Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Âşk Makamında Yaşamak
Sayın Yazarın, on iki kitabının sonuncusu bu: “Âşıklara Yer Yok”. Diğer kitaplarını okumadığım için, genel bir yorum yapmayacağım. Kitabın konusu ve özeti, tanıtım yazısında zaten vardır. Orhan ile Firdevs arasında geçen duygusal ilişkilerden alıntı ile yetinmeyeceğim. Kısa ve öz olarak, anlatımın, anlam algoritmasını çıkarmaya çalıştım.

Evet, aşk sessiz ve derinden ilerler. Dili ve mekânı yoktur âşıkın. Kitabın adını ilk okuduğumda, yorum geliştirmekten çekindim. İlerleyen sayfalarda ise şu düşünce canlandı zihnimde: âşıklar yüce bir alemde yaşar, fiziki/maddesel bir ortama, konuma, yeryüzüne gökyüzüne sığmazlar, hapsedilemezler ve hepsinden önemlisi bunlara ihtiyaç hissetmezler. Bu çözümlemeyi, 199. sayfada geçen şu cümleden de anlıyoruz: “Âşktan nasibini alan insan, yedi kat toprağın altından bile çıkıp, mâşukuna kavuşur. Aşkın üzerini örtmeye, ne toprağın gücü yeter ve taşın”. Bunu bir abartı, kutsallığa bürünmüş metafizik bir yaklaşım olarak gören yanılır. Âşk makamında yaşayanların hakikatine erdiği bir kavram bu.

157. sayfada ise; “İnsan kaderin karşısındaki çaresizliğini gizlemek uğruna tesadüf diye bir kelime uydurdu. Asıl gizlemek istediği iradesinin zayıflığından doğan acıydı.” cümlesi de, aşkın çileli ıstıraplı yolunu hatırlatıyor bize.

Âşk içinde âşk yaşar bazen insan. Evrenin en yüce varlığı olan insan, yalnızca karşı cinsine âşık olmakla yetinmez. Ahenk içinde dans eden, tüm varlıklar alemine vurulur. Bir hayvanın neşesinden bile haz alır. Yaşarken, yaşatma azmiyle hareket eder. Tüm evreni insanda; insanı da tüm evrenle bütünleşik görür. Holistik bakışın verdiği huzurla yaşar. Leyla’dan Mevla’yı bulan âşıklar, hep bu yolda ömür tüketmişlerdir. Âşksız yaşayan bir can; meyve vermeyen bir ağaç, yaprak açmayan odun olmaya doğru yol alır. Sevgisiz, aşksız, muhabbetsiz kalmamak için, sözü kitaba bırakalım.

Keyifli okumalar.
Yanıtla
11
0
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gemi Teknolojisinin Gelişimini Anlamak İçin Referans Türkçe Kitaplardan
Donanma ve denizcilik tarihi ile ilgilenenler için saf bilgi netliği içerir. Yazar, deniz harp tarihi üzerine yaptığı araştırmalarla öne çıkıyor. Kitapta 1850'den günümüze kadar gemilerin tasnifine açıklık getirmekte ve bunu yaparken gemilerin teknik özelliklerini detaylandırarak okuyucuya anlatmakta ve gemi seviyesinde gerçekleşen bazı muharebelerden kısaca bahsetmektedir.

Kitap dört bölüme ayrılmıştır. İlk bölüm nakliye ve denizcilik tarihini tartışıyor. Kitabın ikinci bölümü en kapsamlı olanıdır ve yüzey gemilerini anlatır. Burada anlatılan gemiler kısaca şöyledir: savaş gemileri, kruvazörler, muhripler, fırkateynler, torpido botları ve hücum botları. Gemiler, farklı ülkelerin yapım aşamalarındaki teknik katkılarını ve ürettikleri savaşları veya Birinci Dünya, İkinci Dünya ve Soğuk Savaş'ta gerçekleştirilen görevleri vurgulayan başlıklar altında anlatılmıştır.

Üçüncü bölüm ise denizaltılardan bahsetmektedir. Diğer bölümde olduğu gibi devletlerden ve katıldıkları savaşlardaki yerlerinden bahsetmeden önce gemi üretiminin kronolojik aşamaları anlatılmıştır. Diğer bölüm ise uçak gemileri ve amfibi gemileri teknolojileri ve özellikleri ile ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Biraz kendimize dönüp derin derin düşünelim bu kitapla. Ben nedir? Ben'i mutlu etmek mümkün müdür?
Siddhartha, en az iki defa okuma gerektiriyor bana kalırsa. İlkinde baştan sona düz okuma yapıp ikincisinde döne döne düşüne düşüne ilerlemek en iyisi. Yine de çok büyük beklentilere girmemek lazım. Eğer spiritüel konulara uzaksanız ilginizi pek çekmeyebilir.

