Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Küçük Asya'nın tarihine derli toplu bakış
Küçük Asya’yı içine alan ve günümüzde Anadolu’nun neredeyse yarısının, Fırat ile Dicle sahasının bir bölümünün anlatıldığı bu eserde, şu an üzerinde yaşadığımız toprakları yeniden keşfetme imkanı bulacaksınız. Yeniden keşfetme derken, zira Küçük Asya ilk defa farklı bir bakış açısıyla ve detaylandırılarak anlatılmaktadır. Söz konusu çalışmanın bize vermiş olduğu en önemli bilgilerden birisi de Küçük Asya’da binlerce yıl önce de, farklı toplulukların bir arada huzur içerisinde yaşamış olduklarıdır.

Öte yandan, Küçük Asya’nın sakinleri farklı dilleri konuşsa da ve farklı dinlere de mensup olsalar da birbirleriyle gayet uyum içerisinde oldukları da göze çarpmaktadır. Fakat bu huzur dolu ortam garip biçimde ve hâlâ açıklanamayan nedenlerden ötürü MÖ 16. yüzyılda son bulurken geride soru işaretleri de bırakmakta. Yazar, tamda burada bir sorgulamaya girerken Küçük Asya’nın geçmişteki ev sahiplerini de anlatmaktan geri durmuyor. Bunlardan bazıları ise Asurlular, Hititler, Phrygialılar, Lydialılar ve Persliler.

Çalışmaya ilave edilen kimi görseller, meseleyi daha anlaşılır hale getirmektedir. Okur, en azından bir şekilde geçmişte yaşanılanları bu görsellerle canlandırma imkânı bulmaktadır. Antik Çağ’da, Adana, Tokat, Amasya ve Kayseri gibi şehirlerde kurulmuş olan “şehir devletleri”nden de bahsedilen eserde okur sadece “Küçük Asya”da kalmıyor, Ege’nin karşı sahillerine, Makedonya’ya, Roma’ya, Atina’ya yolculuk yaparken, bir anda kendisini Hazar Denizi kıyılarında da bulabiliyor.

Antik Çağ’a ilgi duyanların, Küçük Asya’nın ilk defa bu kadar derli toplu anlatıldığı bu çalışmayı ellerinin altında tutabileceğine emin olabiliriz. Diğer yandan konuya yabancı okura ise, en azından Antik Çağ’a ilişkin okumalarına başlangıç veya giriş seviyesi olarak, anlatmaya çalıştığımız bu eseri tavsiye ediyoruz.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Faydalı bir kaynak.
Naratoloji yani anlatıbilim üzerine merakı olanlar veya bu konuda çalışmayı düşünenler için başlangıç kitaplarından biri olabilir bu kitap. "Anlatmak" üzerine etimolojik bir giriş sunduktan sonra edebiyatta anlatımın özelliklerine değiniyor. Platon'un görüşleri ve Aristo'nun mimesisi de kitapta öncelikli olarak değinilen noktalardan. Ayrıca edebiyatın dünyanın bir taklidi olmadığını öne süren Smith'in görüşleri de karşı duruşu sergileyip kitaba çok boyutlu bir yapı kazandırıyor. Anlatım ve anlatılan konusunda zamanla farklı akımların etkisiyle de değişen kavramların aralarında nüans açıklanıyor. Bu konuda kafa karışıklığının önüne geçebilecek bir rehber kitap diyebiliriz.

Genel olarak Gerard Genette'in görüşleri baz alınarak yola çıkılmış ve farklı kaynaklardan desteklenip örneklenmiş detaylar bulabilirsiniz. En önemlisi bunun bir çıkış noktası olarak kullanılması ve önemli diğer isimlerin de fikirlerine yer verilmesi oluyor. Bu anlamda görüşler arasında ve kavramlar konusundaki farklılıkları açıkça gösteren bir tablo da mevcut. Dönüp tekrar bakılmak istenirse kitapta bu tarz özet bilgi bölümleri ve tabloları mevcut.

Tarihsel bir bilgi veya kronolojik sıralamayla teori geçmişi verilmemiş. Böyle temel bilgilere ihtiyaç duyanların bir ön okuma yapması gerekebilir. Ancak anlatıbilim olarak ismi kazandıran Toodorov'un ne ve nasıl konularına yaptığı katkıları da elbette burada bulmak mümkün. Otto Ludwig, Seymour Chatman, Queneau gibi alana önemli katkılar sağlayan pek çok isme rastlayacaksınız. Sıçramalı bir sistemi olduğu için isim ve görüşlerin hangi dönemi yansıttığını, Rus biçimciliğinin neden önemli bir değişikliğe sebep olduğunu yalnızca bu kitaba bakarak anlamak pek mümkün değil. Bu kitap ufkunuzu genişletip temel kavramları sunabilir ancak. Yine de bilhassa son bölümde bulunan alan dışı bakış kitabın çerçevesini epey genişletiyor.

