Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Aziz Özkan Tarafından Yapılan Yorumlar
Tevfik Fikret’i sevenlerin ve sevmeyenlerin görüşlerini ayrı bölümler hâlinde kitabına yansıtan Orhan Karaveli, birçok bilgiyi derleyip önümüze getiriyor bu çabasıyla. Dolayısıyla Atatürk’ün ilham aldığı şairin hayatını öğrenirken onun hakkında olumlu-olumsuz yazılıp çizilenleri de okuma fırsatı elde edebiliyoruz bu sayede. Övgüleri bir yana bırakırsak, yergilerin başında T. Fikret’in yabancı, Osmanlı’ya ait olmayan kültürü benimsemesi ve şiirleri aracılığıyla yayması gelmektedir. Onu millî şair olarak kabul etmeyenler ve birkaç manzumesinden dolayı “dinsiz” olarak itham edenler vardır. Oğlunu iyi eğitim alması için Batı’ya göndermiş T. Fikret’i anlamayanların ortak noktası muhafazakâr olmalarıdır, diyebilirim okuduklarımdan çıkardığım kadarıyla. Gerici-ilerici kavgası olarak görüyorum ben bunu. Bugün yok mu sanki bu kavga? İnsanoğlunun var oluşundan beri yaşanan gerici-ilerici kavgası kıyamete kadar devam edecek anlaşılan.
Sinan Meydan bu kitabında Atatürk’ü ne peygamberleştirmiş ne de yerin dibine sokmuştur; Atatürk’e ne aşağıdan bakmış ne de yukarıdan bakmıştır; ne dövmüş ne de okşamıştır. Benim genel olarak kitap hakkındaki değerlendirmem budur.
Cengiz Özakıncı bizim Müslüman geçinen yazarların ve Arap yarımadasında yaşayan bazı şeyhlerin görüşlerinin 1945’te yayımladığı Soğuk Savaş’ın kuramını anlatan kitabıyla William C. Bullitt’e dayandığını açıklıyor ve bu kitaptan sonra din üzerinde hilafeti geri getirmeye yönelik savunulan görüşlerin Bullitt’inkilerle tıpatıp olduğunu sürekli tekrar ediyor ve hilafeti isteyenlerin dış kaynaklı olduğunu bize inandırıyor. Aytunç Altındal, Aziz Nesin gibi yazarlar da atılan bu yemi yiyor ve laikliği dışlayan yazılar yazmaya başlıyorlar. Çünkü laik ve demokratik bir T.C.’ye kesinlikle hilafetin giremeyeceğini biliyorlar. Laikliği hilafetin önünde bir kalkan olarak görüyorlar. Temel amaç, laikliği yıkıp Yeni Osmanlı’yı Türkiye’ye yerleştirmektir. Emperyalizm böylece Yeni Osmanlı’yı daha kolay idare edebilecektir.
Derin Yahudi 381 sayfadan oluşan bir roman. Gerçi bu kitaba roman demek doğru olmaz. Roman değil bu, kitabın arka kapağında geçtiği şekliyle, roman ötesi. Tam yerinde bir tabir kullanmışlar. Çünkü romanda her şey kurgudur, yazarın kaleminin gücü romanı gerçekmiş gibi algılatmasına bağlıdır. Kurgu, ama gerçekmiş hissi uyandıran kurgu. Yalnız, her halükarda romandır bu. Oysa gerçekle kurguyu bir arada tutan romanlar farklı bir yapıya sahip. İşte bu yüzden “roman ötesi” tabiri çok mantıklı ve uygun. Kendisini aradığımda Cengiz Özakıncı “Bu kitap bütün roman türlerini içinde barındırarak yazılmış bir kitaptır.” demişti. Aynen böyle bir kitap bu.
“Mavi Oktav Defterleri” Franz Kafka’nın eserlerinden biri. Bordo Siyah Klasik Yayınları’ndan çıkan bu eser Kafka’nın tuttuğu 8 mavi oktav defterden oluşuyor. Bu defterler ve hatta Kafka’nın tüm eserleri Kafka öldükten sonra yayımlandı. Max Brod’a bıraktığı eserler, kitapta yazdığı şekliyle, “dostunun ihanetiyle” yayımlandı. Kafka’nın yazdığı eserleri beğenmediği ve mükemmele ulaşmaya çalıştığı sonucunu çıkartabiliriz buradan. Hâlbuki adının yıllar sonra bile yâd edildiğini görseydi, hiç şüphesiz, hayattayken yayımlardı yapıtlarını. Yapıtlarının geniş kitlelere ulaştığını görmemesi veya görememesi yazar için kuvvetle muhtemel en hazin verici durumdur.