Bu konuları oldukça ilgim çekiyor olsa da ana karakter güvenilmez geldiği için sonunu pek tatmin edici bulmadım. Teknik olarak bir karakter gelişimi izliyor olmamız gerekiyordu. Bir bildungsroman olarak yaklaşırsak bu kitaba, karakteri maceraya itecek mutluluk arayışında, tüm o sorgulamalarında ve kararlılığında önce saygı duyuyorsunuz elbet ama bir ergen çıkışı gibi oluyor bu. Dolayısıyla zaman içinde karakterin pişip olgunlaşmasını beklemeye başlıyorsunuz. Yaşamanın eziyet olduğunu düşünen herkes gibi elbette daha yakından, daha dikkatli takip etmeye çalıştım. Ancak bu yolculuğun her aşamasında yine aynı soruya dönmesi, sil baştan başlaması yolculuğun bu kitap için bittiği yerde karakterin aradığını bulduğunu düşünmeme engel oldu. O yüzden Siddhartha benim gözümde hem kahraman hem de antikahraman.

İyisiyle kötüsüyle insanın kendi içindeki iki uçlu - artı ve eksi- potansiyeliyle yüzleşmesini izliyoruz. Bu karakterin zaman çizgisi linear değil. Yani kötüden iyiye veya iyiden kötüye tam bir dönüşüm yok. Dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geldiğini, tüm aşamaları yeniden yaşadığını ve bildungsroman içinde birden fazla bildungs hissi verdiğini söylemek mümkün. Yani insan artıları ve eksileriyle bir bütün olarak insan. Bu bağlamda bana William Butler Yeats'in The Second Coming şiirini anımsattı. Orada der ki "turning and turning in the widening gyre" (dönüp duruyoruz genişleyen çarkın içinde). Yani yaşamlarımız bir spiritüel eksen üzerine oturturulmuş, bundan çıkış da mümkün değil. Siddhartha'da benzer bir benzetme yapıyor (s.95-98). Arkadaşı Govinda ile yeniden karşılaştıklarında "Görüntülerin çarkı hızla dönüp duruyor." diyor. Tıpkı Alice'in nargilesini tüttüren tırtılla sohbeti gibi bir konuşma yapıyorlar hatta. Nasıl biri olduğunu sorduğunda "ölümlü nesnelerin hızlı bir değişim içinde olduğunu" söylüyor Govinda'ya. Özetle insan kendi içinde ve hayatın ta kendisinde nasıl kendini bulmak için büyük bir inançla farklı farklı düşüncelere, felsefelere sarılıp var gücüyle bunları savunuyorsa aynısını Siddhartha'da da görüyoruz. Hatta sonu bana bu ısrarlı arayışın insana pek iyi gelmediğini söylüyor. Sonunu söylemeden bunu detaylıca anlatamıyorum ama o çember ne kadar geniş olursa olsun, biz yine başladığımız yere döneceğiz ve ilginçtir ki yine eksik hissedeceğiz. Çoğu kişi sonunu benden farklı okuyabilir, okuyor da. O yüzden okuyanlar düşüncelerini yazarsa sonuyla ilgili kaç farklı his var görmüş oluruz.

Amacı olan kişi amacına ulaştı mı özgürleşiyor, diyor Siddhartha. O halde amaç edinerek kendimizi esir mi ediyoruz? Var gücümüzle hayatın zorluklarına karşı dik durmaya çalışıyor, hayatın anlamını sorguluyor ve nihai mutluluğa, burada Nirvana'ya, ulaşma umuduyla upuzun listeler yapıyoruz. İşte o listeler bana Siddhartha'nın hayal kırıklıklarıyla dolu yolculuğundan başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Kitabın böyle bir etkisi oldu üzerimde. 1922 yılında, savaşın ardından, yapılan bu sorgulamanın bugün hâlâ yapılabiliyor olması da o çemberden yüzyıllar da geçse çıkamayacağımıza daha çok inandırdı. Üzerine derin derin düşünecek çok cümle vardı içinde. İnsanın biraz sakinleşip kendine dönmesine, hayattakini duruşunu sorgulamasına vesile olabilecek bir kitap. Ne istiyorum, ne arıyorum, ne bulacağım, hiçbir şey bulamazsam ne yapacağım... Biraz düşünün bu sorular üzerine kitabı okuduktan sonra.

