Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

14.10.2020

1953 yılında kaleme alıyor eserini Clarke.

Bildiğimiz ABD-SSCB uzay yarışı hızlanmış durumdayken bilemediğimiz bir olay gerçekleşiyor yeryüzünde. Devasa boyuttaki ‘uzay gemileri’ Dünya üzerinde kendilerini sergiliyorlar.

Clarke’ın ‘hükümdarlar’ adını verdiği ırk-yönetim idareyi ele geçiriyor.

“ ... üretim büyük ölçüde otomatikleşmişti. Suç oranları sıfırı bulmuştu. Suç işlemek artık hem gereksiz hem de imkansızdı. İnsanın bir eksiği yoksa, hırsızlık yapmak anlamsızdı.

Hayat, önceki nesillere göre çok daha sakindi. Bazıları için bu durum biraz keyifsiz olsa da toplumun geneli huzurluydu.”(s.82)

Yukarıda alıntılanların dışında daha birçok ‘güzellik’ sunmuştur Hükümdarlar. Fakat olayın ‘ütopya’ kısmı burası.

Peki sürekli ‘gözetimden kaçamayan’, ‘sonsuza dek tatmin olamayan’, ‘gözünü sürekli yükseklere diken’ insanlık ne kadar daha bu ‘ütopik’ hayata devam edecektir?

Ya da ‘hükümdarların’ gerçek amacı insanlığa ‘güzellikler’ vermek midir?
08.10.2020

Akakiy Akakiyeviç. Ellili yaşlarında, kısacık boylu, iki yanağı kırışıklıklarla dolu, yıllık dört yüz ruble maaşla ‘bir dairede’ çalışan ‘bir memur’.

Önüne gelen belgeleri ‘temize çektiği’ işinde oysa ne de mutluydu. İlk düşmanı elbette insanlardı. Diğer düşmanı ise Petersburg ayazıydı.

Zira soğuklar bastırmıştır ve artık yama dahi tutmayan paltosunun yerini yenisi almalıdır. Hangi parayla peki?

Binbir zorlukla biriktirdiği parayla aldığı palto, bu paltonun çalınması ve çalınan paltonun bulunması için başvurduğu ‘önemli bir adamın’ sert çıkışıyla buhrana sürüklenecektir küçük memurumuz.

Kısacık bir metin. Başta Rusya’ya, devamında Rus bürokrasisine ve insanlarına dokunan; dokunurken fazlasıyla rahatsız eden bir eser Palto. Yayımlanma sürecinde yaşadığı sıkıntılar bunu ispatlar nitelikte sanırım.

Yayımlandığı 1842 yılında da bir şeyler söylemişti Palto. İçinde bulunduğumuz 2020 yılında da söyleyecek elbette.

Bir kült metin için buyurun.
08.10.2020

8-14 yaş aralığında on beş çocuk. Yaz tatiline hazırlık yapıyordur. Zenginsiniz. Farklı bir yaz tatili yaparsınız.

Altı hafta süreceği planlanan bir Yeni Zelanda kıyı gezisidir bu. Sloughi adlı uskuna eşlik edecektir miniklere.

9 Mart 1860 gecesi. Uskuna çılgın dalga ve fırtınalara dayanamayıp kendini bir kara parçasına atmak zorunda kalıyor. Ve tam da burada başlıyor eserin macera dolu yanı.

Satırlar arasında çocukların kara parçasını keşfi büyük yer tutacak. Onların birbirleriyle diyalogları, yardımlaşmaları, belki mücadeleleri de olacak. Birçok Jules Verne eserinde olduğu gibi zorlukların sonunda güzellikler de yer alacak elbette.

Robinson Crusoe 1719 yılında yayımlanmıştı. Bizim eserimiz ise 1888 yılında. Robinson hayranı bir öğrenci tarafından çokça dile gelecek Crusoe.

Belki de bir ‘adada mahsur kalma’ mevzunu ilk kez işleyenlerden olan Daniel Defoe’ye saygı niteliğinde bunu yaptı bir başka usta.
05.10.2020

Genç bir romancı. Çok genç. Güzel de ödül ve iltifatlar almış eseri üzerinden. Ama 340 sayfa sizi tatmin edebilir mi bunu bilemem.
01.10.2020

Rus Emperyalizmi altında inleyen bir coğrafyada büyüyüp yaşamını sürdürmeye çalıştı Cengiz Dağcı. Kıtlık, yoksulluk, zulüm, sürgün.
Birçoğunu yaşadı.

Ve bu yıllarda ona ‘yarım asır’ yarenlik edecek bir güzel kadın: Regina.

1998’de kaybediyor Regina’yı. Dinmiyor sızısı.
Ve yazıyor ona, onun için:

“Sakın beni yanlış anlama, senin ruhunu şadlandırmak amacıyla yazmıyorum bu satırları burada.

Ben kapalı kalamazdım sana; iç ve dış dünyamla sana açık, beni olduğum gibi görmen ve tanıman gerekiyordu; ben de seni.”(s.104)

Sevmek nedir diye ‘sıkıcı’ bir soru sormak isterdim bu büyük Türk’e. Utanıp sıkılarak bu eserini sunardı bence cevap olarak.

“Sen hayattayken yalnızlığın gerçek anlamını bilmeyen ben, şimdi yalnızlığın ne olduğunu öğrenmenin gerekliliğini düşünüyorum. Öğrenebilecek miyim?”(s.19)

Gizlerinden arınmış bir Cengiz Dağcı var burada. Buyurun.