Anlatıcı türleri, olayların anlatımı, anlatılan zaman ile anlatım zamanının arasındaki ayrım gibi pek çok teknik bilgilerle başlayıp sonuna doğru işin felsefesine eğriliyor ve daha sonra okuru ileri okuma yapabilmek adına çeşitli kaynaklarla uğurluyor. Kitabın sonunda yer alan sözlük de oldukça işlevsel. Bilhassa bu alanda çalışma yapmayı düşünenler için önemli bir kaynak.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hadula
Herkül Millas'ın önsözü. Okunabilir, spoiler yoktur. Değindiği meseleleri az az ele alayım. Birincisi, Yunan edebiyatının eserlerinin pek az çevrilmesi. Aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu söylüyor Millas, Halit Ziya Uşaklıgil örneği üzerinden giderek bu büyük yazarın Yunancaya çevrilmesinin gecikme nedenlerini düşünüyor. Değersiz bulunduğu için mi? Uşaklıgil'in öyküleri müthiştir, üstelik zamansız bir müthişliktir bu. Papadiamantis de müthiş, Millas'ın kıyasına göre. Sait Faik'in Yunanca çevirilerinin de piyasada bulunmadığı söyleniyor, aynı durumdan. İdeolojik meselelerden bahsediliyor, uzun hikâye. Yazar anlatılıyor sonra, numunelik bir adam. Atina Üniversitesi'nin felsefe bölümünde okumak için doğup büyüdüğü adadan ayrılıyor ve okulunu bitirmeden geri dönüyor. Fransızca öğreniyor, resim yapıyor, ders vererek geçiniyor. Öyküleri pek beğeniliyor, romanları da. Sakalı karmakarışık, düzensiz giysili, çamurlu ayakkabılı, defolu görünüşlü bir adam kısaca. 1906'da Atina'daki yazar kahvelerinde görünüyor, Kazancakis'in de takıldığı mekanlarda. Yaşamını sürdürmek için sürekli yazıyor, çeviriyor ve hastalanıp adasına dönüyor, 1911'de de ölüyor. Millas'ın çizdiği portre böyle. Edebi kişiliği hakkında ilginç bilgiler var; Yunan kimliğini ve dünyasını en gerçekçi ve çarpıcı biçimde yansıttığını düşünenlerle sıradan ve ahlaki öyküler yazdığını düşünenler karşı cephelerde. Muhafazakarlar ve Ortodoks Hıristiyanlar pek severmiş kendisini, halkın inançlarını ve değerlerini sıklıkla dile getirdiği için. Dil meselesi de ilginç; ağdalı bir dil olan Katharevusa ile halk dili Dimotiki'nin mücadelesi varmış, ideolojik bir savaş. Kathaverusa'yı kullanmış Papadiamantis, yenik grupta yer almış.

Yazarın Dostoyevski'ye benzetilmesini anlamlı buluyor Millas. Karakterlerin dönüşümleri, zıt kutuplar arasındaki gidiş gelişler Papadiamantis'in de esas meselesi. Hadula'ya baktığımız zaman tam Dostoyevskilik bir karakter olduğunu söyleyebiliriz. Halktan biri, şifalı otlarıyla geçinmeye çalışan, çocuklarına ve torunlarına bakmaya çalışan bir kadın. Bir noktada deliliğin kucağına düşene kadar şefkatini kimseden esirgemiyor, kırılışının ardından da sinsiliğini ve kurnazlığını seriyor ortaya. Papadiamantis ara ara karakterlerin geçmişlerini de kurcalıyor, Hadula'nın yardım ettiği insanları ve kendi çocuklarını Hadula'nın hafızası üzerinden metnin güncel zamanın dışına sıkıştırıveriyor ve anlatıyı derinleştiriyor, karakterleri de. Başta bilindik bir açılış var, Hadula'nın kişiliği hakkında biraz malumat. "Küçük bir çocukken ailesine hizmet ediyordu, evlendiğinde de kocasına kul köle olmuştu. Belki kendi mizacından, belki de kocasının yetersizliğinden, onun bakıcısı olma noktasına gelmişti. Çocukları olduğunda, onlar için saçını süpürge etmiş, çocukları da çoluk çocuğa karışınca, kendini tamamen torunlarını büyütmeye adamıştı." (s. 20) Anlatının geçtiği dönem bağımsızlık mücadelesinin çok uzak olmadığı bir dönem, yoksulluğun evin duvarlarında kök saldığı zamanlar. Arnavutlar ve Makedonlar ülkeye geliyorlar, Yunanlar bu iki ülkeye gidiyor, insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için hareket halindeler. Hadula ve ailesiyse yaşadıkları adada -Papadiamantis'in de yaşadığı ada, Skiathos- hayatta kalmaya çalışan yoksullardan. Kocasının biraz kolay kandırılabilir ve para tutamayan yapısı yüzünden Hadula kocasının maaşına allem ve dahi kallem edip el koyuyor, kara mizah devrede. Evliliklerinden öncesi ve sonrası da oldukça sıkıntılı; ailelerle alakalı problemlerde Hadula'nın hırsızlığı ve ailesini zor duruma düşürmesi gibi meseleler var. Tam bir objektiflik hakim, kadın ne bir azize, ne de bir günahkar. İyilik ve kötülük yan yana yürüyor.