Çeviri oldukça başarılı. Özellikle derin cümlelerde çeviri size zorluk çıkarmıyor. Kitap akıp gidiyor. Ben sadece semboller, tema üzerine düşüncelere dalıp durduğum için biraz bölerek okudum. Kütüphanemde olduğu için mutlu olduğum bir kitap oldu. Vakti zamanında yakın bir arkadaşım bunun bana göre bir kitap olduğunu söylerken yanılmıyormuş.
Yanıtla
11
4
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Boylarının Geçmişine Işık Tutan Bir Kitap!
Rus tarihçi N. A. Aristov’un kaleme aldığı bu eser nitelikli bir bürokratın kaleminden çıkan özel çalışmalardan birisidir. Türkistan valiliği görevini de ifa etmiş olan N. A. Aristov, siyasi kariyerinin yanı sıra yaptığı akademik çalışmalarla da haklı bir üne sahiptir.

Özellikle de valilik görevinden emekli olduktan sonra tamamı ile kendini akademik tarih araştırmalarına adayan N. A. Aristov, Türk kökenli halkların etnik kökenlerine dair ciddi bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Döneminde bu konuda yapılmış yayınlar başta olmak üzere önemli tarihi kaynakları araştırarak ciddi bir literatür taraması yapmıştır. Onun bu bilimsel metodu ve literatür hassasiyeti ele aldığı akademik meseleleri en iyi şekli ile ortaya koymasına imkan tanımıştır.

N. A. Aristov, yazdığı kitap ve makaleler ile Türk tarih akademisine önemli katkılar sunmuştur. Yayınladığı eserler başta Türk ve Rus bilim insanları olmak üzere tüm dünyada akademisyenler tarafından referans olarak alınmış ve kullanılmıştır.

Kaleme aldığı “Türk Halklarının Etnik Yapısı” adlı eseri ise Türk tarihinin erken dönemlerinden itibaren Türk boylarını siyasi varlıkları, ekonomik yaşamları ve sosyal olayları çerçevesinde ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
St. Petersburg’dan Hive’ye Uzanan Tarihî Yolculuk
Frederick Gustavus Burnaby (1842-1885), uzun sayılamayacak ömrüne rağmen dünyanın birçok coğrafyasında seyahat etmiş ve günümüze kıymetli eserler bırakmayı başarmış İngiliz bir yazar. 16 yaşında süvari subayı olarak orduda göreve başlamış. Resmî izin süreleri içinde çeşitli gazetelerin özel muhabiri sıfatıyla İngilizler için önemli görülen çeşitli ülkeleri dolaşmış. Bu gezilerinden çıkardığı notlarını kitap haline getirmiş. 1875’te yaptığı Hive seyahatini ve 1876’da yaptığı Anadolu seyahatini anlatan kitapları, çok satan, çok bilinen ve günümüze ulaşmış en önemli eserleri olmuş. “At Sırtında Anadolu”, 93 Harbi patlak vermeden önceki Anadolu coğrafyası hakkında verdiği bilgiler bakımından oldukça kıymetli.

Hive, bugün Özbekistan’ın Harezm bölgesinde Türkmenistan’a çok yakın bir mevkide yer almakta. Tarihsel önemi büyük olan Hive, 17. yüzyıl başında bu isimle anılan hanlığın başkenti olmuş. 1873’te Rusların kontrolüne geçmiş. Yazar Burnaby'nin Hive seyahati ise bu tarihten iki yıl sonra gerçekleşmiş.

Rusya’nın Orta Asya’da hâkimiyet alanını genişleterek Hindistan’a doğru ilerlemesi, o dönemde Hindistan’ı yöneten İngilizler tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmış. Burnaby, bu konuda eserin başında şöyle bir değerlendirme yapmış: “Rusya, şu anki durumuyla Britanya Hindistan’ını tehdit edecek bir güce sahip değil. Bununla birlikte, topraklarına katma imkânı verilirse Hindistan’a yapılacak saldırı için müthiş bir üs sağlayacak noktaları tehdit etme gücüne sahip. Merv, Belh ve Kaşgar bu açıdan ‘muhteşem’ bir basamak oluşturmaktadır... Rusya’ya ... herhangi bir ilerleyişinin, İngiltere tarafından ‘casus belli’ olarak görüleceği açıkça belirtilmelidir.” Ruslar, bu konuda hassas olan İngilizleri ikna etme noktasında boş durmamış: “İngiltere’nin, Hindistan sınırında Rusya gibi medeni bir komşuya sahip olmasının İngiltere için çok büyük bir avantaj olacağı fikrini aşılamak istiyorlardı.”

Burnaby, aslında Hive, Rus esaretine girdiği esnada orada bulunmak ve yaşananları gözlemlemek istemiş, ancak yakalandığı tifo hastalığı buna mani olmuş. O günün şartlarında at ya da deve sırtında geçirilecek ve kar altındaki yollarda, bozkırlarda, çöllerde aylarca sürecek yolculuk, yapılan hazırlıkların ardından 30 Kasım 1875 ‘te başlamış. İlk durak, St. Petersburg, sonra Samara ve Orenburg...

