Toplam yorum: 3.097.972
Bu ayki yorum: 2.502

E-Dergi

Elif Konar Özkan Tarafından Yapılan Yorumlar

02.01.2006

... Müslüman Türk olmanın verdiği mesuliyetle ömrü boyunca bir cihat şuuru icinde fasılasız otuzu aşkın eser veren, hizmeti dağlar misali olan Ayverdi "hancı" ile bizi yolun başındaki Samiha Ayverdi'ye götürmekte sanki: "elime verilen kalemle elimden geleni yaptım, ama işte ben gene buyum, gene aşkı ve şevki taptaze olanım" demektedir. Yazdığı her kelime için payansız minnet ve şükran... diye not düşmüş İlhan Ayverdi Takdim'inde "Hancı" adlı kitaba...
Hancı, Ayverdi'nin "muhtelif zamanlarda kaleme aldığı mensur şiirlerinden meydana gelmiştir. Her biri Ayverdi'nin zengin iç dünyâsını yansıtan ve derin bir tasavvufî neşveyle yüklü bu şiirler, türünün en güzel örneklerindendir."
Okunası...
18.11.2005

1901 yılında İstanbul’da doğan Halide Nusret, meşrutiyet döneminde Kerkük’te mutasarrıflık yapmış olan ve hürriyet mücadeleleriyle tanınan Avnullah Kâzimî’nin kızıdır. Halide Nusret, ilk tahsilini ailesinden alır. Kerkük’te özel hocalardan bir yandan Türkçe’sini diğer yandan Arap ve İran dillerindeki bilgisini kuvvetlendirmiştir. Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda İstanbul’a dönerler ve Halide Nusret Erenköy Kız Lisesi’ne devam eder. Mütareke yılları başlayınca çalışmak zorunda kalan şaire Darü’lmuallimat’ta imtihana girerek öğretmen olma hakkını kazanır. Bu arada İstanbul Darülfününu’na –Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü- devam eder. Özel olarak İngilizce öğrenir.1926 yılında süvari yarbayı Aziz Vecihi Zorlutuna ile evlenir.1930 yılında Ergün adlı oğulları ve 1938 yılında da kızları Emine Işınsu kızları dünyaya gelir. Tanrı’nın kendisini öğretmen olsun diye yarattığına inanan Halide Nusret,1957 yılında kendi isteği ile emekli oluncaya kadar çeşitli illerde öğretmenliğe devam etmiştir. Son yıllarında yüksek tansiyon ve romatizmadan rahatsız olan Zorlutuna,1984 yılında vefat etmiştir.
Zorlutuna’nın yazarlık hayatına girişi Erenköy Kız Lisesi’nde orta tahsilini yaparken babasını kaybetmesi üzerine yazdığı “Ağlayan Kahkahalar” adlı yazısıyla olmuştur. Bu yazısı 1917 yılında Talebe Defteri adlı derginin açtığı yarışmada birinci olmuş ve neşredilmiştir. On dokuz yaşında iken ilk romanı olan Küller’i kaleme almıştır. Ayrıca Türk Kadını, Kadınlar Dünyası, Aydabir, Salon Mecmuası, Çınaraltı, Çağrı, Hilâl, Defne, Hisar, Milli Mecmua dergilerinde ve Vakit, Zafer, Kudret, Haber, Yeni İstanbul, Sabah, Hürriyet gazetelerinde yazıları yayınlanır.
Halide Nusret, genç yaşlarından itibaren sosyal kuruluşlarda ve hayır cemiyetlerinde çalışır. Türk Kadınlar Birliği, Türk Ocakları, Halk Evleri, Muallimler Birliği, Yardım Sevenler Derneği, Çocuk Haklarını Müdafaa Cemiyeti ve Çocuk Esirgeme Kurumu (Himaye-i Etfal Cemiyeti) yönetim kurullarında uzun yıllar hizmet verdi.1975 yılı Birleşmiş Milletler tarafından “kadın yılı” olarak ilan edildiğinde “Kadının Sosyal Hayatını İnceleme ve Araştırma Derneği” tarafından düzenlenen sergi ve toplantıda Halide Nusret’e “ümmül muharrirat” (kadın yazarların annesi) unvanı verilmiştir.1983 yılında ise Basın Yayın Genel Müdürlüğü ile Türk Basın Birliği tarafından “Basın Mesleği’nde 50 Yıl Şerefli Hizmet” belgesiyle plaket verilmiştir.
Zorlutuna, şiirlerinde hece ölçüsünü; romanlarında da konuşulan Türkçe’yi kullanmıştır. İnce ruhlu, hassas şairlerimizden olan Halide Nusret, aynı zamanda yazı tekniğinin kuvvetiyle tanınmış kadın ediplerimizdendir.
Eserleri: Şiirlerini 1930’de Geceden Taşan Dertler,1943’te Yayla Türküsü,1960’da Yurdun Dört Bucağı ve 1967’de yayımlanan Ellerim Bomboş adlı kitaplarında topladı. Romanları ise,1921’de Küller,1922’de Sisli Geceler,1933’te Gülün Babası Kum,1945’te Beyaz Selvi,1971’de Büyük Anne,1974’te Aydınlık Kapı,1978’de Aşk ve Zafer adlarıyla yayımlandı. Ayrıca yazarın 1977 yılında çıkan Benim Küçük Dostlarım ve 1978 yılında Bir Devrin Romanı adlı hatıra türünde kitapları da bulunmaktadır.