Dönemin şarkılarından parçalar, insanlarından diyaloglar, denizlerinden balıklar ve patikalarında kaçışlar var bu metinde, zamanının iyi bir kaydını tutmuş Papadiamantis ve insanın doğasını bir güzel çeşitlemiş. Pek hoş, okunmasını tavsiye ediyorum. Kundera da övmüş Papadiamantis'i, bu da önemli bir şey.
Yanıtla
1
5
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçimdeki Kalabalık
Güller'in öykülerinde iki mevzu var ki hemen her öyküde karşımıza çıkıyor bunlar; biri insanlar. Çok insan. Çok fazla insan. Her yerden fırlıyorlar. Kitaba adını veren öyküde pik yapan bir kalabalık var, Yer Açın! Yer Açın!'daki kadar rahatsız edici bir öykü dünyası yaratıyor bu insanlar. İkincisi de şeyler. Şeylerin arasında boğulan insanlarla alakalı bir öykü var yine, müthiş bir öykü. Oraya geleceğim ama bir iki şey daha: Güller sözcüklerini ince eleyip seçtiği için anlatının şişmemesini sağlıyor, bu açıdan imrenilecek bir dil "hesabı" diyeceğim, dil hesabı var. Karakterlerin psikolojik dünyaları çoğalmaya, öykünün dünyasını doldurmaya pek meyilli ama böylesi ince bir kurmacada olmaları gerektiği gibiler. Nevrotik karakterlerin bile bir desturu var. Şimdi düşününce aslında, Gel Pisi Pisi adlı öyküde bu durum biraz daha esnetilebilirmiş gibi duruyor. Anlatıcı bir kadın, evi temizlerken giderek kayışı koparıyor ve topyekun bir temizliğe girişiyor. Büfedeki bardaklardan -kayınvalidesinin hediyesi- yerdeki döşemelerin altlarına kadar hemen her şey elden geçiyor, parçalanıyor, kırılıyor, kapıya gelen kapıcıya ve komşulara tersonun kralı yapılıyor ki çok trajikomik; bir yandan gülüp bir yandan üzüldüm. İki meselenin tekrarı da bir arada tutuyor olayları; biri her bir anımsayışta adı değişen kedi, diğeri de temizlenen eşyaların sayımı sırasında araya sıkıştırılmış hayal kırıklığı, üzüntü, huzursuzluk, pek çok şey. Öykünün sonu da olasılıklar arasından seçilen uygun bir son ama şöyle ki adım adım yükselen, yakalayan şahane bir öykü için çok daha iyisi olabilirmiş gibi geliyor. Her neyse, başka bir şey diyecektim, diğer öykülerdeki "sesin" bir benzeri var burada, belki de en nevrotik karakter bu öyküde ama anlatım çeşitlenmemiş, biraz daha, nasıl diyeyim, dilde de krizin izi görülebilirmiş. Başkaca da bir eleştirim yoktur, insanın toplumla ve eşyayla olan sıkıntısını görebileceğimiz şahane öyküler var kitapta.

Dağların Soluğu ödüllü bir öykü, sevdiği adamı canı pahasına arayan bir kadının anlatıcılığında bir umudun ve acının izi sürülüyor. Zorlukla bulunan köhne bir uçak, uçaksavar ateşinden kaçınmak için daireler çizerek inişe geçer geçmez zorluklarla dolu bir arayışın orta yerine düştüğümüzü hissediyoruz. Öykünün güncel zamanıyla geçmiş zamanı arasında kurulacak bağlantılardan aranan ve arayan hakkında bir şeyler öğreneceğiz. Arayanın/anlatıcının öykü yazarken kendi kurgusal dünyasında kaybolmasını arayışına paralel hale getirip içinde bulunduğu koşulları kurmacaya çevirme yoluyla güç bulduğunu görüyoruz. Aranan kişi öykülerdeki arayışa evrilecek ve kadın durmayacak, bulana kadar. Dağlarda tehlikenin orta yerini karış karış gezerken aradığıyla ilgili hatıraları gelecek aklına; ani bir gidiş, mücadele, uğruna ölünecek onurlu bir dava. Nihayetinde adamı ölü bulacak, öyküsü de tamamlanmış olacak ve... "Dışarı verdiğim nefeste yeni bir hayata başlayacak olmanın tazeliği vardı." (s. 18) Çok mu hızlı bir geçiş, karar veremedim. Onca anının, zorluğun ortasında kurtuluşu duyumsayabilmek garipsetiyor biraz, bunun dışında her şey iyi.