Yazarın, döneme ilişkin yol boyunca yaptığı coğrafî gözlemler, psikolojik tahliller, askerî, sosyal ve ekonomik hayata dair tespitler kitabın değerini arttırıyor. Satır aralarında hiç umulmadık şekilde çok fazla detay veriliyor. Ural Kazakları, Tatarlar, Türkmenler, Kırgızlar ve daha nice Orta Asya halkları o günkü halleriyle tasvir ediliyor. Hive Hanlığı’nın Rusya tarafından bir vasal statüsüne dönüştürülmesi sürecinde yaşananlar 27. bölümde; Burnaby’nin, Hive’ye ulaştığında yönetimde olan Said Muhammed Rahim Bahadır Han ile yaptığı bir anlamda diplomatik sayılabilecek görüşme 32. bölümde anlatılıyor.

Kitabın sonunda, eserin üçte birini oluşturan hacimde bir “Ekler” kısmı var. Burada, Rusların doğudaki yayılması, Çarlık ve Hive Hanlığı arasındaki barış antlaşması, o dönemki Türkistan hükümetinin bütçesi, Türkistan’ın o tarihlerdeki önemli yol güzergâhları gibi okuyucunun merakını giderecek ilave bilgilere yer verilmesi isabetli olmuş.

Çeviriyi yapan D. Arda Şen, çok başarılı bir çalışma ortaya koymuş. Selenge’nin ülke arşivine değerli bir katkısı olan bu eser, 19. yüzyıl ikinci yarısında Rusya ve Orta Asya üzerine çalışanlar ve tüm meraklıları için önemli bir boşluğu dolduruyor.

