Çinlilerin distopyaya çevirdiği Doğu Türkistan toprakları ve Müslüman Uygur halkı. 21. yüzyılın esaret ve yok ediş arenası. İyi bir okuma önerisi ve tecrübesi. Taha beyin eline, gözüne ve emeğine sağlık.
Yanıtla
21
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Topluma Ayna Tutmak
Yazarın "söyleme bilmesinler" romanını okuduktan sonra bu romanını da okumaya karar verdim. Her zaman kullandığı sade dil ve betimlemeler bu romanda da yerini almış. Ayrıca roman karakterleri hayatın içinden oldukça gerçekçi. Bizden birilerini romanlarda okumak her zaman hoşuma gitmiştir. O yüzden bu romanı da keyifle okudum. Dilinin sade olması nedeniyle kitap oldukça kolay okunuyor, akıp gidiyor adeta. Bunu yazarken kitabın basit olduğunu söylediğim anlaşılmasın. Yazar olay örgüsünü gayet güzel kurmuş ve karakterlerin özellikleri onları daha gerçekçi olarak görmemizi sağlıyor. Yaşlılık, yaşlanma halinin getirdikleri, ebeveynlik, çocukluk, toplumun yaşlı insanlara bakışı gibi pek çok konu romanda işlenmiş. Ayrıca roman karakterlerinin özellikleri toplumsal tepkilere ve davranışlara ayna tutuyor adeta.

Yazarın diğer romanlarını da okumanızı tavsiye ederim. Hatta imkanınız olursa yazar tarafından açılan kelime müzesini de ziyaret ederseniz çok güzel vakit geçireceğinizi garanti edebilirim.
Yanıtla
11
3
Destekliyorum  20
Bildir