İçimdeki Kalabalık. Konuşmak zorunda kalmanın faşizmin bir etkisi olduğuna dair bir söz vardı, artık öykü de var. Diş ağrısı yüzünden dişçiye giden anlatıcının sokağa çıkıp insanlarla münasebet kurmak zorunda kalmasının biraz komik, çokça rahatsız edici hikâyesi var burada. Sorulara verilen cevaplardan sonra sorulan daha çok soru, lüzumsuz bilgileri toplayan insanların sordukları kişisel sorular, meraklı insanların soruları, kendi hikâyelerini anlatmaya çalışan insanların durmadan konuşmaları, herkesin konuşması, herkesin anlatacak bir şeylerinin olması. Distopik bir gelecek gibi; sözel distopya. Yine bir deliriş bekliyor okur ama bu kez kabullenme var, anlatıcı kafayı yemiyor, uyum sağlıyor en sonunda. Bu kez de ağzındaki uyuşukluk yüzünden yarım yamalak konuştuğu için garipseniyor ve insanlar muhatap olmuyor. Tertemiz bir deliriş.

Diğer öyküler de iyi. Eşten bıkmak, işten bıkmak, mahalleden, sokaktan, evden, geçmişten, hayattan bıkmak, yorgunluk, yenilgi, günümüzün insanına dair pek çok şey var öykülerde. Her biri ince elenmiş, sağlam öyküler. Denk gelinebilir. Gelinmelidir, Güller'in öyküleri iyidir ve Güller iyi bir öykücüdür. Tanıştığıma memnun oldum, nesine denk gelirsem alırım bundan sonra.
Yanıtla
0
4
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ben, Kirke
Yunan Mitolojisi karakterlerinden Kirke’nin “Ben Kirke” adıyla Madeline Miller’ın kaleminden, herkesin (yani Yunan Mitolojisi seven ve okuyanların) bildiği dehşet ve korkunç yanının ötesinde “hassas ve haklı” yanlarıyla tanıştırıldığı bir roman diyebiliriz. 2018’in en iyi fantastik romanı seçilmesinde en önemli payı, titanlar, entrikalar, ölümlüler, nymphalar, tanrılar, canavarlar, büyüler, güç savaşları ve üstün güç özelliklerine sahip varlıkların bütüncül kurgusu alıyordur sanırım. Aslında roman seviye olarak basit bir düzeyde yer alacakken, içerik olarak Yunan Mitolojisine bağlı olması nedeniyle kahramanların entelektüel seviyede çıtasını yükseltmiş diyebilirim. Madeline Miller’ın, birçok Yunan Mitoloji karakterini hikâyenin çevresinde dolaştırması, tanıtması ve bağlantılar kurması, parça parça mitolojik hikâyeler okumaktansa, bir kurgu içinde hepsini tanıma fırsatı vermesi açısından iyi bir başlangıç gibi durmaktadır. Elbette böyle yan hikâyeler ve farklı karakterlerle zenginleştirilmiş bir kurgu, daha önce hiç mitoloji okumayanlar için zorlayıcı da olabilir. Bunun için de Azra Erhat’ın mitoloji sözlüğünden alıntılarla, kitap arkasına karakterlerin açıklamaları verilmiş. Bu sayede biraz daha rahat okunabilir diye düşünüyorum.

Kitabın ana kurgusu, Güneş Tanrısı Helios’un kızı olan ölümsüz Kirke’nin, çirkin sesli ve hiçbir yeteneği olmaması sebebiyle ailede dışlanması, hor görülmesi, ötekileştirilmesine bağlanmaktadır. Hikâye, istenmeyen evladın kendini değersiz hissedişi ve bir ölümlüyle sevgiyi buluşu üzerine inşaa edilmektedir. Ölümsüz olan Kirke’nin bir ölümlüyle evlenebilmesi mümkün değildir. Düğümün çözülme kısmı ise Kirke’nin ölümsüzlük verecek çiçeklerden büyü hazırlaması ve bir ölümlüyü deniz tanrısı haline getirmesidir. Kirke süreç içinde bunun çiçeklerden değil, kendi arzu ve isteklerinden oluşan bir büyü olduğunu algılayacak, içindeki güç (cadılık) ile tanışacak, kendini gerçekleştirecektir. Bu arada kıskançlıktan hatalar yapacak, sürgüne gönderilecek, her seferinde ötekileştirilmeye ve yalnızlaştırılmaya mahkûm olacaktır. Kirke vicdanında başkalarına verdiği zarardan dolayı rahatsızlık duyan, kardeşlerinin hırslı, güçlü, özgüvenli karakterlerinin aksine dürüst, ahlaklı, saygılı ve kırılgan bir yapıya sahip olduğundan sürekli ezilen, hor görülen biri olacaktır. Bu yapısı, içindeki cadıyla barıştığında, onu güçlü bir kadına dönüştürecektir. Öyle bir güç ki, tanrıların doğuştan ellerinde bulunan yetenek ve güçleri Kirke’nin yapabilecekleri karşısında basitleşecektir. Çünkü o tabiatta var olan her türlü bitkiden sınırsız şekilde faydalanarak, bambaşka güçler elde edebilecektir.