İyi okumalar!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalabalıktaki Yüzleri Anlatabilmek...
Her şey yıllar önce, başka bir yerde başlamıştır, anlatıcıya göre hikâyeyi hâlâ oradaymış gibi yazması mümkündür ama o diğer kişi, diğer kendisi gibi yazması mümkün değildir. Hangi zaman kipini kullanacağını bile bilmez. Geçmişteki kendisi gelecekteki kendisini bulup çıkaracaktır hikâyede, "geleceği anımsamak". Baştan şu: üç beş katmanın kesiştiği, ayrıştığı yerleri tespit edebilmek için nirengi noktalarını belirlemek şart. Geleceği anımsama olgusuyla daha başta karşılaştığımızı bu yazıyı yazmak için ilk sayfayı açtığımda fark ettim, esası Gilberto Owen'ın yaşlı bir adamla ettiği sohbette. Haliyle hikâyelerden birindeki bir çapanın hangisinin zeminini taradığını görebilmek için dikkatle okuyacağız, roman fragmanlardan oluştuğu için -dedim ve metnin iğnesi battı: "Fragmansı bir roman değil. Dikey anlatılan yatay bir roman." (s. 74) Tamam da bu yataylığın başı sonu, dikeyliğin eni boyu, anlatıcıların kaşı gözü?- geçişlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Bölümleme biçiminden bir şey çıkmıyor, anlatıcıların sesleri de katmanlarda hemen hiç değişmediği için başta bocalayabiliriz, not düşerek veya anlatıcıların yaşamlarındaki detayların örüntüsünü iyi belleyerek üzerimize düşen vazifeyi yerine getirir, bu girdili çıktılı ilginç metinden keyif alabiliriz. Yıllar önce başlayan bir şeyin şimdi yazıldığını, başlayan şeyde yazılan şeyin şimdiyi de etkilediğini ve aslında "şimdi"nin yoruma son derece açık olduğunu unutmayalım, üst anlatıcının altlardakilere kendi yaşamından kattıklarını hatırlayalım, tabii kurmacanın gerçeği her türlü eğip büktüğünü de. Nedir, anlatıcı kadın yıllar önce bir yayınevinde çalışmaktadır, White'ın yönetiminde. Baş editör White gizli kalmış Latin Amerika hazinelerini aramakta, meşhur yazarların açtığı yolda iş yapacak metinleri bulması için anlatıcıya güvenmektedir. Anlatıcı haftanın iki günü kütüphanede, üç günü ofiste, geri kalan zamanlarda da evini kullanan tuhaf insanlarla keşfe benzer ilişkiler kurmakta. Moby cumaları geliyor, anlatıcının hayatından tamamen çıkana kadar işe yaradığını söyleyebiliriz. Müzisyen kadınla birlikte gidilen partiler yine bir yeniliktir, anlatıcı yeniliği aramaktadır o sıra. Buna ikinci katman diyelim, ilkinde bu geçmişi kurgulayan üst anlatıcı eşiyle, Ortanca adlı çocukları ve adsız bebekleriyle birlikte yaşamaktadır, romanını yazmaya çalışırken sessizlikten yanadır çünkü uyanmak kabustur gecenin bir vakti. Hatice Erbaş'ın çocuklarını sessiz ağlatması geldi aklıma, eşi şiir yazabilsin diye. Var olma biçimi, geçmişteki anlatıcı anahtarlarını verdiği insanlarla kurduğu ilişkileri gelecekte anlatmaktadır, o sıra başka bir metinle haşır neşir olacaktır. "Çok uzun süre yalnız yaşadığınızda hâlâ hayatta olduğunuzu teyit etmenin tek yolu eylem ve nesneleri açık bir şekilde, anlaşılır bir sözdizimiyle ifade etmektir: bu yüz, yürüyen bu kemikler, bu ağız, yazı yazan bu el." (s. 10) İnsan da yetmez bir noktadan sonra, hayaletlere evde yer vardır. Ortanca hemen isim takar: Yüzsüz. Bebek onu görebilen tek kişi, gülümsüyor. Karmaşa yetmiyormuş gibi bir de bunlarla uğraşacağız yani, Luiselli'nin aralara sıkıştırdığı buluşlar parıldayıp söndükleri için tatlı bir iz bırakıyorlar ve kayboluyorlar hemen, şahane. Yazılanların çok küçük bir kısmı bu, üst anlatıcının kocası ara sıra gelip soru soruyor: Moby kim, adamları nereden tanıyor, anlattıklarının ne kadarı kurmaca? Evde yeni eşyalar beliriyor, büyüyen bir evde yaşıyorlar, kocanın kabusu yazılmayı sürdüren bir roman aslında. "Dikey düzlemde yatay anlatılan bir roman", Deleuze müydü şimdinin geçmiş ve gelecek tarafından işgal edildiğini söyleyen? Üst anlatıcının sabiti diğer katlardan görülmedikten sonra pek de bir önemi yok gözlem noktasının, değişkendir. Geçmiş hayal mi edilir, anımsanır mı, geleceğin hatıraları şimdiden görülebilir mi, hepsinin cevabı hayaletlerde ve kalabalıklardaki yüzlerde. Şu da güzel, üst anlatıcının ve bir altındakinin aklına takılan ne imge, düşünce varsa en alttaki hikâyede, Giberto Owen'ın yaşamının anlatıldığı parçalarda kurgulanmış olarak karşımıza çıkıyor, müthiş bir fikir. Kalabalıktaki bir yüz belirsizdir, anlatıcının karşısına sürekli çıkar da Owen'ın metroya binerken defalarca karşılaşıp bir şekilde bağ kurduğu kadında somutlaşacaktır örneğin. Owen'ın yaşamına geçmeden önce katakulli var, kütüphanede zaman geçiren anlatıcının yaratma ihtiyacı şaha kalkınca sevdiği White'ı bile kandırmak zorunda kalacaktır kadın, kafadan bir çeviri uydurup kendi yazdığı metinleri editörüne sunacak, metin kabul edilecek ve basılacaktır. Büyük olay tabii, Owen'ın son metni piyasaya çıkınca toplantılar, röportajlar başlar, foyasının açığa çıkacağından emin olan anlatıcı dayanamaz ve yediği haltı White'a söylemek zorunda kalır. Eliyle yarattığı hayalet ayrı bir hikâyeye evrilir o noktadan sonra, Owen'a selam dururuz çünkü 1950'lerde sonlanan, şiirle tıka basa dolu yaşamını şiirin ipek yüzeyinin pürüzsüzlüğüyle anlatacaktır. New Jersey veya Harlem civarında yaşayan şairler vardır o zaman, William Carlos Williams karşımıza çıkar, orada olmayan şairler veya Owen'a yakın oturup Owen'la hiç görüşmemiş şairler de bir araya gelecektir bu romanda. Anlatıcı kadın yaşamındaki şeyleri bir araya getirip anlamlı bir yapı oluşturmaya çalışır işte, erişemediği tutarlılığı, belirginliği, anlamı över bir açıdan. Kaosu düzenlemeye çalışır da ne çalışır, ayrı güzeldir o hikâye de. Jodorowsky'nin filmlerindeki şairler gelir akla, Luiselli'nin Jodorowsky'den etkilenip etkilenmediğine bakayım. (Beş dakika sonra: Bir şey bulamadım.)

