Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
ismail_atan Tarafından Yapılan Yorumlar
Önce kitabını okudum, ardından filmini izledim; ama şunu söyleyebilirim ki kitap gerçekten muhteşem. Filmine aldanıp sıradan bir anlatım zannetmeyin. Gerçekten insanı çok etkiliyor.
"Boleyn Kızı"nı okurken tahta oturma hevesiyle yanıp tutuşan bir kadının hırslarla örülmüş yaşamını, tahta bir veliaht bırakabilmek adına yaptığı iğrençlikleri hayretler içinde izlemiştim. "Kraliçenin Soytarısı" daha bir durağan öyküyle iki kız kardeşin arasındaki taht mücadelesini ve bu mücadele sırasında yapılan rezillikleri bize göstermişti. "Bakirenin Aşığı"nda ise taht sevdasına kapılan bir adamın kraliçe uğruna neleri göze aldığını; ama Anne Boleyn'in kızı olan Kraliçe Elizabeth'in aşk diye çıktığı yoldan tahtı tercih ederek olayları noktaladığını gördük. Roman elbette bir kurgudan ibarettir; ama kendi aydınlarımız Osmanlı Hanedanı için ağza alınmayacak laflar ederken batının bizden daha berbat, daha çirkef, daha aşağılık oldunu da görmezden gelenler için güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Her üç kitabın da konusu rezillik, her üç kitabın da konusu insanlık dışı muameleler. P. Gregory mükemmel bir anlatımla 16. yy. İngilteresini gözlerimizin önüne sermiş. 16. yy. Osmanlısında Kanuni Sultan Süleyman'ın Şehzade Mustafa'yı Hüreem Sultan eliyle katlettirmesi kişisel hırs değil devletin bekası içindir düşünenler için. Ama zavallı bir kadının katledilmesi İngiltere'nin bekası için değil Kraliçe Elizabeth'in tahtının bekasıdır. Bu ayrım kitabı okuyunca benim gözümde daha da netleşti. Herkese tavsiye ederim, her üç kitabı da.
Kitabın eleştirilecek pek çok yanı taktir edilecek bazı yanları var. Önce taktir edilecek tarafını söylemek isterim: Türk filimlerini andıran ve çoğumuza basit bir aşk öyküsüymüş gibi gelen romanın anlatımı cidden çok etkileyici. Bazı yerlerde tekrarlara düşmekle birlikte, dünya üzerinde hangi adama verirseniz verin, bu olayı bu kadar ayrıntılı, bu kadar derinlemesine ve bu kadar hissederek yazamazdı. Bu bir Orhan Pamuk ayrıcalığı.
Eleştirilecek yanlarına gelince: "Benim adım Orhan Pamuk. Ben yazarsam okunur." şeklinde bir yaklaşımı kabullenemiyorum. Sırf bu yapıtı Orhan Pamuk yazdı diye okudum. Yoksa her ne kadar anlatımını beğenmiş olsam da kitabı ortalara gelmeden bırakacağıma eminim. Nobel ödüllü bir yazarın, onu savunacağım pek çok nokta var, bu denli Türk filmlerinden fırlamış bir olayı -anlatımı dışında- işlemesi açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı. Postmodernizmin en önemli adlaından biridir, diyerek öğrencilerime anlattığım Orhan Pamuk, belli kısımları dışarda tutulmakla birlikte daha çok Ahmet Mithat Efendi vari davranmış bu yapıtında. Postromantizmi mi kurmaya çalışıyor, anlayabilmiş değilim.
Benim Adım Kırmızı'yı ve Kara Kitap'ı özlüyorum bu anlamda. Sayın Pamuk, sesimi duyuyorsanız lütfen Benim Adım Kırmızı gibi bir yapıtla aramıza geri dönün.
"İSKENDER ÇELEBİ" Benim için "Katre-i Mâtem" ayrı bir anlam ifade ediyor. Yapıtlarının hepsini kalem kalem çizerek okuduğum ve gerçekten üslubuna hayran olduğum bir yazarın imzalı ilk kitabı "Katre-i Mâtem".
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk kadar etkilemedi beni doğru söylemek gerekirse. İhtilal bitip Sultan 3. Ahmed Han tahttan indirilince romanın akışında bir duraksama oldu nedense ya da bana öyle geldi; ama çok sevdiğim lale'yi lale gibi sözcüklerle gönlüme bir kez daha gergef gergef işleyen İskender Pala'ya çok teşekkür ederim. Unutulan hazinelerimizi birer birer satır aralarına gömerek, kaybettiğimiz bir şeyi uzun zaman sonra bulmuşçasına sevindiriyor bizi. Topaç Yeye'ye ve Hafız Çelebi'ye hayran kaldım. Keşke İskender Çelebi'nin bu eşsiz iki romanı, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ve Katre-i Mâtem sinemaya uyarlanabilse... Kalemine ve gönlüne sağlık büyük usta. Dört Güzeller'den sonra heyecanla beklediğim kitap beklemem gerçekten değdi.
"Her on senede bir durup geri bakıyorum. Yürümeye, yola devam etmeye mecburum. Harflerden bir saray yaptım kendime. Koridorları aşk, duvarları aşk, taht odası aşk... Sufi olmayana pek karmaşık görünür bu dünya. Çok şahıslı, sürtüşmeli ve tartışmalı... Halbuki bunca karmaşa tek bir kelimede saklı. Kelime harfte saklı. Harf noktada saklı. B'nin altındaki noktada..."
Kitaba bir dostla sohbette "NOKTA" demiştim ona. İŞTE NOKTA... Ben her ne kadar anlatamasam da B'nin altındaki noktada saklı her şey.
Mükemmel bir kitap diyemeyeceğim; ama gerçekten mükemmele yakın ve içten kaleme alınmış. Açık konuşmak gerekirse sevmem Elif Şafak'ı ve üslubunu; ama kendisini aşmış. Mevlana ve Şems'le bir olmuş. Kendisini gerçekten tebrik etmek isterim. Elbette bir takım eleştirilecek noktalar var, dikkatli olanların gözlerinden kaçmamıştır. Orhan Pamuk'un roman tekniklerinden birini kullanarak roman kişilerini kendi ağızlarından konuşturarak farklı kameralardan farklı yansımalar sunmuş bize ki bu gerçekten çok hoşuma gitti; yalnız Mevlana'nın konuştuğu bölümlerde Mevlana havasını verememiş ve biraz terimsel biraz da kısır kalmış. Ella'nın yaşamını anlatan bölümlerde kullandığı dille Sufilerin konuştuğu dil hemen hemen aynı ki bunu da biraz değiştirebilirdi. Ella'ya fazla Osmanlıvari sözcükler yüklemiş; ama onlar da romanın sonuna doğru kayboluyor zaten. Fazla uzatmaya gerek yok, tadı damağımda kalmış mükemmel olmayı sıyırıp geçmiş bir roman okudum. Ahmet Ümit'in "Bab-ı Esrar" adlı yapıtına nazaran daha bir duygu yoğunluğuyla ve daha realist bir bakış açısıyka kurgulamış romanı. Edebiyatseverlere ve sufiliği merak edenlere tavsiye edilesi bir yapıt. Zevkle ve aşkla...