Kitap boyunca Tanrıların insanlarla karşılaştırılmasına sıkça yer verilmektedir. Yunan Mitolojisinin belki de en önemli özelliği, “yapılan büyük hatalar, hırs ve intikamla kullanılan güçler, merhametten uzak cezalar, kıskançlıklar, hasetler, kandırmalar ve aldatmalar” gibi olumsuz duyguların Tanrılarda bulunmasıdır. Böylece Tanrı algısı yıkılarak, insanların acziyetlerinin masumlaştığı bir yapı ortaya çıkmaktadır. Kirke, aslında ölümlülerde bu masumiyeti sevmektedir.

Kirke’nin ölümlüler hakkında yaptığı şu karşılaştırma oldukça açıklayıcı bir değerlendirmedir: “Ölümlüler şöhreti çok çalışarak ve kendilerini adayarak ele geçiriyorlar, yeteneklerine bahçeye bakarmış gibi bakıp, güneşin altında ışıldamasını sağlayarak. Ama Tanrılar irinden ve nektardan kusursuzlukları parmak uçlarından fışkırarak doğuyordu. Onlar da neleri mahvedebileceklerini ispatlayarak elde ediyordu şöhretlerini. Şehirleri yakıp yıkarak savaşlar çıkararak, salgınlar ve canavarlar yaratarak. Sunaklarımızdan öyle narince yükselen buhurlar ve güzel kokular. Geride yalnızca kül bırakıyor.”

Bu romanla Yunan Mitolojisinin insanı nasıl bir tanrı tanımazlığa ve hümanizmaya doğru taşıdığını düşündüm. İnsanın içindeki gücü araması, bulması ve bunun sınırlarını kendi değerleriyle çerçevelemesi, bireycilik güzellemesinden başka bir şey değildi …
Yanıtla
52
32
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pazartesi Cumartesiden Başlar
Adamlardan bahsedeyim biraz. İkisi de bilim adamı; Boris 1933 doğumlu. Astronom, bilgisayar mühendisi. Arkadi 1925 doğumlu, İngilizce ve Japonca eğitimi alıp öğretmenlik yapıyor. 1950'lerden itibaren yazmaya başlıyorlar, 60'larda işlerini bırakıp bütün zamanlarını yazmaya ayırıyorlar. Tarkovski, adamların bir eserinden Stalker'ı yaratıyor derken kopup gidiyorlar.

Bulgakov'la aynı çizgideler, aralarında bir kuşaklık fark var ve bayrağı devralmış gibiler. Bulgakov Sovyet sanat ortamını yerin dibine sokarken toplumsal değerlerin yozlaşmasını adım adım takip ediyordu, biraderler aynı şeyi Sovyet bilim dünyası için yapıyor. Kader Yumurtaları'nın çok daha geniş bir kadroyla yazılmış parodisi gibi bu kitap. Adamların ucundan kıyısından dokundurmadıkları şey yok gibi; Wells'ten Sovyet bürokrasisine, o güne kadar iz bırakmış doğru veya yanlış ne varsa derleyip toparlanmış, bazılarına çuvaldızla girişilmiş, bazıları tiye alınmış, sonuçta keyifli bir BK çıkmış ortaya. Tam olarak BK demek doğru da değil sanki, fantazyayla karışık bir BK parodisi.

Önsözler konusunda Oğuz Atay'a uyuyorum, ben atladım ama neyle karşılaşacağını bilmeyen okur, işin heyecanını kaybetmek uğruna bilgi sahibi olup okumaya başlar başlamaz tokat yemekten kurtulabilir. Ben biraz anlatayım Adam Roberts'ın söylediklerini. Evet... Gerçi pek anlatacak bir şey de yok; olayı kısaca özetliyor ve YOKHİÇ (Yüksek Okültasyon Kurulu Hususî İcat Çalışmaları) adlı kurumu Hogwarts'la kıyaslıyor. Demeden edemem; bu da moda oldu, Rowling'in dünyasıyla kıyaslanmamak çok kötü bir şey herhalde. Neyse, bu büyü hadiselerinin kurgulanması meselesi gerçekten önemli. The Kingkiller Chronicle, Belgariad gibi süper sagalar kendi sistemlerini içeren dehşet iyi büyücülük anlayışına sahiptir. Eh, Potter ve arkadaşlarının sopa sallayıp büyü yapmalarını da yiyelim ama bu eserden aynı şeyi beklemeyelim, zira adamların böyle bir kaygısı yok zaten. Roberts kıyaslamış ama böyle bir şeye lüzum yok. Bunun yanında insanların fantazyalarda büyüden çok büyü sistemlerini sevdiğini söylüyor, doğruluk payı var diyorum. Belli sistemlere oturtulmuş dünyaların gerçeklik sanrısını daha başarılı yaratabilmelerinden kaynaklanıyor olabilir bu. Sonuçta uçan bir salyangozun, "İtfaiye itfaiye şiş bomba, Maske Maske çok yaşa!" diye bağırıp büyü yapmasını istemem. Bunu bir sisteme oturtma çabası başarılı olabilmişse, işte o zaman isterim.