Günlüklerinde, mektuplarında yazmaktadır Owen, yaşamı ciğerlerine çekip de yaşar, öyle bir dolu dolu yaşamak. Gördüğü kadının anlatıcı olduğunu anlamaması, kendisinin anlatılan olduğunu anlamaması, karşılaşmalara iki taraftan da bakabilmemiz, hangi yaşamın kurgu olduğu ve hangisinin olmadığı ama zaten kurgunun içinde kurgu olmasından ötürü her şeyin kurgu olması. İçinde bulunduğu kip: "-miş'li gelecek zaman", çekimlenecek gibi değil, başı sonu belli yaşamının zamanıyla oynamak mümkün değilse de o yaşamı biçimlendirmek anlatıcının elindedir, istediğince eğip büker. Owen eski eşinin içkilerini tüketip zom olmuş mudur, 1928'de ruhunu şiirle takas etmiş midir bilinmez, metroda Ezra Pound'u görmediği kesin çünkü Pound o sıralarda İtalya'da. Gördüğünü düşünse yeter çünkü o da bulunduğu gerçeklik düzleminin oynaklığının farkında. Diye düşünmek hoşuma gidiyor, hikâyenin özgürlüğü daha bir hoşuma gidiyor, Luiselli öyle bir yapı kurmuş ki daha sekiz on kat çıkardı. Sevdiğim bir bölümle bitiriyorum: "Bir hayatı geride bırakmak. Her şeyi havaya uçurmak. Hayır, her şeyi değil: İnsanların arasında işgal ettiğimiz o bir metrekarelik alanı havaya uçurmak." (s. 58)

Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Etkisinden Çıkamayacağınız Bir Şaheser
Puslu Kıtalar Atlası 1995 yılından bu güne dek basım gören ve günümüze dek ihtişamını asla kaybetmeyen bir kitaptır. Postmodern edebiyatın ürünü olan eser, "üstkurmaca" denen bir teknikle yazılmıştır. Postmodernizm, 20.yy.'dan sonra etkili olan ve klasik edebiyatı reddeden bir akımdır. Giriş, gelişme ve sonuç üçlemesi ile yazılmaz. Karmaşık bir anlatım tarzını esas alır ve üstkurmaca denen, roman dünyası ile gerçek dünya arasına bir katman ekleyen kurgu ile yazılır.

Puslu Kıtalar Atlası da kurgu ve gerçeklik ayrımını sorgulayan bir yapıda, birbirine geçen hikayeler şeklinde yazılmış. Yani bir nevi hikaye içinde hikaye okuma esasına dayalı anlatısı var. Bu, "Uzun İhsan Efendi" üzerinden servis ediliyor. Uzun İhsan Efendi roman boyunca sürekli düşler kurar. Dayısı Arap İhsan'ın savaştan dönerken yanında getirdiği ve Kubelik'e çevirttiği "Zagon Üzerine Öttürme" adlı kitabı okur ve düşlerinde bir dünya atlası oluşturur. Ve bu andan sonra da neyin gerçek ve neyin düş olduğu sorgusu başlar.

Uzun İhsan Efendi, oluşturduğu atlası oğlu Bünyamin'e verir. Bu kitabın ona yol gösterici olacağını ifade eder. Bu kitabın ismi "Puslu Kıtalar Atlası"dır. Ve Bünyamin'in macerası da bu kitapla birlikte başlar. Aslında Bünyamin, kendi hayatını anlatan bir kitabı teslim almıştır babasından. Ve çaresiz kaldığı durumlarda kitabın bir sayfasını açar ve gördüğü bir cümle ile kendine bir yol çizer.

Kitabın dili biraz eski Türkçe ağırlıklı. Bazı kelimelerin anlamlarını öğrenerek okumak, kişinin kelime dağarcığını geliştiriyor. Bolca karakteri olan eser, karakterlerinin hikayesini yarıda bırakmıyor ve daima bir noktaya getiriyor. Hikayelerde geçen yeniçeriler, efendiler, dilenciler, kethüdalar, alimler, bilginler, lağımcılar, evliyalar, enbiyalar dönemin ruhunu çok iyi yansıtıyor. Olayların geçtiği İstanbul, dönemin adıyla Konstantiniyye her açısıyla fevkalade güzel işlenmiş. Galata Kulesi, Saray avluları, Ermeni ve Rum semtleri, eskiye dair güzel olan ne varsa bu kitabın içinde.

Kitap 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ve 95 yılından beri de baskı görmeye devam ediyor. Yazarın kurgusu, zekası ve anlatımı harika...

Sevgili İhsan Oktay Anar iyi ki bu kitabı yazmış. Kendisine sonsuz teşekkürler...
Yanıtla
71
7
Destekliyorum  46
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Haçlı Tarihinin En Önemli Kaynağı
Ergin Ayan tarafından yayına hazırlanan “Anonim Haçlı Tarihi” Türk-İslam tarihi ve Haçlı-Avrupa dünyasını anlamak için en nitelikli tarihi kaynakların başında gelmektedir.

