Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Elif Konar Özkan Tarafından Yapılan Yorumlar

01.02.2007

"-Hah! Diye burnundan soludu Kumkurdu. Onlar için demesi kolay. Ne de olsa büyükler ya. Çabucak unuturlar.
-Neyi unuturlar? Diye sordu Zackarina.
-Büyürken vücudun nasıl patlayan mısır taneleri gibi kıpır kıpır olduğunu! Bunu sen ben biliriz, her küçük kurbağa da bilir ama onlar bilmez dedi Kumkurdu. Artık büyüdüler ya, hemen unuttular."

Kitaptan sevdiğim bölümlerden bir tanesi... yabancı kitaplar içinde en severek okuduğum çocuk/ve bence büyükler için de okunması gereken bir çocuk kitabı.

özetle:
kendisiyle oynamayı kabul etmeyip gazete okumaya devam eden babasına tuzak hazırlamak için sahile gidiyor zackarina o sırada kumkurdu ile karşılaşıyor. sonra evren ve çocukluk felsefesine ait pek çok olay yaşıyorlar.

kumkurdu yazarın kızı tarafından üretilmiş bir kavram imiş, yazarla yapılmış röportajda okumuştum.
bir gün arabadalarken "anne çabuk kumkurdu geliyo" diyor küçük kız ve biraz konuşuyorlar hayalgücündeki kumkurdu üzerine...
birkaç gün sonra yazarın aklına kumkurdu ile çocuklara hikayeler yazmak geliyor, tekrar kızına sorduğunda artık hatırlamıyor bile.. çünkü o çoktan yeni bi hayal arkadaşı üretmiştir.

kızından kumkurdu'nu kullanmak üzerine izin alıp başlıyor yazmaya...

yani ki kumkurdu ve zackarina ile tanışmalısınız!
13.11.2006

Kitabın Baskılarına Dair Edindiğim Son Notlar:

Kitabın ilk baskısı 1983 yılında Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları tarafından yapılmış. Daha sonra Beyan Yayınları iki kez yayınlamış kitabı.

Kitabı dördüncü baskı için yeniden -evet yeniden - yazmış 'dünyanın en küçük ve büyük çocuğu' değerli yazarımız...

Ferit Avcı'nın resimleriyle Kök'ten çıkacakmış yakında... ilgililere duyrulur!
12.11.2006

Gönlündeki-içindeki çocuğu öldürmemiş Şirin yazarımız Mustafa Ruhi hocamızın Gülücük Çocuk Kitapları’ndan 1990 yılında çıkmış olan bu kendi minik ama muhtevası büyük kitabı yeniden gözden geçirince, sizleri de haberdar edeyim istedim.
On sekiz mektuptan oluşan bu kitap seksen üç sahifelik. Görüntüsü ile de içeriği ile de hoş masal mektuplar bunlar! Bebeğin annesine, annenin bebeğine mektubu; kardeşime mektup, kardeşimden mektup; annemin mektubu, anneme mektup; babamın mektubu; dedemin mektubu, dedeme mektup; ninemin mektubu, nineme mektup; öğretmenimin mektubu; annemin mektubu, anneme mektup; arkadaşımın mektubu, arkadaşıma mektup gibi bölümlerden oluşuyor bu mektuplar. Yazar “Oğlum Serdar Ekrem ŞİRİN’e sevgilerle…” ithafıyla başlamış masal mektuplara. Çocuklar mutlaka okumalı ama, büyükler de okumalı bu kitabı bence… hatta önce büyükler okumalı.
31.10.2006

Kitabı hazırlayan İbrahim Refik. Yazar, 1961 doğumlu. 1982 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi’nden mezun olmuş. Muhtelif dergi ve gazetelerde yayımlanmış birçok deneme ve araştırmaları bulunan yazar, şu anda yayın danışmanlığı yapmakta. Kitapta 70 adet renk var, okumak için…
Refik, bu kitabını “Hayatını, yeryüzü coğrafyasının her karış toprağına tohum atmaya adayan kutlu bahçıvanlara…” ithaf etmiş.
Diyor ki, önsözün iki paragrafında;
“Peki neler var bu hayat serüveninin renkler kuşağında? Meselâ, yemyeşil bir inanç, masmavi bir ümit, sapsarı bir hüzün, kan kırmızı bir sabır, bembeyaz bir iffet… Ve azim, irade, fedakârlık, vefa, cömertlik, nezaket, şefkat gibi renkler skalasından görebileceğimiz kadar renk cümbüşü…
Yunus’un “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.” Dediği gibi, eskimeyenin peşinden gidip hep yeni kalabilmeniz dileği ile.”
Kitabın arka kapağında ise J.J.Rousseau’dan bir söz var; “En çok yaşamış olan, uzun seneler yaşamış olan değil, hayatın manasını en fazla anlamış olan insandır.”
Dinlendirici ve düşündürücü bir gökkuşağı olan bu kitabın renkleri arasında temaşa eylemek hoş…
12.10.2006

Kopuz Coğrafyası'ndan günümüze mısra mısra, nota nota seyahat eden musikimize dair bilgilendirici, lakin hikaye üslubunda bir kitap Dilbeste... Ne yapılırsa yapılsın, yıllarca her şeye rağmen hayatına devam eden Türkçe'nin gücünü de yansıtan, hikayeler içinde gezinirken terennümden de uzak kalamayacağınız bir kitap... % 90'ı söze dayanan Türk Musikisi'ndeki gücün, söz ile ritmin birlikte insanı yakalayıp nice gezintilere çıkarmasına hoş bir vesile...
Müzikte de en önemlisi her şeyde olduğu gibi terbiye-eğitim, diyen Kızıltuğ hocanın, kendine düşen vazifeyi yerine getirme çabalarından belki de kitapları... "İnsan sevdiğini bilir, bildiğini sever; bildiğini daha iyi sever" dendiği gibi, bilgiyle sevgiyi, sevgiyle bilgiyi harmanlama gayreti...
Hem beste-güfte, hem de makam, usul ve enstrumandan bahseden, bilgi ve meşk üslubunun, eski-kadim ve yeni sentezinin verilmeye çalışıldığı hoş sohbet şeklinde geçiveriyor Dilbeste'nin sayfalarında okuma gezintisi. Hikaye diliyle kaleme alınan kitapla bestelerin yapıldığı zamana ve mekana, hatta halet-i ruhiyeye giderek, musiki eserlerinin ortaya çıkışlarına tanıkmışsınız hissi, Dilbeste'yle okuma müddetince okurdan ayrılmayan hislerden. Bazen göz/gönül yaşıyla, bazen de tebessümle okunacak bir kitap. Kimi bilinenlerin tekrarı, kimi yeni kazanımlar adına Türkçe ve Türk Musikisi ilgililerine, meraklılarına tavsiye olunur.