PKD demiş adam, PKD'nin bilinçli kaos diyebileceğim karmaşası yok ama tekinsizlik... Bir parça diyebilirim. Bir de Pratchett demiş, evet, Pratchett'in dünyaları biraderlerin yarattığı dünyayla karşılaştırılabilir. Aslında diyalogların kurulumundan iğnelemelere kadar pek çok benzerlik var.

Metne geçelim. Yukarıda bahsedilen bir kuruluş var, olayını Roberts çok güzel anlatmış: "Hikâyedeki sihirli unsurlar ne kadar renkli ve yaratıcı olursa olsun bu romanı en canlı kılan özelliği, bu tarz örgütlerin işleyişine tuttuğu aynadır. Aslına bakarsanız 'işleyiş' tam olarak doğru bir kelime olmadı zira bu fevkalade ve rengârenk Enstitü son derece inanılır bir biçimde işlevsiz. Araştırmaya çalıştıkları evren sonsuz; böylesine bir şeyi araştırmak da sonsuz zaman gerektirir. Bu durumda çalışıp çalışmamaları hiçbir şey değiştirmez ama eğer çalışırlarsa bunun kozmosta düzensizlik gibi bir yan etkisi olabilir. Bu nedenle üretken bir iş yapmamaktadırlar. Günümüzde de çoğu üniversite buna benzer, muhtemelen resmiyete dökülmemiş bir mantıkla işliyor." (s. 8)

Roman üç bölümden oluşuyor, ilki Divanın Çevresindeki Patırtı. Karelia civarında arkadaşlarıyla buluşmak için arabasıyla yolculuk eden Saşa, yolda iki garip tipi arabasına alır ve kalacak yer problemi de böylece çözülür; herifler Saşa'ya kalacak yer ayarlar. Über teknolojik bir divanın, garip bir kadının ve daha garip olayların mekanı, enstitü. Patırtının Daniskası adlı ikinci bölümde Saşa'yı bilgisayar mühendisliği pozisyonundaki iş teklifini kabul etmiş olarak laboratuvarda görürüz.

"Mutluluk bilinmezin ara vermeksizin kavranması sürecidir, hayatın anlamı da budur." (s. 149). Saygı duyulası kitaptan saygı duyulası cümleler. Devam eden iki sayfada bu süreç ve enstitü muhteşem bir şekilde özetlenmiş, okuyacaklar ve okuyanlar bu sayfaları tekrar tekrar okusun isterim.

Çeşit Çeşit Patırtı adlı bölümde Janusların problemi çözülüyor, çok orijinal bir mevzu var burada. Notlar adlı son bölümde bilgisayar laboratuvarı yöneticisi Privalov'un metinle ilgili düşünceleri var.

Boris Strugatski'nin sonsözü oldukça güzel. Bu kitabı 50'lerin sonlarında düşünmeye başlamışlar ve ilk bölümü yazmak üç yıl sürmüş, sonrasında kaptırıp gitmişler. Kitabın adının hikâyesi de güzel; o yıllarda herkes deli gibi Hemingway okurmuş. Hemingway'in son kitabının adı Cumarrtesi Pazartesi'den Başlar'mış, adamlar bunu ters çevirmişler. En önemlisi, Boris onca mit, buluş ve kafayı kırmış adamla ne yapmaya çalıştıklarını anlatıyor. Özgürlüğün dolaylı bir güzellemesi, kabaca bu. "Sözle anlatılmaz bir ÖZGÜRLÜĞÜN hüküm sürdüğü bir dünya - bizim gerçek hayatlarımızda yetmeyen ÖZGÜRLÜĞÜN. Bizzat masalların içinden çıkmadığını er ya da geç anlamaya başladığımız özgürlük. Kazanmak için Taşyerovlarla, Hopgeldiolarla hem de sertçe mücadele etmemiz gereken özgürlük - çünkü kavga alanında kolayca kabul etmeyecekler yenilgiyi." (s. 286)