Kaynaklar: Bir Devrin Romanı,1978; Tanzimattan Bu Yana Hamasi Türk Şiiri Antolojisi,1997; Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi,1993; Tanzimattan Bugüne Türk Şiiri Antolojisi I,1994; Edebiyatçılar Alemi,1999; Türkçe Kitaplarında Yazıları Bulunan Şair ve Yazarların Hayatı,1970; Kadın Şair ve Muharrirlerimiz,1940; Şahsiyetler ve Eserler,1993; Roman Hulasaları,1945; Bugünkü Türk Yazarları,1960; Türk Edip ve Şairleri; Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı,1938; Yazarlar Sözlüğü,1999.

Halide Nusret uslubuyla hayatını ve dönemi anlatan okunulası bir kitap...
18.11.2005

'Her şeyden evvel ana olmak lazımdır, yalnız kendi çocuklarına değil, bütün yurt çocuklarına karşı gerçek bir ana sevgisi taşıyan ve onlara elinden geldiği kadar kanat geren, yetiştirmeğe çalışan kadın bence eli öpülecek bir annedir.' diyen Halide Öğretmenin en sevdiğim şiirlerinden birisi:

Sevmek

Sevmek...Delicesine, deliler gibi sevmek!
Kuş uçar gibi sevmek, gök gürler gibi sevmek.

Bir çocuk inancıyla inanarak, kanarak
Ve bir günahkar fani azabıyla yanarak,

Hep onu arayarak baharda, yazda, kışta;
Nihayet 'Büyük Sır'ra ulaşmak bir bakışta.

O bakışta okumak aşkın büyük adını,
Hep o büyük bakışta bulmak var olmanın tadını.

Sevmek: Hasta anneyi, altın başlı yavruyu,
Baharı, yıldızları, göğü, güneşi, suyu...

Yürekten kopan ince bir ahı, sever gibi,
Sevmek...Toprağı sever, Allah'ı sever gibi!