Batı literatüründe “Gesta Francorum” adıyla bir üne sahip olan bu tarihi kaynak, yazarı meçhul olsa da Haçlı tarihine dair yapılan akademik çalışmalarda ilk başvuru kaynaklarından ve referans eserlerinden biri olarak haklı bir üne sahiptir. Hacim olarak küçük çaplı bir eser olmasına rağmen içerdiği zengin tarihi anekdotlar ve kusursuz anlatımı ile dönemi okuyucuya en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Günümüzde gerek Türkiye’de, gerekse de dünya genelinde Haçlılara dair yapılan akademik çalışmalarda sıklıkla atıf alan bu eser, Selenge Yayınları’nın kalitesi ile Türkçede akademisyenlere, araştırmacılara ve meraklı tarih okuyuculara fayda sağlamaktadır.

İçeriğinde sürece ilişkin siyasi, sosyal, ekonomik ve dini çok yönlü bir kurgu sunmaktadır. Haçlı Seferlerini çok yönlü bir şekilde anlamak için herkesin okuması gerekmektedir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Christopher l. Beckwith- Tibet İmparatorluğu Tarihi
Kıymetli okurlara kitap hakkındaki değerlendirmeyi sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. Christopher l. Beckwith, 1945 yılında ABD’de doğdu. Yale Üniversitesi’nde Lisans eğitimini aldıktan sonra, Harvard Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamlamıştır. Beckwith, özellikle Orta Asya ve Tibet tarihi, dilleri ve kültürleri üzerine yoğunlaşan çalışmalar sürdürmüş, ayrıca, Avrasya stepleri üzerine çalışan önemli bir isimdir. Beckwith, Columbia Üniversitesi’nde Doğu Asya Dilleri ve Kültürleri alanında kıymetli bir Profesördür. Malum, Avrasya üzerine yapılan çalışmaların bolluğunun yanında, ucu Tibet’e dayanan çalışmalar oldukça azdır. Hatta bu kitap da -Türkçe literatür beni yanıltmıyorsa- şu ana kadar Tibet İmparatorluğu hakkında iki kapak arasına giren çalışma da denilebilir. Araştırmadan elde ettiğim bulgular üzerine, konuya ayrıca ilgi duyanlar için 2021 yılında Türk-Tibet İlişkileri kapsamında biri İngilizce ikisi Türkçe dilinde olmak üzere üç yüksek lisans tezinin de literatürde mevcut olduğu görülmektedir. Kitaba dönülecek olursa, giriş olarak imparatorluk öncesi Tibet ve Orta Asya’ya bir bakış tasarlanması şık bir metot olarak göze çarpıyor. Burada da ağırlıklı olarak bölgenin dil gibi kültürel yatkınlık unsurlarına yer veriyor. Böylelikle Tibet İmparatorluğu’nun Orta Asya’da nasıl bir güç haline geldiğini ve bu imparatorluğun yükselişinin nedenlerini inceliyor.

Kitabın ilk bölümünde Orta Asya’ya giriş yaparken, burada Tibet İmparatorluğu’nun kuruluş emareleri hakkındaki soruların cevabını arıyor. Bunu yaparken de kaynaklar üzerinden Tibet tarihine ışık tutan kişiler üzerinden bir değerlendirme yapıyor. Kitapta, Tibet İmparatorluğu’nun kuruluşu, siyasi, sosyal ve kültürel yapısı, ekonomisi, askeri gücü, dini hayatı, sanatı ve edebiyatı gibi konular ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Ayrıca Tibet’in diğer devletlerle, özellikle de Tang Hanedanı ile olan ilişkilerini uzun uzadıya tartışıyor. Burada Tibet tarihinin dış dünya ile ilişkilerinin ilk defa 600’lü yıllarda Çin’e gönderilen elçilikler ile gerçekleştiğine işaret edilmektedir (s. 33). Sözü geçen elçiliklerin gidip gelmesi konusu, taraflar arasında yaşanan bir savaş neticesinde gerçekleştiği düşünülüyor. Bu da Tibet tarihinin siyasi arenadaki varlığının en erken adımı olarak görülebilir. Ayrıca, Tibet İmparatorluğu’nun yükselişindeki rolüne ilişkin tartışmalar da kitap içerisinde ele alıyor. Beckwith, Tibet İmparatorluğu’nun yükselişinin başlangıcı olarak, özellikle de Tang Hanedanı’nın gücünün zayıflaması ve Orta Asya’daki diğer devletlerin mücadelesi gibi unsurların etkili bir şekilde olanak sunduğunu sistematik bir şekilde aktarıyor. Mesela 715 yılından itibaren bölgenin adeta bir dönüm noktasına girdiğini; batıda Araplar, doğuda Çinliler ve güneyde Tibetlilerin erken dönem Orta Çağ Asya’sının en büyük üç yayılmacı devleti oldukları ifadesiyle döneme geniş perspektifli bir çerçeve çiziyor (s. 94).