Kült bir kitap, şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
5
5
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İklim Değişikliği
Kitap hakkında birkaç söz söylemezden önce, içinde yaşadığımız Dünya’nın küresel ve iklimsel anlamda birçok sıkıntı yaşadığını herhalde bilmeyen yoktur. Hemen her gün sosyal medya yahut ulusal medya kanallarında, ama çok ama az, “kuraklık”, “sel”, “obruk” yahut “aşırı sıcaklar”dan söz edildiğine şahit olmuşuzdur. Bu kitabın, bu tip kavramların içini doldurması ve kolektif bir bilinç kazandırması noktasında önemli bir yere sahip olabileceğini düşünüyorum. Evet birçoğumuz konu hakkında birçok, doğru ya da yanlış, fikre sahip fakat bu kitapta işin aslını, geçmişi ve geleceği ile görmek mümkün.

Genel olarak kitaba geçecek olursak; giriş ve dizin dahil olmak üzere toplamda 10 bölüm bulunmaktadır. Kitap konu bütünlüğünü görece düşük bir sayfa sayısı ile son derece güzel bir şekilde özetlemek ile kalmamış aynı zamanda atıfta bulunduğu kaynaklar ve tavsiyeler ile güncel bilgilere ulaşmanızı sağlayacak şekilde hazırlanmıştır. İklim tarihi, değişimler, felaketler, salgınların iklim ile ilişkisi, siyasi buhranların iklim ile alakası (bkz. Suriye İç Savaşı) bunların sonuçları, küresel ısınma, kamuoyu tartışmaları ve olası çözüm tahminleri sıralı bir şekilde sunulmuştur.

Kitabı okuduktan sonra bu kitabı hemen herkesin okuması gerektiğini düşündüğümü ifade etmeliyim. Özellikle Akdeniz çevresinde yaşayan ülkelerin kısa süre içerisinde küresel ısınmanın yahut iklim değişimlerinin yıkıcı etkisine maruz kalacağını (çoktan başladı bile!) düşünürsek gündelik saçmalıkları bir kenara bırakarak önlem almaya başlamamız gerektiği apaçıktır. Ayrıca son derece trajikomik bir durum olarak; Sanayi Devrimi ve insan kaynaklı zararlı gazların salınımını başlatan gelişmiş ülkeler bu değişime önayak olurken, bu değişimin en yıkıcı olarak yaşanacağı (ve yaşandığı) yerlerin gelişmemiş yahut gelişmekte olan ülkeler ve orada yaşayan insanlar olması/olacak olması son derece büyük bir haksızlıktır. Hatta ve hatta Kuzey ülkeleri (Kanada vb.) bu durumdan bir miktar kâr bile sağlayabilecekken (elbette uzun vadede böyle bir şey söz konusu olamaz!), Rahmstorf ve Schellnhuber’a göre gelişmemiş coğrafyalarda yaşayan insanlar bu yıkıcı değişimin sonuçlarını hayatlarıyla ödeyecektir. Ayrıca küresel ısınmayı terazinin bir tarafı olarak düşünecek olursak, bu terazinin diğer kısmında da ekonomi ya da kazanç olduğunu unutmamamız gerek.

Son olarak; kitabın son derece güncel olduğunu (ilk baskısı 2006, ikinci baskı 2018) hatırlatmam gerek. Bu güncel sorunları ve gelişmeleri takip edebilmek adına son derece önemlidir. Kitabın içeriği ve kapsamı dolayısıyla (doğal olarak) bir miktar teknik terim barındırıyor eğer aşina değilseniz terimleri notlayarak okumanızı tavsiye ederim. Çevirisini ben beğendim. Runik Kitap’a yayıncılık faaliyeti için çok teşekkür ederiz, gerçekten harika ve güncel işler yapıyorlar.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Masal, gerçeğin yol arkadaşıdır.
Amacımızı ve mesajımızı, genellikle yeteneğimize göre; şiir, öykü, destan, karikatür, resim, roman, deneme, özdeyiş, masal veya bir mektup şeklinde anlatmaya çalışırız. Ve bir arayış içerisindeysek eğer; hangileri beklentilerimizle barışık ise onları çözümlemeye yöneliriz.

Mitolojiden felsefeye, felsefeden bilime, bilimden uygulamaya doğru yol alan bir yöntem geliştirmiştir insanoğlu.

Masal anlatımları da hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekmiş bir edebi anlatım türüdür.

Masal ile kurgulanan imgesel, imalı ve dolaylı anlatım; diğer ifade sanatlarının kalıplarına uymadığından, edebiyatta başlı başına farklı bir alan olarak gelişmiştir.

Masal dünyası deyince ilk önce hatırımıza Beydeba, Ezop, La Fontaine gelir.

Bu eser yaşamın içerisinde bizlere ibretlik ders ve öğütler verebilecek anlatımlar içermektedir. Hayvanların dili ve davranışlarıyla eğitici anlatımlar kurgulamak; insanların dikkatini çekmiş, hatırında tutmuş ve gerekli derslerin yaygınlaşmasına da öncülük etmiştir.

Haziran 2020 tarihinde, Ayşe Çevik tarafından Türkçe çevirisi yapılan kitap 199 sayfa olup, Joseph Jacops tarafından derlenmiştir. Eserde farklı temaları işleyen 27 Hint masalı bulunmaktadır.

Masal dünyasına giriş için, akıcı bir kitap olarak okunabilir. Ayrıca kitabın tamamını; kitapyurdu sesli kitap uygulamasından da dinleyebilirsiniz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Acayip Bir Roman: Otomatik Portakal
Yaşamı, iyiyi ve kötüyü, suç ve cezayı, şiddeti ve tedavisini, özgür iradeyi, toplumda eriyip yiten bireyi ele alan sarsıcı bir roman. Bu romanın; sisteme eleştiri, beyin yıkama, bireyin değişimi ve dönüşümü gibi konularda zamansız olduğunu söylemekte fayda var. Film izler gibi okunuyor. Yazarın besteci kimliği, romanın temposunda da kendini başarıyla ifade ediyor. Dokuzuncu Senfoni bu kitaptan sonra insanın kulağına bambaşka geliyor.

Edebiyatta argonun yeri bakımından Otomatik Portakal iyi bir örnek, bu çevirisini çok doyurucu buldum. Dil olarak okuması kolay, hatta argosu yer yer eğlenceli fakat pek nahoş içeriği kesinlikle gül bahçesi vadetmiyor. Okurken sinirleri bir miktar yıpratıyor ne yazık ki. (Sinir bozuculuk seviyesi bana göre; Asılacak Kadın, Sineklerin Tanrısı, Lolita gibi romanlardan biraz fazla.)

Hikayenin anlatıcısı olan anti-kahramanımız Alex; şiddeti normalleştirmiş, bundan zevk alan biri. Bize anlattığı dünya ise tam anlamıyla bir etme bulma dünyası aslında.

Yıllardır pek çok tartışmaya konu olan bu eser; felsefeye ve insana dair merakı olanlar için dolaylı bir hazine. Pavlov’un köpeği; Otomatik Portakal’da Dr. Brodsky’nin insanı olarak karşımıza çıkıyor.

Bu insanlar neden böyle? İnsanı topluma kazandırmak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl yapılır? Şiddete meyili ortadan kaldırmak bir çözüm müdür?

Tüm bunlara yanıt niteliğinde bir şey aktarıyor bize Alex 38. sayfada:

“Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir.”
Yanıtla
48
12
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yaşamın içinden bir roman…
“Kramer Kramer’a Karşı” ile ilk karşılaşmam üniversite birinci sınıfta, okul çıkışı kaldığım yurda dönmeden hadi bir değişiklik yap ve bir film izle iç konuşması sonucu sinemaya gitme kararımla oldu. Sonuç mu: konusu ve işlenişiyle filmden etkilenmiş bir biçimde salondan çıkışım oldu. O günden bugüne unutamadığım bir film ve oyuncu kadrosuydu artık “Kramer Kramer’a Karşı”. Sonraları aynı adı taşıyan romandan senaryolaştırıldığını öğrenecektim.

Genelde kitapla film arasında doğal olan değişkenlikler noktasında, romanı okuduktan sonra aman aman değişkenlikler olmadığını gözlemledim. Romanın sürükleyiciliği (ki dilimize çevrilişindeki iyi çalışma) sizin kitaba rahatça giriş yapmanızı ve sonuçlandırmanızı sağlıyor. Konu sizi bırakmıyor özetle.
Konusu 70’li yılların amerikasında geçiyor. Ancak dünyamızda yaşanan değişimler, küreselleşme artık insanların benzer şeyleri yaşamasını ortak hale getirdi, getiriyor. Çevremizde veya iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla toplumumuzda benzer konuların olağan hale geldiğini görüyoruz. Elbette aile kurumunun önemi yadsınamaz. Fakat göstergeler, sorunun iç acıtıcı sonuçlarını her gün gözümüze gözümüze sokarcasına ortaya koyuyor.

Romanda karakterler üzerinden aile içi rollerin değişimini, aile bireylerinin farkındalık sorunlarını, boşanmanın getirdiği travma ve en çok etkilenenlerin ebeveynlerin yanı sıra eğer varsa çocuk veya çocukların psikolojisini gözlemleyebiliyorsunuz. Nihayetinde geri dönülmez kararlar, yaşanan acılar, özlemler, mücadeleler ve hukuksal sonuçlar. Eğer aile olma niyetiniz varsa bu roman size birçok konuda eğitici ve öğretici olacaktır. Benim söyleyeceklerim ilk elde bu kadar. Kalan kısmını romanı okuduğunuzda tamamlayacaksınız.

İyi okumalar.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  6
Bildir