Halide Nusret

Öğretmenlik ve çocuklar...
Okunulası...
17.11.2005

Düşünme ve soru sorma, felsefe için gerekli ilk adımlar... En iyi soruları soranlar ise çocuklardır. Sordukları sorularla yetişkinleri şaşırtan, kimi zaman “filozof gibi bu” dedirten çocuklar... Mektuplaşmalar başladığında Nora, on bir yaşında bir öğrenci ve aynı zamanda güzel sorular sorabilen bir çocuk... Nora'nın mektuplaşmalarda sorduğu sorular büyükleri bile şaşırtacak cinsten, felsefenin büyük sorunları olan sorular. E. E. Cummings’in “Güzel cevap her zaman daha güzel soru sorana verilir.” sözündeki gibi Nora, güzel sorularına cevapları felsefeci V. Hösle tarafından alır. Çünkü sorularını uygun kişiye yöneltmiştir. Soruyu güzel sormak kadar uygun kişiye sormak da cevap açısından önemlidir. Nora, hem güzel soru sorduğu, hem de sorularını uygun kişiye yönelttiği için uygun cevaplar bulur. Bu “sıradışı mektuplaşma”, Nora ile birlikte Hösle ve okurları felsefi düşünce dünyasında gezdirir.
Nora ile Hösle’nin tanışmaları elbette direk mektuplaşma ile başlamaz. Biz okurlar, kitap girişinde profesörün düştüğü kısa bir “başlarken” notu ile tanışıklıklarıyla ilgili biraz bilgi ediniriz. Daha sonraki sürece ise, okuma serüveni içinde, mektuplaşmalardan tanık oluruz.
Nora’nın felsefi düşünme ve okuma hevesi, gelip geçici bir istek değil, aksine arzu, şevk ve tutku şeklindedir. Bu konuda tutkuya kapılmış gibidir. Sormaya, düşünmeye ve okumaya bıkmadan devam eder (yetişkinleri imrendirecek bir iradeye sahiptir).
Nora’nın felsefe profesörü Hösle’ye –mektuplarla- Tanrı, dünya, yaşam üzerine sorduğu soruların derinliği ve felsefiliği, bazı okurların aklına, “bu mektupları gerçekten bir çocuk mu yazmış?” sorusunu getirirse, cevabını da Nora tarafından kitabın sonlarına doğru alacaktır.
... Çocukların böyle mektuplar yazamayacağını söylüyorsunuz; ama ben onları yazarak sizleri çürütmüş oldum! Ayrıca yetişkinlerin böyle mektuplar yazabileceğini de sanmıyorum –biz bazı konularda sizlerden öndeyiz. Örneğin çocuklar sizler gibi soğuk ve hesapçı değil. Jean-Jaques Rousseau’ya hak vermeden edemiyorum: “Aklı, ruhu dışarda bırakarak kavramak isteyenin vay haline!” sf. 186.
Hösle’nin kitapta yer alan son mektuplarından birinde Platon’un dile getirdiği gibi, “... Nora’da hem felsefe yapma hem de edebiyat yeteneği var.” Nora, pek çok çocuk gibi biraz filozof, biraz sanatçıdır.
Hösle’nin kitaptaki son mektubunda, Giambattista ile sohbetinden, Nora’yla mektuplaşmaları üzerine olan cümleleri de burada aktarmak istiyorum:
“...Bu mektuplaşma Nora’dan pek çok şey öğrendiğin bir fırsat oldu senin için. Ama sonra çocuk felsefesi üzerine pek çok kitap okudun ve gördün ki, bütün pedagoglar ve psikologlar çocuklardan bir şey öğrenmek yerine onlar hakkında bir şeyler bilmek istiyorlar. Ama bunu yapmakla çocukları nesneleştiriyorlar, bir üst düzleme çıkıp Nora ve onun gelişimi hakkında düşünmeye başladığın andan itibaren sen de aynı şeyi yaptın. Gerçi sen kendini de nesnelleştirdin, çünkü Nora hakkında yazmadan kısa bir süre önce kendi gelişimin üzerine de bir makale yazdın, bu makalede kendini adeta dışardan gözlemledin. Ama sen Nora’dan büyüksün ve insanın kendi gelişimini gözlemlemesi daha kolay –gerçi Nora’da bir defasında koruyucu filozofuyla kendi gelişimi üzerine sohbet etmişti.”
“Peki yeni yılda ne yapmalıyım ben?”
“Çok basit: mektuplaşmanızın gelişimi üzerine düşünürken de eşitlik yaratmalısın. Nora’ya kendi gelişimini nasıl gördüğünü, mektuplaşma sürecinde ve yazdığın son yazıda onun neyi beğenip beğenmediğini sor. Ama ona kısa süre cevap vermesi için baskı yapma –çünkü şu sıralar yapacak çok işi var, her ne kadar genç olsa da yapması gereken pek çok görev zamanını alıyor.” sf. 193-194
Ölü Filozoflar Kahvesi’ndeki mektuplaşmaların yer aldığı kısımdan sonra, Çocukluk ve Felsefe Vittorio Hösle’nin Sonsözü yer alıyor. Bu kısım, kendi içinde roma rakamlarıyla beş bölüme ayrılmış. Hösle tarafından, önce genel olarak felsefe ve çocukluk ilişkisine değinilmiş, bu ilişkiyle ilgili birkaç amprik bilgi verilmiş; üçüncü bölümde Nora tanıtılmış; dördüncü bölümde çocuk yeteneğinin problem alanına ait bazı düşünceler; beşinci bölümde ise eğitimde felsefenin rolüne yer verilmiş.
Bu kısımdan sonra Hösle’nin kitapta kullandığı dipnotlar bulunuyor.
Ve kitabın sonunda Bitirirken Nora tarafından kaleme alınmış. Bitirirken de Nora, “Sevgili Okurlar!” hitabıyla bizlere, mektuplaşma sürecini ve Hösle ile tanışmalarını kendi sevimli uslubuyla anlatıyor.
Son olarak bu bölümden Nora’nın cümleleriyle bitirmek istiyorum tanıtım yazımı. Çünkü bu satırlarda Nora mektupların yayınlanması hakkındaki düşüncelerini anlatırken, aslında bu kitabın basılış sebebini de anlatmış oluyor. Şunu da hemen belirteyim; her ne kadar Nora, bu mektupların yayınlanmasını, özellikle çocuklar için istediyse de, bu kitap ilk gençlik ve gençlik dönemindeki çocuklara hitap ettiği kadar, yetişkinlere de hitap etmektedir. Hatta özellikle yetişkinler tarafından da okunması gereken bir kitap gibidir.
“Mektupların yayınlanacağından benim haberim yoktu, bunu kitapta Vittorio’ya yazdığım son mektuptan az önce öğrendim. Tabii bu fikir önce çok hoşuma gitti, ama sonra bu konuyu uzun boylu düşünmek zorunda kaldım. Kimi zaman içimden hayır demek geldi, çünkü onlar sonuçta bizim mektuplarımızdı! Bu başkalarını niye ilgilendirebilirdi ki? Düşüncelerimi başkalarının bilmesine ne gerek vardı ki? Onların bilimsel sonuçlara varmaları için mi anlatacaktım düşüncelerimi? Hayır istediğim bu değildi, hâlâ da bu değil!
Ama sonra belki bu mektuplar yoluyla başkalarını, özellikle de çocukları dünyamızla ve onun gizleriyle ilgilenmeleri ve gelecek karşısında duyarsız ve acımasız kalmamaları yolunda yüreklendirebileceğimizi düşündüm. Bunu başardık mı bilemiyorum, ama öyle olmasını umuyorum.”

*Bu tanıtım yazısının bir kısmı Cumba İstanbul dergisi 2005-kasım sayısında yayımlanmıştır.
09.11.2005

Sözlükle muaşaka;
kelimelerle hasbihal:
nice kelamı canlandırıyor
içimde
kelimelerin biri gülümsüyor
kimi arkadaşça
kimi afacan çocuk misali...
bazen hüzün birikiyor
bazen sürur.

ilerliyor kelimeler
bir bir
-içimdeki-
defterimin sayfalarında
adım adım
kimi zaman kalem yoldaşlık ediyor
kimi zaman klavye
çoğunlukla yıldızlar...

sözlükle muaşaka
kelimelerle hasbihal:

dokunmak sayfalara
hissetmek anlamları
anlamanın koridorlarında dolaşmak;
sessizlikleri içinde
seslerine aşinalık...
a'dan z'ye
sayısız kelimeye
yoldaşlık etmek,
sınırsız yolculuklara hevesli
doldurmak heybeyi...

sözlükle muaşaka
yani;
kelimelerle hasbihal
sonra?
sonra, hasbihale değer nice gönülle
ve kalem ile
Kelam ile
ama illa ki
dost gönülle.
...
bu şiirimsimde dile getirmeye çalıştığım gibi bir lugat... yani muaşaka edilebilecek türden.