Anlaşıldığı üzere, Tibet İmparatorluğu’nun yönetimi de karmaşık bir feodal sisteme dayanıyordu. İmparator, prenslerin desteğiyle kendi yönetimini sürdürürken, destek veren prensler de kendi yerleşimlerini ayrı bir yönetim birimi olarak göstererek varlıklarını sürdürüyorlardı. Bu nedenle, imparatorluk idari açıdan zaman zaman zayıf bir duruma düşebiliyordu. Tibet İmparatorluğu, IX. yüzyılda Çin Tang Hanedanı’nın desteğiyle güçlendi ve birçok alanda gelişim gösterdiği bir sürece girdi. Özellikle de Tibet Budizmi’nin artmasıyla, kültür ve sanat alanında da büyük bir etki yarattığı görülür. Bu değişim sürecini de erken dönem Orta Avrasya’yı süreç bakımından benzerliği nedeniyle Orta Çağ batısı ile karşılaştırarak değerlendirdiği görülür.

Tibet İmparatorluğu’nun sonu ise, hızlı bir yükselişin ardından IX. yüzyıl sonlarına doğru gerçekleştiği görülür. Tibet İmparatorluğu’nun zayıflaması, bölgede yeniden güçlü bir hanedanın ortaya çıkmasını engelledi ve daha sonraki dönemlerde Tibet, farklı kültürlerin etkisi altında eriyerek son buldu. Genel olarak, Beckwith’in kitabı, Tibet İmparatorluğu’nun Orta Asya’daki tarihsel önemini anlamak için önemli bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Ancak, bazı eleştirmenler kitabın Tibet tarihindeki bazı konuları ele almakta yetersiz kaldığını iddia etmektedirler. Bu iddiaların tesiri altında kalmamak adına, bu dönem üzerine yapılan çalışmalarla birlikte kullanılarak, Tibet tarihi hakkında daha kesin bir veriye ulaşmak mümkün olabilir. Yine de “Tibet tarihi” dediğimizde, sadece Tibet’in tarihi değil, aynı zamanda bölgedeki diğer güçler ve onlarla kurulan temaslar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, Christopher l. Beckwith’in “Tibet İmparatorluğu Tarihi” kitabından Tibet tarihinin yanında Tibet’in konumu ve ilişkileri nedeniyle Göktürkler, Karluklar ve Türgişler gibi Türk halklarına da rastlamak mümkündür. Bu da kitap okuyucusuna, Tibet tarihini öğrenirken Türk tarihini de yeniden hatırlatıyor ve aynı zamanda Tibetliler gözünden Avrasya’da önemli bir boşluğu doldururken, Tibet tarihi adına yapılacak yeni araştırmalara kapı aralıyor. Bu kitabı inceleme vesilesiyle, çeviriyi üstlenen Ali Fahri Doğan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na. Böyle kıymetli çalışmaların artması temennisiyle…
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Coco Chanel'i yakından tanımak isteyenlere...
Gabrielle “Coco” Chanel’in sansasyonel yaşamının ve mirasının perde arkasına bir yolculuğa çıkmak isteyenler bu kitabı mutlaka edinmeli. Coco Chanel’in gerek özel yaşantısına dair detaylar gerekse moda endüstrisine kazandırdığı yenilikler bu kitapta akıcı bir şekilde aktarılıyor.

Şapkacılık ile başladığı kariyerinin giysilerle şekillenmesi bile başlı başına bir başarı hikayesiyken o her daim büyümeyi hedefliyor ve bu çabasını kitap süresince her fırsatta görüyoruz. Ayrıca kült koku Chanel No:5’in tarihçesi ve hatta şişe tasarımının yıllar içindeki değişimi en ilgi çekici detaylardan biri.

Okur, dönemin Fransa’sına ve savaşın moda ve sanat üzerindeki izlerine dair çarpıcı bilgilere erişiyor. Tüm bunların yanı sıra Coco’nun kişiliğine, ilişkilerine dair de bilinmeyenleri öğreniyor. Linda Simon’un kaleme aldığı Coco Chanel, içerisinde yer alan fotoğraflarla, güncel ve kapsamlı bir biyografi olarak tanımlanmayı hak ediyor. Akıcı ve özenli çevirisi de okurun ilgisini zinde tutan ayrıntılardan biri.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir