Bolzano'da Son Sahne
300 sene öncede geçen ama epey sürprizli bir Issız Adam hikâyesi okumak isteyenler buyursunlar.
Yavaş başlayıp sonra acayip açılan bir kitap Parma Kontesi, ikinci yarısına vuruldum. Hele kitaba adını veren Parma Kontesi Francesca'nın ortaya çıkıp konuştuğu son bölüme kalbimi bıraktım, üf yani.
Macar yazar Sandor Marai, maalesef epeydir baskısı yapılmayan Parma Kontesi'nde bizi 1700'lere götürüyor. Baş kahramanımız Giacomo; soyadını bilmiyoruz ama hafızamızı zorlarsak bir meşhur Giacomo hatırlayabiliriz: Giacomo Casanova. Öykünün başı zaten Casanova'nın günlüklerinden yola çıkarak yazılmış; kendisinin Venedik'te zindandan kaçıp Münih'e gitmesi hikâyesini birebir alıyor yazar. Ama sonrası tamamen kurmaca, hem de ne leziz bir kurmaca.
Gittiği her yerde fırtınalar koparan, kadınları sadece varlığıyla baştan çıkarıp erkekleri kıskançlıktan delirten Giacomo, hayatında bir kez bir kadını sevmeye yaklaşmış ve tabii ki kaçmış o kadından; işte Francesca. O zamanlar 15 yaşında bir kız kendisi, şimdi Parma Kontesi olmuş. 6 sene sonra ikisi tekrar karşılaşıyor, öykümüz işte bunu anlatıyor. Pek acayip bir karşılaşma bu: Kadın erkek kılığında, erkek kadın kılığında. Yüzlerinde maskeler; ellerinde hançerler, kılıçlar.
Giacomo'yu aslında gayet iyi tanıyoruz, belki o çağ için nev-i şahsına münhasırdı ama şimdi bu adamlardan çok var - bence kendisini en iyi Francesca'nın kocası, Parma Kontu tarifliyor: "Bu adam sevgiyi tanımıyor; o sadece sevgiye benzeyen, tutku ve serüven türü şeyleri tanıyor."
Kontun 30 sayfayı aşkın bir monoloğu var, sadece şunu diyeceğim: bu nasıl güzel yazmaktır ya Marai? Oraya kadar temposuz giden kitap orada bir şahlanıyor ki anlatması zor. Onun ardından sözü Francesca alıyor ki onun tiradı da bambaşka güzel. Aşka, sevmenin biçimlerine, arzuya, tatmine, bitmek bilmeyen fethetme tutkumuza, aşka içkin oyunlara, cinsiyetlere biçilmiş rollere, kadın-erkek ilişkisine dair ezberlerimize dair muazzam iç görüler barındıran konuşmalar bunlar. Kitap orada zirveye çıkıyor ve bence tam bitmesi gerektiği yerde, zirvede bitiyor.
Sadece okuyanlar anlayacak ama olsun, bu cümleyle bitirmek istiyorum: "Umarım, seni çok fazla incitmedim?"
Ne kadınsın Francesca ya.